District 9

District 9

Felaket filmlerinden oldukça sıkıldığımı belirten yazıları o kadar çok yazdım ki artık üzerine tekrar bir şey söylemek istemiyorum.Her türlü kıyamet senaryosunu izlediğimizden artık bu konuda uzman haline geldik ve kimi senaryolar yavan geliyor.Hatta bu filmlerin başlı başına bir tür oluşturabileceğinden de konuşmuştum.Kısacası bu konu üzerine fazlasıyla çene çaldım.Daldan dala atlayarak konuyu Oscar adaylarına getireyim.Bu sene En İyi Film kategorisinde 10 filmin yarışacağı açıklandığında aslında çok sevinmiştim.Ama zamanla bu durum yerini üzüntüye bıraktı.Nitekim 10 film demek bu kategorinin niteliksiz filmlere de yer açabilmesi demekti.Henüz 10 adaydan 7’sini izleyebildim ve böyle bir durumla karşılaşmadım.Ancak The Blind Side‘ı henüz izlemediğimden dolayı çok da net konuşmak istemiyorum.Sanki o filmi bu kategoriye layık görmeyecekmişim gibi bir his var içimde.Konuyu fazla dallanıp budaklandırmadan bir de kendi dağıtacağım ödüllerde de En İyi Film kategorisinin 10 adaydan oluşacağını eklemek istiyorum.Peki konumuz bir kıyamet filmi mi? Ne kadar kıyamet denebilirse artık.Ama doğaüstü olaylardan bahseden, hem inandırıcı hem de şaşırtıcı olan En İyi Film dalında Oscar’a aday bir filmden bahsedebiliriz.Üstelik Star Trek gibi güçlü(bana göre değil) rakibinin karşısında oyları toplayarak aday oldu.Kurgu dalında da aday olduğunu düşünürsek En İyi Film dalı için en çok oy alan 5 filmden biri diyebiliriz District 9‘a.Kurgu ve film dalları dışında aday olduğu diğer kategoriler ise özel efekt ve uyarlama senaryo.

District 9 her ne kadar uyarlama senaryo dalında aday olmuşsa da ben tam olarak hangi materyalden uyarlandığını bilmiyorum.Ancak Neill Blomkamp ve Terri Tatchell‘ın belgesel tadındaki senaryolarına sözümün olmadığı da kesin.82 yılında Johannesburg’un üzerine yerleşen uzay gemisindeki uzaylılar, filmdeki çağrılışlarıyla karidesler, hükümet tarafından oluşturulan bir mülteci kampına yerleştirilir.2010 yılına gelindiğinde bu yaratıklar bölgeden tahliye edilmek istenince, bir görevliye virüs bulaşmasıyla olaylar zinciri patlak verir.Harika kalemlerin ürünü olduğunu düşündüğüm District 9 sinemada çoğu zaman sıkıntı yaratabilecek belgesel tarzındaki anlatımıyla zaten tek başına bir başarı yakalayabilecek yapıya sahip.Öyle ki District 9‘ı District 9 yapan ve bu bilimkurguyu kabul edilebilir, mantıklı hale getiren de bu belgesel şeklindeki senaryo.Sanki kendinizi gerçek bir hikaye izliyormuş gibi hissediyor ve merakla sonunu bekliyorsunuz.Güncel sosyal meselelere olan dokundurmalar da dozunda.

Filmin yönetmeni ise senaryoyu da yazan Neill Blomkamp, ki bazıları kendisini Peter Jackson‘ın sağ kolu olarak da tanıyor.Eğer Blomkamp 30 milyon dolarlık bir bütçeyle, bir bilimkurgu için oldukça kısıtlı olan imkanlarla yani, Jackson‘ın da prodüktörlüğünü üstlendiği District 9 gibi bir iş çıkartıyorsa ben kendisinin büyük şirketler tarafından desteklenmiş filmlerini hakikaten merak ediyorum.Bu yılın önemli isimlerinden biri olduğunu düşündüğüm ve yönetmen beşlisinde bulunmamasına hayret ettiğim Blomkamp kesinlikle gelecek vaat eden bir isim.Ayrıca District 9‘ın Alive in Joburg adlı kısa metrajlı bir filmin devamı niteliğinde olduğunu da eklemek isterim.

Ünlü bir isimle karşılaşmanın pek mümkün olmadığı kadroda tüm o kalabalık gruptan tek bir kişi öne çıkıyor, o da Sharlto Copley.Bu yıl izlediğim performanslar içerisinde beni en çok etkileyenlerden biri oldu.Wikus van de Merwe karakterinin tüm basitliklerini ve zayıflıklarını oldukça inandırıcı bir şekilde sunan Copley, abartıdan uzak performansında bana kalırsa harikayı yaratmış.Şu ana kadar izlediğim iki aday George Clooney ve Jeremy Renner‘dan iyi olduğu kesin.Yine de En İyi Film dalında aday olduğundan dolayı tüm bunları affedebiliyorum.

Özel efekt konusundaki başarısının dışında District 9 için söylenebilecek tek şey filmin bütünlüğünün finale doğru bozulduğu.Hatta oldukça ilgi çekici başlayan film sona doğru Avatar-vari bir hale bürünerek bir aksiyon olup çıkıyor.Burada da vereceğim puanı biraz düşürüyorum.Yine de benim için en iyilerden biri olmayı kesinlikle sürdürecek.Kesinlikle izlemenizi öneriyorum!

[A]

Oscar Karnesi
En İyi Film
En İyi Görsel Efekt
En İyi Kurgu
En İyi Görsel Efekt

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

2 Yorum

  1. kimbuadam

    bu eleştiriyi ne kadar severek okuduğumu tahmin edersin.senaryonun yanında yönetmenlikte harika district 9’da. senin de değindiğin gibi ilk 5 yönetmende neil blomkamp’ın olmayışı özellikle lee daniels’ı precious’la gördükten sonra nasıl olur sorularını sorduyor bana haftalardır. aynı şekilde en iyi en erkek oyuncu adaylığı söz konusu olunca da apışıp kalıyorum. mükemmel ötesi bi oyunculuk bu, daha ne beklerler ki, haklısın, renner ve clooney’den daha iyi copley.an education’la beraber senenin en iyisi district 9, belki arada unuttuğum bir iki harika film daha vardır. avatar değil ama district bana göre milattır.

    Yanıt
  2. Özkan

    Ben filmle ilgili büyük bir hayalkırıklığı yaşadım. Film başlayınca çok şaşırdım ve sevindim. Müthiş bir şey yakalamışlar çok iyi filan diye düşünürken sonrasında gelen hayalkırıklığı. Bundan daha iyi bir film çıkabilirdi. Tabii bu yorumum oscar adaylığı ile ilgili. Yönetmen ayrımcılıkla ilgili ilk kısa metraj filmin devamında güzel bazı konulara dokunduruyor ama ben kendi adıma filmden sıkıldım. 2 saat. Çok uzatmış konuyu. Uzadıkça sıkılyorsun ne zaman bitecek diye bekliyorsun. Yazık olmuş.Neyse ben beğenmedim.

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir