Up In The Air

Up In The Air

Bugün Oscar adayları açıklanacak diye yarattığım heyecan üzerinden 4 saat geçmiş olmasına rağmen daha yeni bitti.Tahminlerim ne derece tutacak derken bir de üzerine WordPress açılmamak da ısrar etti.Kısacası tam bir kaos anıydı.Peki konumuz ne? 6 dalda Oscar adayı olan Up In The Air.Hem de küçümsenecek dallardan bahsetmiyorum sizlere.Adaylıklar şöyle: En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu(George Clooney), En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu(Vera Farmiga ve Anna Kendrick) ve En İyi Uyarlama Senaryo.

Son yıllarda benim entellektüel komedi olarak adlandırdığım tür fazlasıyla ön planda.Genelde bu tür filmler eleştirmenler tarafından sevilen, komedisi olan ama komedisinin içerisinde dokundurmalar bulunan filmler oluyor.Örnek vermek gerekirse Thank You For Smoking mesela.Eleştirmenler tarafından beğenildi.Üzerine komikti.Ve tüm bu komedinin içerisinde herhangi bir sistemi eleştiriyordu.Tıpkı Up In The Air‘da da olduğu gibi.Peki bu iki filmin tek ortak yanı bu mu? Hayır.İki filmin yönetmeni de son yılların çağdaş vizyonlu isimlerinden Jason Reitman, ki kendisi Ivan Reitman‘in oğlu onu da ekleyelim.Reitman, Thank You for Smoking‘den sonra Akademi tarafından fark edilmesini sağlayan Juno‘yu çekti ve kesinlikle iyi başarı elde etti.Entellektüel komedi sınıfına koyamadığım daha çok bağımsız komedi olarak adlandırabileceğim Juno, Jason Reitman‘a ilk Oscar adaylığını getirdi.Film 4 dalda Oscar’a aday oldu ve Diablo Cody‘nin senaryosu törenden ödülle döndü.Şimdi ise Reitman biyografisine 3 Oscar adaylığı daha ekledi.En İyi Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Uyarlama Senaryo.

Up In The Air, Ryan Bingham adında benim ultra umursamazım sayılabilecek bir adamın etrafında dönüyor.Ekonominin kötüye gittiği bir dönemde şirketler tarafından çalışanların işine son verilmeleri için çağrılan Bingham’ın neşesi bir gün Natalie adında sektörde oldukça yeni olan bir kızın icadı sonucu kaçıyor.Bu icat, Bingham’ın seyahat etmesini engelleyen bir program ve tabi 10000 mile neredeyse ulaşma hayalleri olan Bingham bu duruma pek sevinmiyor.

Konunun daha fazla içine girmeden senaryoyu yorumlamak istiyorum.Up In The Air kesinlikle modern bir hikaye ve filmin her ayrıntısında da bunu hissetmek mümkün.Ryan Bingham karakterini herhangi bir filmde yakalayamazsınız, ama böyle adamların var olduğunu da bilirsiniz mesela.Kısacası çok da hayal ürünü bir şey yok ortada.Hayattan bıkmış olmak ya da acımasız sistemin yarattığı sonuçlar belki Ryan’ın karakterini özetleyebilir.Natalie karakteri ise teknoloji çağının iş hayatındaki yansıması gibi.Bir telefon mesajıyla ilişkisi sonlanınca ağlayıp sızlayan Natalie, filmin sonunda aynı yöntemi kendi uyguluyor ve kendi jenerasyonunun bir parçası oluyor.Alex ise filmin tek süprizli ismi diyebiliriz.Pek de yorum yapamıyorum, spoiler olacak diye.İzleyince daha iyi anlarsınız.Kısacası senaryoyu sinemaya uyarlayan Jason Reitman ve Sheldon Turner‘ın başarılı olduğunu söylemek mümkün.

Jason Reitman‘ın filmdeki yönetmen kimliği ise beni biraz düşündürmüyor değil.Hala kendisinin çağdaş sorunlara el atan filmlere vurduğu damga için sözüm yok.Ancak eşsiz bir yönetmenlik olduğunu söylemek yanlış olmaz.Tabi Thank You for Smoking ve Juno‘yla karşılaştırdığımda Reitman‘ın en başarılı işinin bu olduğu da kesin.Ben sadece bu filmdeki yönetmenliği için alternatif isimler önermenin ve onların da en az Reitman kadar başarılı olabileceği görüşündeyim.

Up In The Air‘ın kadrosundaki üç Oscar adayı oyuncu ise filmin altın madenleri diyebiliriz.George Clooney, Ryan Bingham rolünde kariyerinin en iyi performanslarından birini sergiliyor.Hatta bende Clooney‘nin kendi hayatında da bu tarz bir karaktere sahipmiş gibi bir etki yarattı.Yardımcı kadın oyunculardan ise herkesin aksine ben Vera Farmiga‘yı daha başarılı buldum.The Departed ve geçen sene izlediğimiz Nothing But the Truth‘daki harika performansından sonra sonunda fark edilmesi harika.Ödülü alamayacak olsa da bu adaylık ona önümüzdeki senelerde Oscar radarına girmek için kolaylık sağlayacak, bundan eminim.Twilight serisinin Jessica’sı olarak tanıdığımız Anna Kendrick‘in performansı için ise pek yorum yapamıyorum.Filmin zayıf halkası olmadığı kesin de sanki çok olağanüstü bir yeteneğe ihtiyacı yoktu o rolde.Öne çıkan bu üç ismin yanı sıra küçük rollerde izlediğimiz birkaç ünlü isim de mevcut: The Hangover sayesinde yıldızı parlayan Zach Galifianakis, tipik bir Amerikalıyı canlandıran Jason Bateman, Two and a Half Men‘den hafızalarımıza kazınan Melanie Lynskey ve Reitman‘in favori oyuncularından J.K. Simmons.

Up In The Air, ekonomik krizin getirilerini ve götürülerini ele alırken bir şeylerden çalıyor ama orasını hakikaten cevaplayamıyorum.Bence bu eleştirmenlerin filme olan aşırı sevgisinden dolayı bendeki yüksek beklentinin sonucu oldu.Az da olsa hayal kırıklığına uğradım, ama ne yalan söyleyeyim filmi beğendim.İlk çıktığımdaki tepkimle şimdiki arasında fazlasıyla fark var zaten.Daha olumlu, daha iyimserim filmle ilgili.Notumu teşvik edici bir şekilde veriyorum, doldurun sinema salonlarını.

[A+]

Oscar Karnesi
En İyi Film
En İyi Yönetmen
En İyi Erkek Oyuncu (George Clooney)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Vera Farmiga)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Anna Kendrick)
En İyi Uyarlama Senaryo

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

0 Yorum

  1. kimbuadam

    üstünden vakit geçtikçe bu film daha da güzelleşiyor ve clooneyle ilgili olarak da adam kendini oynuyor diyebilirim, cuk diye oturuyor hatta başka kimseyi bu rolde düşünemiyorum ve bu role aşırı uyumundan dolayı oscar’da clooney’i desteklemiyorum. adam çok iyi bildiği sularda geziniyor çünkü

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir