Bright Star

Bright Star

Şu 18 ve 19. yüzyılın başlarında geçen filmler hakkında merak ettiğim çok şey var.Evet, kostümlü dramaları seviyorum.Bundan yüzyıllar önce yaşanmış karmaşık aşk hikayelerini izlemek fazlasıyla hoşuma gidiyor.Ama bu filmlerdeki kahramanların mantığını bir türlü kavrayamıyorum.Daha aralarındaki hiçbir şey konuşulmamışken bayan karakterin kendi kendine gelin güvey olup, sevdiği adama kendini adaması mesela ilk aklıma gelen durum.Ya da fakir çocuk-zengin kız klişesindeki kayınvalideyle yapılan anlamsız sürtüşmeler…Sırf bu konu üzerine oturup bir yazı yazabileceğime eminim.Atonement‘dan başlayabilirim yazıma.Hala o filmdeki tek bir olayın dahi gerçek anlamını çözemedim.Herşey o kadar fazla abartı ve entrikalıki anlamak dahi istemiyorsun bir süre sonra.Ki Atonement bahsettiğim filmlere göre daha yakın tarihi anlatıyor.Şimdi bir başka filmden bahsedeceğim sizlere.Yine o bir türlü akıl sır erdiremediğim karmaşık ilişkilerin olduğu bir film, Bright Star

Bright Star‘ın yönetmeni Jane Campion Oscar’a aday olmuş 4 kadın yönetmenden biri.Hatta kendisinin Bigelow‘dan seneler önce bu ödüle kavuşan ilk kadın yönetmen olması gerektiği konusunda ciddi destekçileri mevcut.The Piano ile 94 yılında Oscar’a aday olan Campion En İyi Özgün Senaryo ödülünü almış ama yönetmen ödülünü Schindler’s List ile Steven Spielberg‘e kaptırmıştı.Pek de haksızca verilmiş bir ödül gibi gözükmüyor.Sonuçta Spielberg + Schindler’s List!

Tekrar Bright Star‘a dönersek.Jane Campion‘ın senaryosunu yazdığı ve yönetmenliğini üstlendiği film dışarıdan basit bir kostümlü drama gibi gözükse de öyle değil.İngiliz şair John Keats ile bir nevi elbise tasarımcısı sayabileceğimiz komşusu Fanny Brawne arasında geçen 3 yıllık bir aşk serüveni anlatılıyor filmde.Ve eğer sonunu bilmek istiyorsanız, pek de hoş sonlanmıyor.Ancak bu aşk öyküsünün sıradan ve basit bir şekilde anlatıldığını söylemek yukarıda da belirttiğim gibi yanlış olur.Jane Campion‘ın filme kattığı şiirsellik ve anlatımındaki özgünlük Bright Star‘ı izlenilebilir kalan yegane unsur.Hatta öyle ki doğadaki renklerin oluşturduğu görsel şölen olmasa belki filmi izlemez ya da uyuyakalabilirdim.Tabi filmi çok beğenen bir kesim olduğunu da eklemek gerek.Kısacası ya filme aşık olacaksınız ya da tam anlamıyla nefret edeceksiniz.

Ben nefret ettim diyemesem de açıkçası Bright Star‘ı pek de parlak bulmadım.Bir kere Abbie Cornish ve Ben Whishaw çifti kesinlikle beyazperdede olması gereken çift kimyasını pek uyduramamışlar.Yan yana abla kardeş gibi duruyorlar.Bugüne kadar tek bir düzgün filmi olmayan Cornish‘in bu rolü nasıl kaptığı meçhul.Oscar’a aday olamadığı için üzülenlere ise sadece bir şok ifadesiyle bakabiliyorum.Pardon? Ben Whishaw ise çok derin gibi gözüken John Keats karakterinin aslında sıradan bir adam olduğunu anlamış ve gayet düz bir performansla karşımıza çıkmış.Filmin en çok övgü alan oyuncusu Paul Schneider ise hakikaten kadronun en iyisi.Ama yılın en iyilerinden biri değil.Kısacası filmi sevenlerle fikirlerimiz hiç mi hiç uyuşmuyor.Bir de ara ara karşımıza çıkan Kerry Fox var, onu da unutmadan ekleyelim.

Özellikle kostüm tasarımı ve sanat yönetimine hayran kaldığım Bright Star benim için yılın en iyilerinden biri olamadı.Filmin çoğu yerinde sıkıldım ve başka şeylerle uğraştım.Sadece Jane Campion‘ın hatrına veriyorum bu notu:

[B-]

Oscar Karnesi
En İyi Kostüm Tasarımı

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College’a başladı. Şimdi de University College London’da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir