Avatar

Avatar

Öncelikle sözümü Fight Club gibi deli saçması bir filmi beğenip Titanic‘e dil uzatanlara laf atarak başlamak istiyorum.O insanları bilirsiniz, hep etrafımızdadırlar.Fight Club onlar için başyapıttır.Fincher o kadar zeki bir yönetmendir ki filmi bir üstün zekalının ürünüdür.O film tapılasıdır, sevilesidir vesaire vesaire…Kısacası bu insanlar bir şey anlatmayan ya da anlatırken anlam bilimi karmaşasından başka bir şey olmayan filmlere bayılırlar.Titanic ise onlar için fazla klişedir.Filmdeki aşk hikayesini “Kate Winslet, Leo‘dan daha büyük gözüküyor.” şeklinde yorumlarlar.Halbuki onların taptığı filmde kadın karakter kafayı sıyırmıştır, her türlü uyuşturucu türevinden dolayı 1000 yaşında gibi göstermektedir.Bir de bazıları Titanic‘i izlememişlerdir bile.Zaten en çok onlar rahatsız ediyor beni.”Hiç izlemedim, denk gelmedi.” cümlesini kurmak suretiyle bu filmi aslında izlemeye değer bulmadığını kibarca ifade etmektedirler.Ben ise bu grubun tam tersi olanlardanım.Fight Club benim için hayatımdan çalınmış 2 saatten öte bir şey değildir.Tyler Durden karakteri benim için bir şey ifade etmediği gibi, o film Brad Pitt‘in rol yeteneğinin sıfır olduğu bir filmdir.Titanic ise oyunculuklarıyla değil de daha çok teknik başarısıyla övünülmesi gereken bir filmdir.Bana sinema sevgisini aşılayan filmlerdendir.Zaten ne aldığı Oscarlar, ne de filme verilen tam puanlar gözüme batmıştır.Tabi tüm bu sevgime rağmen James Cameron‘ın Avatar‘ı yapmaya başlarken verdiği “beyazperdede yeni bir çığır açacak” demeçlerine aldırış etmiş değilim.Hatta filmin sır gibi saklanan yapım süreci sebebiyle büyük bir hayal kırıklığı yaratacağı tahminini yürütmüştüm.Tabi ben nereden bileyim, James Cameron‘ın 2009’un en iyi filmlerinden, hatta son 10 yılın başarısı ciddi olarak dikkate alınması gereken filmlerinden birini yaptığını.

James Cameron‘ın beyazperde yolculuğuna baktığınızda zaten çok da şaşırmamak gerekiyor yeni bir bomba patlatmasına.Öncelikle Terminator gibi kült bir filmi sinema tarihine bağışlamış.Sonrasında devamı bitmek tükenmek bilmeyen Aliens fırtınasını yaratmış.En nihayetinde Titanic ile 11 Oscar alarak filmografisine bir altın yıldız daha eklemiş.Şimdi ise imdb’nin listesinde şu aralar 26. sırada olan Avatar ile yeni bir gündem yaratmış durumda James Cameron.

Bundan birkaç gün evvel salt bilimkurgu filmlerindeki yönetmenliğin çok da kayda değer olmadığını söylemiştim.Ancak Spielberg‘i istisna olarak gördüğümü de eklemiştim.İşte bir istisna daha karşınızda, James Cameron.Filmin % 60’ının performans yakalama tekniğiyle çekildiğini düşünürsek. bir de üzerine normal dünyada geçen bilgisayar yaratımı sahneleri eklediğimizde aslında elimizde kurgusal olmayan pek sahne kalmıyor.Ki zaten teknik olarak filmin tamamı kurgusal, ama ben yaratım sürecini kastediyorum.Neyse, konuya tekrar dönersek…Büyük bir kısmı bilgisayar üzerindeki bir işçilikle çıkmış olmasına rağmen Avatar, yönetmenliği çok güçlü bir film.Bunu da zaten en çok Na’vi ırkının yaşadığı yerdeki çekimlerde hissediyorsunuz.Sanki James Cameron kamerasıyla beraber başka bir boyuta geçmiş ve o dünyada bir belgesel çekmiş gibi.Üstelik A sınıfı kalitede bir belgesel.

James Cameron‘ın dört dörtlük yönetmenliğinin yanında filmin tek eleştirilebilecek yanının yine Cameron‘ın işçiliğiyle yazılmış olan senaryosu olduğunu eklemek isterim.Senaryonun seyirciyi, yaratılan dünyaya inandırma konusunda herhangi bir sıkıntısının olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim.Eleştiriye açık olan yanı genel olarak herkesin söylediği klişe cümlelere sahip olması.Ancak bu “klişe” eleştirisine benim bir cevabım var.Evet, film klişe cümleleri içinde barındırıyor.Ama Avatar‘ın tamamı bu tanıdık hikayeden oluşmuyor.Yani sıradan bir tüketim topluluğu mesajı yok burada.Ya da çevremizi koruyalım, yoksa gözümüzü çıkarır diyerek dan dun bir şeyler de anlatmıyor.Her detay o kadar incelikli bir şekilde yerleştirilmiş ki tüm bu klişeyi film bittiğinde üzerine düşündüğünüzde fark ediyorsunuz.Üstelik herhangi bir canlıya benzetemediğim, mavi ve büyük yaratıklar bana pek de klişe gibi gelmedi! Bunun yanı sıra filmin ağır Amerika eleştirisi de has bir Amerikan olan James Cameron‘ı düşünürsek oldukça kayda değer bence.

Peki %60’ı performans yakalama tekniğiyle çekilmiş olan Avatar‘ın oyuncularını eleştirmek mümkün mü? Hem de ne mümkün.Hatta filmde Na’vi halkından en çok izlediğimiz karakter olan Neytiri’yi canlandıran Zoe Saldana‘nın bu senenin en iyi oyunculuklarından birini sergilediğini bile söyleyebilirim.Kendisinin Oscar’a aday olması için destek verenler oldukça fazla ve böyle bir şey mümkünse sonuna kadar da destekliyorum! Filmde iki dünyada da karşımıza çıkan Sam Worthington ise uzunca bir süre beyazperdeyi işgal edecek haberiniz olsun.Büyük bir yetenek olduğunu söyleyemeyeceğim, ama beyazperdeye yakışan bir duruşu olması sebebiyle Hollywood’da çok rol kapar gibi geliyor.Bu iki başrolün dışında filmin en nitelikli ve en iyi performanslarından birini sergileyen Sigourney Weaver‘a dikkat çekmek de yarar var.Maskülen bir kadının hoş olabileceğinin en büyük kanıtı olan Michelle Rodriguez, paranın kölesi olmuş bir adam olarak karşımıza çıkan Giovanni Ribisi ve yılın en iyi “kötü”lerinden Stephen Lang kadroda önde gelen diğer isimler.

Ben Avatar‘ı şu an 2009’un en iyi filmi olark adlediyorum.Yılın en iyileri listesinde The Oscar Boy’da ön sıralarda olacağının şimdiden haberini vereyim.Yukarıda bahsetmeyi unuttum, ekleyeyim hemen.Filmi 3 boyutlu olarak izledim sinemada ve 3D hadisesinde fazlasıyla başarılı olduğu için bir kat daha sevdim.Önerim Avatar gösterimden kalkmadan sinemada 3 boyutlu haliyle izlemeniz.Bu fırsat kaçmaz diyorum.Yılın en iyi filmini kaçırmayın!

P.S: Filmin müziklerinin James Cameron filmlerine ayrı bir anlam katan James Horner tarafından yapıldığını belirtmek de yarar var.İşinde ne kadar usta olduğunu da eklememe gerek yok sanıyorum.

[A-]

Oscar Karnesi
En İyi Film
En İyi Yönetmen
En İyi Kurgu
En İyi Görüntü Yönetimi
En İyi Sanat Yönetimi
En İyi Ses Miksajı
En İyi Ses Kurgusu
En İyi Görsel Efekt
En İyi Özgün Müzik

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

0 Yorum

  1. abdullah

    bu konuda sana katılmıyorum bay editör, avatar benim için james cameron sinemasının en nadide parçası ama bu film yı8lın en iyisi degil kesinlikle sana katılmıyorum, yılın en iyilerinden biri oldugu hiç kuşkusuz ama en iyisi oldugunu söylemek için daha çok erken, ha bu senin görüşündür saygılı olmak gerekir ama fight club filmi için söylediklerin kesinlikle çok yanlıştı yoksa sen titanik filmiyle david fincer’ın şaheser filmi olan fight club filmini bir mi tutuyorsun kimseler duymasın aralarında bir dag kadar fark var, titanik senin abrttıgın kldar iyi bir film olsaydı, yalnızca eleştirmenler nezdinde degil yapılan hiç bir ankette titanik filmini begenen çok nadir çıkıyor, ama fight club gerek sinema dili gerek kurgusuyla sinemanın en başarılı yapımlarından biridir. titanik kötü mü kesinlikle degil, ama filmi gözünde çok büyütmüşsün. hatta rivayete göre filmi begenen eleştirmenleri diger eleştirmenler dışlamışlar.

    Yanıt
  2. umurtas

    aslında burada fight club-titanic mukayesesinden çok fight club’ı çok abartanların popüler akıma karşı olmasına değinmek istedim.açıklamam yanlış olduysa bilemem.ama evet ben titanic’i gözünde büyütenlerdenim galiba.daha doğrusu benim sinemaya olan tutkum titanic ve music from another room ikilisiyle başladığından bu iki filmi kayırıyorum.fight club kötüdür, kakadır diyemem.ama gereğinden fazla abartıldığını düşünmekteyim.bence fight club, david fincher’ın “alın işte ben hepinizden akıllıyım.” gösterisiydi.ben fight club’ı izleyeli 1,5 sene oluyor bu arada.yani geç izledim.e tabi etrafındakiler uzun süre fight club şöyle, fight club böyle diyince insan çok daha önemli bir şey bekliyor.fakat ben göremedim o önemi.bana kalırsa fincher’ın en iyi filmi se7en’dır.fight club ise tıpkı requiem for a dream gibi bağra daha fazla basıldığından öne çıkmış bir filmdir.

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir