The Last Station

The Last Station

Helen Mirren için eskiden çok parlak fikirlerim yoktu doğrusu.Nedense kendisine çok ayılıp bayılmazdım.Hani bazı aktrisler vardır, başarılı olduğunu bilirsiniz ama uzakta durursunuz.İşte Mirren benim için onlardan biriydi.Ama şimdi öyle mi? Kesinlikle hayır! Gosford Park‘dan beri benim için çok şey değişti.Raising Helen, Calendar Girls, Elizabeth I derken iyice muhteşem birine dönüştü benim için.The Queen‘deki olağanüstü performansından bahsetmiyorum bile.O kadar iyiydi ki Kraliçe rolünde film gösterime girdiği anda herkes Helen Mirren‘ın Oscar’ı alacağına kesin gözüyle baktı.Ve o da hakkıyla altın heykelciği evine götürdü zaten.Bu senenin en büyük haksızlık hikayelerinden biri sayılabilecek The Last Station‘daki başarısına gelirsek…

The Last Station 2 dalda Oscar adayı olarak bu sene ödüle kavuşamayan adaylardan biri olarak tarihe adını yazdırdı.Efsane yazar Leo Tolstoy’un son günlerine odaklanan film daha çok Tolstoy ile karısı Sofya’nın ilişkisini ele alıyor.Jay Parini‘nin romanından uyarlanan hikayeyi ise aynı zamanda filmin yönetmenliğini üstlenen Michael Hoffman üstlenmiş.Hoffman‘ın ismini ise çok enteresan bir kadrosu olan Shakespeare uyarlaması A Midsummer Night’s Dream‘den hatırlamanız olası.Ama en iyi işi The Last Station.Eğer filmi beğendiyseniz, daha öncesine dair birşey kaçırmış sayılmazsınız merak etmeyin.

Kendi dağıttığım ödüllerde The Last Station‘a yer veremediğim için bana filmi beğenmeme nedenimi soranlar oldu.Hiç alakası yok.Filmi daha yeni izleme şansı bulduğumdan dolayı ödüllerimde yer alamadı.Ama sizi temin ederim ki o zaman izlemiş olsaydım Christopher Plummer da Helen Mirren da adaylarım arasında olurdu.Özellikle kariyeri görmezden gelinen veteran aktör Plummer‘ın Tolstoy portresi takdire şayan.

Yönetmenin bakışının filme kattıklarını da ele almadan geçmeyelim.1900ler’in başındaki Rusya’da geçen filmde yarı pastoral yarı pastel bir hava mevcut.Nasıl ifade etsem bilemiyorum ama yaratılan atmosferin oldukça inandırıcı olduğunu söyleyebilirim.Tabi bunda oyuncuların inandırıcılığının payı oldukça yüksek.Hepsi de rollerinde inanılmaz derecede inandırıcı olmayı başarmışlar.Kısacası The Last Station‘da yönetmen ve oyuncuların ortak bir başarısı mevcut.

Christopher Plummer‘ın ne kadar harika olduğunu zaten söylemiştim.Helen Mirren‘a da değinmeden geçemeyeceğim.Bana kalırsa Mirren bu seneki iki adaydan(Meryl Streep ve Sandra Bullock) bu ödülü daha fazla hak etmiş.Gabourey ve Carey‘le karşılaştırdığımda problemler çeksem de en azından Streep ve Bullock‘ın elinden Oscar’ı çalacak bir performans sergilediği kesin.Ne yazık ki Akademi benimle aynı fikirde değildi ve ödül Bullock‘a gitti.Ne diyelim, yazık oldu.Yeni nesil İngiliz aktörler arasındaki favorim James McAvoy filmin bir diğer harikası.Yan rollerin usta ismi Paul Giamatti de tıpkı diğer üç isim gibi harikaydı.Is Anybody There?‘den aklımda kalan Anne-Marie Duff ve Rome‘ı izlemiş olanların hemen hatırlayacağı Kerry Condon ekipten gözüme takılan diğer isimler.

Not verme aşamasına geldiğimde ne yazık ki eleştirilerimde olduğu kadar yapıcı davranamıyorum.Çoğu zaman bizi allak bullak eden senaryo yüzünden filmden epey not kıracağım.Özellikle filmin uzunca bir süresinde Tolstoy’un karısı Sofya’nın neye bu kadar kızgın olduğunu anlamak da güçlük çektik.En azından ben o aralarda fena sıkıldım.Sıkıntımı Mirren‘ı hayran hayran izleyerek atlattım.

[B-]

Oscar Karnesi
En İyi Kadın Oyuncu (Helen Mirren)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Christopher Plummer)

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir