The Road

The Road

Aslında filmin iki oyuncusu Viggo Mortensen ve Charlize Theron‘dan bahsederek başlayabilirdim söze.Ama yakın zamandaki eleştirilerimde ikisinden de bolca bahsettiğim için ben daha farklı bir konuya yöneleceğim.Akademi tarafından her sene es geçilen filmler olduğunu hepimiz gayet iyi biliyoruz.Öyle ki bazı kült filmlerin Oscar’a aday olmadığını duyunca küçük dilini yutanlar oluyor.Bu sene de her zamanki gibi adeti bozmadılar ve çok beğenilen birkaç filmi görmezden geldiler.İlk akla gelen Clint Eastwood‘un son filmi Invictus mesela.Her ne kadar ben bu filmi beğenmemiş olsam da Eastwood‘a tapan bir topluluktan bu tarz adaylıklar beklemezdim.Peki ya Bright Star‘a ne demeli? Jane Campion‘ın son yıllarda yaptığı en iyi işlerinden biri olan Bright Star kendine ancak köstüm tasarımı dalında yer bulabildi.Bir de tamamen görmezden gelinenler var.Public Enemies bunların en başında geliyor.Marion Cotillard‘ın adaylığı sonuna kadar hak eden performansının yanı sıra filmin teknik başarısı da görmezden gelinmiş.Bu üç filmi de bir kenara atıp, dikkat çekmek istediğim olağanüstü yapım ise The Road.Viggo Mortensen‘ın harika oyunculuğunun yanı sıra, başarılı yönetmenliği, muhteşem Kodi Smit-McPhee performansı, olağanüstü bir senaryo ve iyi bir görüntü yönetimi.

The Road, Cormac McCarthy‘nin romanından sinemaya uyarlanmış bir film.Gelecekte geçen hikaye, insan ırkının sayısının azaldığı bir dünyayı anlatıyor.Bu garip ve acımasız dünyada bir baba ise tüm varlığıyla oğlunu korumaya çalışıyor.Peki o dünya neden bu hale gelmiş, insanlara ne olmuş, tüm bunların sebebi ne gibi sorularınız birikse de bir süre sonra o soruları sormaktan vazgeçiyorsunuz.Çünkü film sizi içine çekiyor ve tüm sorularınızı unutturuyor.Nitekim o soruların hiçbirinin cevabını da alamıyorsunuz.Hiçbirinin!

Daha önce önemli bir projede ismi geçmemiş olan Joe Penhall romanı senaryolaştıran isim.Kitapta o soruların cevaplarından ne kadar bahsediyor bilemiyorum.Ama eğer kitap filmden farklı olarak kafamızdaki pek çok şeyi cevaplıyorsa, Penhall‘ın büyük bir risk aldığını söyleyebilirim.Nereden gelip nereye gittiğini bir türlü anlayamadığım filmlerden nefret etmeme rağmen The Road‘a bayıldım.Bayılmaktan öte filmin yaratıcı güçlerine saygı duydum.Film bittiğinde senenin en iyi filmlerinden birini izlediğimden de emindim.

Yönetmen John Hillcoat‘un filmografisinde de matah birşey olmadığını söylemek mümkün.Bu film Hillcoat‘ın gerçek anlamda Hollywood’a kendini tanıtma filmi.2005 yapımlı The Proposition‘ı zar zor hatırlayan biri olarak söylebilirim ki Hillcoat bu filmle kendine yeni bir sayfa açmış.Benim için gelecek vaat ettiği kesin.Sıradaki projesini merakla bekliyorum.Çünkü The Road‘da yaratılan atmosferi, gerilim-dram karışımı hikayenin bütünlüğünü her baba yiğit beceremez.Bu yüzden de Hillcoat kesinlikle alkışı hak ediyor.

Asıl kahramanın ise Viggo Mortensen oldğunu söylemek yanlış olmaz.Bana kalırsa bu sene Oscar’a aday olan En İyi Erkek Oyuncu adaylarının hepsinden daha çok hak etmiş Oscar’a aday olmayı.Özellikle Morgan Freeman‘ın “Lütfen beni aday yapın!” diye bas bas bağıran performansını düşündükçe, Mortensen‘a hak ettiği adaylık verilmedi diye kızıyorum.Bu filmle tanıştığım çocuk oyuncu Kodi Smit-McPhee ise her sahnede rol çalmayı başarmış.Öylesine yalın, öylesine başarılı ki bir çocuk olduğuna inanmak da güçlük çekiyorsunuz.Ülkemizdeki akıl yoksunu çocuk oyuncuları düşündükçe, McPhee‘ye bakarak hayret etmekten kendimi alamadım.Peki mükemmellik burada bitiyor mu? Asla! Yer aldığı kısacık sahnede fazlasıyla etkileyici olan Robert Duvall, en sevdiğim kadın aktrislerden Charlize Theron ve yine kısa bir rolde karşımıza çıkan Guy Pearce, The Road‘un başarılı ekibinden diğer öne çıkan isimler.

İzlemeniz için daha ne kadar dil dökmeliyim bilemiyorum.Ama benim için The Road senenin en iyi 10 filminden biri oldu.Oscar’a aday olmadığı için Akademi’ye şaşırmaktan başka birşey yapamıyorum.Lütfen izleyin!

[A]

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir