(500) Days of Summer

(500) Days of Summer

500 Days of SummerKimi filmler insana zaten sinemaya giderken ne kadar iyi olduğunu haber verir.Siz zaten filmin çoktan favori filmlerinizden biri olacağını bilirsiniz ve tek yapmanız gereken 2 saat boyunca bu önceden bilinen favori filminizi izlemektir.Bana kalırsa bu tür filmler izleyeni en çok mutlu eden filmlerdir.Filmin ne kadar iyi olduğunu bildiğiniz gibi, beklentileriniz de karşılandığından salondan suratınızda koca bir gülümseme(tabi film trajikse gözyaşlarıyla) ayrılırsınız.İşte (500) Days of Summer bana bunu yaşattı.Ben zaten bu filmi çok seveceğimi biliyordum.Sinemaya gittim, izledim ve çok sevdim.

Filmin baş kahramanları Summer ve Tom zaten sempatiklik konusunda tavan yapmış iki harika birey.Tam anlamıyla aşkı yaşamasalar da onun gibi birşeyi izleyiciye neşe vererek yaşıyorlar.Gerçi Tom kesinlikle aşık ve bunu da hissettiriyor.Ama Summer açısından işler pek de böyle ilerlemiyor.Neyse.Film hakkında spoiler verme niyetim yok.Şunu söylemeden de geçemeyeceğim yalnız.(500) Days of Summer kesinlikle bir aşk filmi değil! Sonuna kadar neşeli bir aşk filmi gibi gözüküp sonunda işi kadere kısmete bağlayan ve resmen “Alnında ne yazıldıysa o.” cümlesini suratınıza çarpıp, “Kader biraz da senin elinde.” diyerek biten bir film.Bence duyguları körelmemiş olan ya da aşkın modern karşılığından haberdar olan herkes bu filmden zevk alır.

Senaryo hiç tanımadığımız isimlerin kaleminden çıkmış.(500) Days of Summer‘ı kaleme alan Scott Neustadter ve Michael H. Weber yıllardır aradığımız hikayeyi, “Bunu filme çeksinler.” dediğimiz bir ilişkiyi beyazperdeye taşımış.Hem de oldukça kalbur üstü bir senaryoyla.Senaryoya, diyaloglara, hem sıradan hem de özgün olan herşeye, esinlenilen şarkılara ve filmlere, herşeye hayran kaldım! Önceleri video klip çekerek yine bu sektörde çalışan Marc Webb‘in yönetmenliği de bana kalırsa takdiri hak ediyor.İlk film için fazlasıyla mükemmel.

Filmde kesinlikle iki kişinin etrafında dönüyor tüm olaylar.Zooey Deschanel ve Joseph Gordon-Levitt zaten daha önceden tanıdığımız iki genç ve yetenekli isim.Ben ikisini de beğendiğim için üzerine pek birşey ekleyemiyorum.Zaten Hollywood’un son jenerasyonunun en başarılı isimlerinden bahsediyoruz burada.Ki bana kalırsa ikisi de hem mükemmel güzellikte olunmayıp, hem de bu kadar fazla sevilmenin canlı birer örneği.Tom’un yakın arkadaşları Geoffrey Arend ve Matthew Gray Gubler‘ın eğlenceli performansları da kayda değer.Bir de The New Adventures of Old Christine‘den Clark Gregg takıldı gözüme.Tom’un kız kardeşi rolündeki Chloe Moretz de bana kalırsa gözüktüğü sahnelerin hepsinde bizi güldürdü.

Filmin müziklerine gelirsek…Aman Tanrım!!! The Smiths‘den iki harika şarkı, Doves, Zooey Deschanel‘in sesinden harika bir Smiths şarkısı, The Temper Trap adında daha önce keşfetmediğim için delirdiğim bir grup…Yok yok diyeyim ben size.Buradan da tam not.Zaten filmin bir yerinden not kırarsam, kendime şaşacağım.

Özellikle diyalogları ve beni kendine hayran bırakan kurgusuyla ilgi çeken (500) Days of Summer bu sene izlediğim en iyi filmdi.Beğenmeyenler için diyecek sözüm yok.Tam not vermeyip de ne yapayım?

A+

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College’a başladı. Şimdi de University College London’da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir