There Will Be Blood

There Will Be Blood

Hollywood kesinlikle erkeklerin egemenliğinde olan pazarlardan biri.Tüm başarılı yönetmenler, senaristler erkeklerden oluşuyor.Düşünülmesin ki kadınlar başarısız diyorum.Aksine çok da başarılı kadınlar var.Mesela Meryl Streep gibi olağanüstü bir aktrisle bir daha ne zaman karşılaşırız bilemiyorum.Ya da Sofia Coppola gibi sade bir anlatım tarzıyla harikalar yaratan bir kadınla? Bu sene The Hurt Locker‘la aslında erkek işi olan savaş filmi yönetmenliğini yapan Kathryn Bigelow mesela.Örnekler var tabi.Ama ne yaparsak yapalım erkeklerin fazla olduğu gerçeğini değiştiremiyoruz bu endüstride de.Bir de üzerine Amerikalılar’da erkek oyunculara tapmak gibi bir takıntı var.Sean Penn‘in aldığı her ödülde, hangi ödül töreninde olursa olsun sevinçten çılgına dönen kalabalığı fark etmişsinizdir.Robert De Niro ya da Jack Nickholson gibi bu işin piri olan isimlere olan bağlılıkları ise bambaşka.İşte o oyunculardan biri de Daniel Day-Lewis.Amerika bu adamı ne yaparsa yapsın sevecek ve hep zirvede tutacak, buna emin olabilirsiniz.Mesela Nine büyük bir hayal kırıklığı olarak nitelendiriliyor, ama Daniel Day-Lewis‘in bu konudan da yara almadan sıyrılabileceğine eminim.Tabi hayranlıklarının sebepsiz olduğunu söylemek pek mümkün değil.Daniel Day-Lewis oynadığı her filmde “Oyunculuk böyle olur.” dedirtmeyi başarıyor.Zaten kendisi filmlerden sonra da oynadığı karakterin etkisinde kalmasıyla biliniyor.

Daniel Day-Lewis için “Kesin Oscar’ı alır.” dediği zamanlar ben açıkçası hem kendisine, hem de filme karşı önyargılı davranıyordum.Bu çok önceden ödülü alacağı belli olan oyunculara karşı fark edilir bir antipatim olduğundan, Daniel Day-Lewis‘i izlemeyi reddetmiştim.Aynı şekilde ödülü alınca da resmen kendi kendime sinirlendim.Tabi bu tür takıntılarımı attım, şimdi herhangi bir problemim yok.Hele ki There Will Be Blood‘u izleyen birinin Daniel Day-Lewis‘e kayıtsız kalması mümkün değil!

There Will Be Blood sinemaya, Magnolia ve Boogie Nights gibi harikalar üretmiş Paul Thomas Anderson tarafından uyarlanmış.Aynı zamanda Anderson filmin yönetmenliğini de üstlenmiş.Hem senaristliği hem de yönetmenliğiyle Oscar’a aday olduğunu ekleyelim.Peki Anderson‘ın durumu ne? Açıkçası senaryo adına çok da şaşırtıcı bir metin değil.Hollywood tarafından en çok sevilen eleştiri stili, genelde petrol üzerinden yapılandır.Bu yüzden temeline indiğinizde “Aman da aman!” diyeceğiniz bir metin görmeniz mümkün değil.

Film Daniel Plainview adında sıradan bir işçinin petrol hırsıyla dönüştüğü adamı anlatıyor.Tabi filmin senaryosunun çok da bilinmeyen bir şey olmaması sizleri yanıltmasın.Klişelere hiç el atmadan, oldukça sade bir materyalle oldukça sağlam bir film çıkarılmış ortaya.Paul Thomas Anderson‘ın özellikle Daniel Day-Lewis‘i öne çıkaran kamerası bence dikkate değer, hatta üzerine konuşulması gereken bir iş olmuş.Filmin sırtını tamamen Day-Lewis‘in oyunculuğuna dayayan yapısı, aslında çok kolay bozulabilecekken muazzam bir şekilde kurulmuş.

Daniel Day-Lewis aldığı ikinci Oscar’ını kesinlikle sonuna kadar hak etmiş diyebilirim.Bu filmin tek yıldızı da kendisi bana kalırsa.Tek başına harikalar yaratmış.Oyunu o kadar inandırıcı ki, tamamen kötü olan karakterinin gerçek olduğuna fazlasıyla inanıyorsunuz.Tabi yukarıda da belirttiğim gibi Paul Thomas Anderson‘ın Daniel Day-Lewis‘e sırtını dayayan kamerasının da bunda etkisi büyük.Aynı şekilde filmin görüntü yönetmenliği de o kadar takdire şayan ki bir belgesel izler gibi izliyorsunuz filmi.Her şey fazlasıyla inandırıcı! Day-Lewis dışında kadrodan öne çıkan tek isim Paul Dano.Little Miss Sunshine‘dan sonra kendisini böyle bir filmde izlemiş olmak garip de olsa o da rolünün üstesinden başarıyla gelmiş.

Açıkçası filme fazla kusur bulamıyorum.Yapılan her şeyi mükemmel.Petrolle alakalı çok ciddi ve oldukça iyi bir eleştiri var film.Deneysel sayılabilecek müzikleri, yönetmenliği, sinematografisi, sanat yönetimi…Çok iyi! Bahse varım bundan 20-30 sene sonra There Will Be Blood 2000ler’in en iyileri arasında yer almaya hep devam edecek.

[A+]

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

0 Yorum

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir