The Twilight Saga: New Moon

The Twilight Saga: New Moon

Hiçbir zaman popüler kültürle haşır neşir olduğum için gocunmadım.İngilizce tabiriyle bu tarz “guilty pleasure”larım çok oldu.Amerika’da Gossip Girl ve The O.C. izleyenlere başka bir gözle bakılıyor olsa da bu dizileri izlediğim için hiç rahatsız olmadım.Tabi The Hills ya da Laguna Beach absürdlüklerine alet olmadım, bunu da ekleyeyim.Beni yanlış tanımanızı istemem.Sinemadaki popüler akımı Hollywood yapımlarının oluşturduğunu düşünürsek ben bu akımın da mensubuyum ayrıca.Uzak Doğu ve Avrupa sineması beni cezbetmediği için de kendimden şüphe edecek filan değilim.

Peki konuyu nereye getirmeye çalışıyorum? Bir yere getirmeye çalıştığım yok çünkü tam da konunun kendisinden bahsediyoruz.Bu aralar popüler olan şey vampirler ve bunu yaratan da Stephenie Meyer‘ın dünya çapında bir başarı öyküsüne sahip olan Twilight serisi.Bu seriyi açıklamaya kalkışmama gerek yok sanırım.Bir şekilde televizyon izleyen ya da gazete okuyan herkes Twilight‘ın yarattığı gürültünün farkındadır.Farkında değilseniz zaten bilgisayarınızı kapatıp kendi asosyalliğinize yanmanızı rica edeceğim sizden.Son söyleyeceğim ise serinin ilk filmi Twilight‘ı beğenmiş birinin bu yazıyı yazdığı.Twilight‘a tepki vererek kendini popüler akımın dışında bırakmaya çalışan “Ben farklıyım.” triplerindeki ergenlerden biri değilim yani.Çoğunluktanım ve gurur duyuyorum.

İlk filmin yarattığı atmosferden sonra tabiki ikinci film New Moon‘dan beklentimiz çoktu.Herkesin yorumu ise ikinci kitapta Edward çok az yer aldığından dolayı filmin başarısız olacağı yönündeydi.Öncelikle filmin başarısız olmasının sebebinin Edward’ın fazla gözükmemesi olduğunu söylemek istiyorum.Hatta bu kadar az sahne bana yetti kendisiyle.Mümkünse üçüncü filmde Robert Pattinson canlandırmasın Edward’ı zaten.Neyse, oraya sonra geleceğim.

İlk filmin yönetmeni Catherine Hardwicke‘ti malum.Kendisi video klip kültüründen gelen bir bayan olduğundan filminde de bu geçmişinin etkilerini hissedebiliyorduk.Ve ben bu etkilerden epey memnundum.İkinci filmin yönetmeni ise The Golden Compass ve About A Boy‘dan tanıdığımız Chris Weitz.Tamam, kabul ediyorum Weitz normalde Hardwicke‘den daha başarılı bir yönetmen.Ama bu Twilight serisi için biçilmiş kaftan olduğu anlamına geliyor.Kesinlikle Hardwicke tarafından çekilmiş bir devam filmini tercih ederdim! Yönetmen değişikliğinin bu kadar etkili hissedileceğini ise hakikaten düşünmemiştim, üzüldüm.Keşke hiç değişmeseymiş.Üçüncü filmi David Slade‘in yöneteceğini de ekleyelim bu arada.

Senaryo konusunda ise ilk filmi de uyarlayan Melissa Rosenberg‘i tebrik etmek gerek.Çünkü ilk filmden daha çok bağlı kalmış kitaba.Hikayede önemli olan her şey vardı filmde.Ekstralar vardı birkaç tane ama onlar filmin gidişatını değiştirecek nitelikte değildi.Filmin doğru işleyen tek yanının senaryo olduğunu söylemek yanlış olmaz sanırım.

Kadroya gelirsek…Kristen Stewart bana göre bu filmde rol yapmıyor, direk kendini canlandırıyor.Eğer kendisine şov programlarında ya da ödül törenlerinde rastlarsanız gerçek hayatta da Bella Swan olduğuna kanaat getirebilirsiniz.Bu bölümde ağırlığı epey hissedilen Jacob’ı ise Taylor Lautner canlandırıyor.Filmdeki üç ana karakterden işini en iyi yapanın o olduğu kesin.Birkaç yerde yapmacık gelmiş olsa da gözüme fena değildi.Film için girdiği forma ise hayretler içerisinde baktım.”Yaşasın protein!”.Peki ya hikayenin kilit karakteri Edward rolündeki Robert Pattinson? Ben hayatımda bu kadar kötü acı çekiyormuş rolü yapan birini görmedim.Bulunduğu sahnelerin hepsini katletti resmen.Mümkünse konuşmasın ve açı çekmesin.Sadece yürüsün! İlk filmde beğendiğim Pattinson‘a oyunculuğundan düşük puan veriyorum.

Kadronun geri kalanı için ise diyecek bir şey yok.Çünkü bu bölümde üçünü o kadar çok izliyoruz ki diğerlerine zaman kalmıyor.Cullen ailesinden sadece Alice rolündeki Ashley Greene gözüküyor.Kadroya bu bölümde katılan Dakota Fanning ve Michael Sheen ise diğer filmlerdeki ünleri sebebiyle dikkatimizi çeken isimler.Yoksa filmde maksimum 5 dakika yer alıyorlar.Bir de bu sene Oscar’a aday olması mümkün olan Anna Kendrick‘in adını geçerek oyuncu faslını da kapatayım.

New Moon‘un, Twilight‘tan farklı bir yanı da soundtracki.Bu sefer kitaba uygun olarak daha depresif şarkılarla karşı karşıyayız.Soundtracki filmi izlemeden önce fazlasıyla dinlediğimden güzel olduğunu söyleyebilirim.Filmde şarkıların kullanılışının sadece arabalarda olması ise ayrıca enteresandı.

Teknik açıdan çok iyi olmasına rağmen oyunculuk ve yönetmenlikten sınıfta kalan New Moon beni hayal kırıklığına uğrattı.İlk filme B+ verdiğimi hatırlatarak New Moon‘u yılın en büyük hayal kırıklığı ilan ediyorum.Bakalım üçüncü film Eclipse‘de David Slade ne yapacak?

C-

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir