Eastern Promises

Eastern Promises

Viggo Mortensen çoğumuzun hayatına Lord of the Rings üçlemesi ile girdi.Hatta Peter Jackson kendisini filminde oynatmış olmasaydı belki hala Mortensen ünlü olmamış bir aktör olarak kalacaktı.Mortensen‘ın benim hayatıma girişi ise kesinlikle 98 tarihli A Perfect Murder ile oldu.Gwyneth Paltrow ve Michael Douglas gibi 90lar’ın iki harika yıldızını bir araya getiren filmde Viggo Mortensen, Paltrow‘un aşığı ve aynı zamanda onu öldürmesi için tutulan kiralık katil rolündeydi.Film aslında ahım şahım bir şey değildi, ancak o yıl sadece 8 yaşında olmama rağmen hala aklımda kalmışsa bir keramet vardır diyorum.En azından sinemaya olan sevgimin arttığı dönemlerde karşıma çıktığı için bile filmin tüm kusurlarını görmezden gelebilirim.2001 yılına geldiğimizde ise bana göre 2000ler’in en iyi filmlerinden biri olan Lord of the Rings üçlemesinin ilk filminde karşımıza çıktı Mortensen.Aragorn rolüyle hayatımıza öyle bir girdi ki çoğu LOTR hayranının favori karakterlerinden biri oldu çıktı.2001 itibariyle sinemalarımızı ziyaret ettiği üç sene boyunca Mortensen popülaritesini hep artırdı.Zaten üçleme sona erdiğinde “Acaba şimdi hangi filmde izleyeceğiz?” dediğimiz oyuncularındandı filmin.2004 tarihli Hidalgo bu açıdan tam bir hayal kırıklığı oldu ve gözümüzde büyüttüğümüz bu adamın imajına hakikaten yerle bir etti.Ancak hemen ertesi sene gelen David Cronenberg filmi A History of Violence, Mortensen‘ı tekrar hayatımıza soktu.Film iki dalda Oscar’a aday oldu, ki neredeyse Viggo Mortensen da aday olacaktı.A History of Violence‘dan 2 sene sonra gelen ikinci Cronenberg-Mortensen ortaklığı Eastern Promises ise beklenen Oscar adaylığını getirdi.Viggo Mortensen artık resmi olarak devler ligine girmiş oldu.

Eastern Promises Londra’da yer alan gizemli bir Rus ailenin sırrının, sıradan bir ebe tarafından öğrenilmesiyle başlıyor.Doğum yaparken ölen bir kadının günlüğünü yakınlarına ulaşıp, doğan çocuğu teslim etmek için karıştıran Anna günlükte hiç beklemediği bir sırla karşılaşıyor.Bu sırrı öğrenmesiyle beraber Anna farkında olmadan kanlı bir Rus çetesinin hedefi oluyor.

Eastern Promises‘ın yönetmeni David Cronenberg zaten karanlık ve geçmişi suç dolu ailelerin yaşamlarını konu eden filmleriyle bilinir.Bu film de filmografisine eklenen yeni bir halka olmuş.Şiddet, kara film ve suç öğelerinin her birini içinde barındırıyor.Anlatım ve kurgu çok akıcı olmasa da hikaye sizi içine çekiyor.Ki bu film için Cronenberg‘in en iyi filmi demekten de kaçınmamak gerek.80’li yıllardan beri yaptığı en iyi film bile diyebilirim.Tabi ikinciliğe A History of Violence‘ı yerleştirmek kaydıyla.

Filmin senaryosunu ise Dirty Pretty Things‘in Oscar adayı senaristi Steven Knight yazmış.Şimdilerde Tony Scott ile Emma’s War adında bir film için çalışan Knight‘ın kalemi pek kuvvetli olmasa da hakikaten özgün bir materyal.Filmin içerisindeki Rus-Türk-İngiliz karmaşasından alnının akıyla çıkmış.Hikayenin mesaj verme ya da cümlesini doğru aktarma gibi bir kaygısı olmadığından herhangi bir sıkıntı da yok.Özetlemek gerekirse çok mükemmel diyemesem de kesinlikle 10 üzerinden rahatlıkla 8 ya da 9 verebileceğim bir metin mevcut.

Oyuncu kadrosu ise belki de Eastern Promises‘ın çekici olmasının en büyük sebebi.Viggo Mortensen‘ın Oscar’a aday olan Nikolai rolü hakikaten harika.Aksanı, duruşu ve mimikleriyle Mortensen temiz bir işçilik çıkarmış.Nikolai’ın kimi zaman karikatürize edilmiş karakteri bile insana inandırıcı geliyor.Naomi Watts ise ne yazık ki filmin en vasat oyuncusu.Açıkçası Watts‘ın tek tip “acı çeken eş” rolünden başka başarısını görememekten ve kendini tekrar ediyor oluşundan az da olsa şikayetçiyim.Umarım o da Nicole Kidman gibi yakın zamanda kabak tadı vermez.Bir diğer önemli rol ise favori karakter oyuncularımdan Vincent Cassel.Kesinlike rolüne cuk oturmuş.Kirill’in tüm o gücü altındaki zayıflığı ve babasının oğlu olmaktan öteye geçemeyen basit kimliği Vincent Cassel‘ın vücudunda harika bir şekilde can bulmuş.Filmin son önemli rolü ise Shine‘dan hatırlayabileceğiniz Armin Mueller-Stahl‘a ait.

Eastern Promises, üst düzey bir suç filmi.Bunun üzerine içinde eser miktarda drama ve romantizm de konmuş.Bolca kanlı sahnesi mevcut ve hepsi de insanın tüylerini ürpertiyor.Benim pek de hoşlanmadığım bir tür olan kara filme yakın bir çizgide seyirlik ve David Cronenberg‘in en iyi filmi.Naomi Watts sevenler için bir hayal kırıklığı olabileceğini de ekleyerek izlemenizi tavsiye ediyorum.

[B]

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College’a başladı. Şimdi de University College London’da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir