The Messenger

The Messenger

Sizler ne durumdasınız bilemiyorum, ama ben Amerikalıların savaş hakkında bitmek tükenmek bilmeyen filmlerinden sıkıldım.Her filmdeki o aşırı milliyetçilik, sanki yaptıkları dünyanın işiymiş gibi takındıkları tavır, karakterlerin hepsinin arıza olması…Klişe üstüne klişe yaratarak klişe kavramında bile yeni bir çığır açtılar.Ve her sene de yeni örnekleriyle karşılaşmaya devam ediyoruz.Daha önce felaket filmleri için söylediğim şey şimdi de Amerikan ordusu hakkındaki filmler için geçerli.O kadar çok örneğini izledikki fark ettirmeden oluşan bu türün uzmanı olduk.Gerçi Stop Loss‘ı izlediğimden beri daha berbat bir ordu filmi olmayacağını düşünmekteyim, ama neyle karşılaşacağımı henüz bilemiyorum.Yarın bir gün Stop Loss‘dan daha kötüsü çıkarsa ben size haber vereceğim, hiç merak etmeyin.

Konumuz ise girişten de anlaşılacağı üzere bir Amerikan ordusu hikayesi, The Messenger.Film savaşta ölenlerin ailelerine acı haberi verme göreviyle yükümlü iki askeri anlatıyor.Peki bu iki asker sıradan askerler mi? Elbetteki hayır.İkisini de gördüğünüz andan itibaren ilerleyen sahnelerde ne tarz iki rahatsız Amerikalı ile muhattap olacağınızı anlıyorsunuz.

Tekrar ilk paragrafa dönmek gerekirse…The Messenger bu aralar Hollywood’da sükse yapmış olan Amerikan ordusu filmlerinden bir diğeri.Hatta içinde psikolojisi fazlasıyla bozulmuş iki askeri barındırarak, klişelerin altına da imzasını atıyor.Ancak oldukça trajik gibi duran senaryosuyla diğerlerinden ayrılıyor.Yalnız diğerlerinden ayrılması durumu sizi yanıltmasın.The Messenger vaat ettiği dramanın onda birini dahi veremeyen bir film.Başarız mı? Hayır.Ama beklediğim filmle uzaktan yakından alakası yok.

Filmin yönetmeni Oren Moverman beyazperdedeki ilk yönetmenlik deneyimiyle karşımızda.Açıkçası Moverman‘in kamerası çok etkilemese de çok da fena sayılmaz.Ancak aynı zamanda senaryoyu da yazan Moverman‘in kaleminin daha güçlü olduğu kaçınılmaz bir gerçek.Daha önce I’m Not There ve Married Life‘ın senaryosunu yazan Moverman, buradaki başarısıyla Independent Spirit ödüllerine aday oldu.Aynı zamanda da Berlin Uluslararası Film Festivali’nden senaryo ve Barış ödülü aldı.Moverman‘e senaryoda yardım eden isim ise Alessandro Camon.Onu da daha çok prodüktör kimliğiyle tanıyoruz.Örnek vermek gerekirse kendisi The Cooler, Thank you For Smoking ve American Psycho gibi pek çok filmin prodüktörlüğünü üstlenmiş.

Kadroda ise iki isim öne çıkıyor.Bunlardan birincisi 3:10 To Yuma ile resmen kendine hayran bıraktıran Ben Foster.30 yaşın altındaki en iyi aktörler listesinde üst sıralara oynayabilecek harika bir yetenekten bahsediyoruz burada.Bu sene Oscar’a aday olması pek mümkün gözükmüyor.Ama kendisi için 3:10 To Yuma‘da da, bu filmde de Oscar kritiği yapıldı.O yüzden ben kariyerine çok dikkat edin diyorum.Eğer attığı sağlam adımlar bu şekilde devam ederse Foster geleceğin en ünlü Hollywood yıldızlarından biri olabilir.Ve de en başarılılarından tabi.Diğer önemli isim ise 2 kere Altın Küre, 1 kere Oscar adayı olmuş ünlü oyuncu Woody Harrelson.Harrelson o kadar çalışkan bir aktörki sadece 2008 yılında 6 projede yer aldı.2009’u 4 filmle kapatan Harrelson‘ın 2010 için ise hali hazırda 2 filmi var.Bir de Zombieland‘in devam filmi dedikoduları…The Messenger‘daki performansı ise Altın Küre’ye aday oldu.Haberiniz olsun, Oscar’a da aday olacak.Ve Christoph Waltz olmasaydı ödülü de alabilirdi nitekim.Peki ödülü hak eder miydi? Bana kalırsa kendisine giden ödül daha çok Akademi’nin kariyerine verdiği bir ödül gibi olurdu.Ancak bu The Messenger‘daki üstün performansını görmezden geleceğimiz anlamına geliyor.

Samantha Morton ise Critics Choice ve Independent Spirit ödüllerine aday oldu.Samantha Morton‘ın oyunculuğunu henüz çözebilmiş değilim.Hatta kadının gerçek karakterini hakikaten merak ediyorum.Çünkü her filme apayrı bir kadın olarak karşımıza çıkıyor ve her seferinde bir kat daha şaşırtıyor.Bu filmde de oldukça başarılı bir performansı var.Eleştirmek ne mümkün.The Messenger‘ın kayda değer son iki ismi ise Ben Foster‘ın sevgilisini oynayan Jena Malone ve kısa bir rolü olan Steve Buscemi.

The Messenger, bende konusunu okuduğumda harika bir dram izleyeceğim izlenimini yaratmıştı.Ancak filmin aşırı durgunluğu ve ilerlemeyen konusu filmden kopmama sebep oldu izlerken.Filmin en başarılı kısmı oyunculukları.Zaten o oyuncular da olmasa The Messenger‘ı izlemek bir işkenceye dönüşebilirdi.Geçen senenin Rachel Getting Married vakası işte.

[C+]

Oscar Karnesi
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Woody Harrelson)
En İyi Özgün Senaryo

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir