The Twilight Saga: Eclipse

The Twilight Saga: Eclipse

Hani bazı kitaplar vardır, okursunuz ama ara verdiğinizde bile aklınız kitapta kalır.Acaba ne olacak, nasıl devam edecek diye okulda, işte, evde her yerde düşünürsünüz.Ki bu tür kitapların tüketimi de oldukça hızlı olur.Mesela Dan Brown‘ın kitapları ilk çıktığı zamanlar okuyan herkesde ayrı bir fanatiklik yapmıştı.Aynı şekilde Harry Potter serisi de büyük küçük herkesi Harry saplantılı insanlar haline dönüştürmüştü.Bu aralar Ejderha Dövmeli Kız aynı etkiyi yaratıyor gibi gözükse de zannediyorum son yılların bağımlılık yaratma konusundaki en başarılı ismi Stephenie Meyer oldu.Vampir mitolojisine bambaşka bir anlam kazandıran, kitleleri peşinden sürükleyen, Romeo ve Juliet hikayesini çok farklı bir açıdan modern bir yaklaşımla anlatan Meyer, Twilight serisiyle 2000’li yılların en iyi çıkışını yakalayan yazar oldu.Şu an serveti ne durumda bilemeyeceğim ama Harry Potter serisinin yazarı J.K. Rowling‘e yetişmeye çalışıyordur diye düşünüyorum.Tabi böyle ses getiren kitapların sinemaya uyarlanmaları da meşhurdur.Mesela Harry Potter‘ın ilk filmine nasıl bir heyecanla gittiğimi çok iyi hatırlıyorum.Kitabı silip süpürdükten sonra film pek bir manasız gelmişti klasik olarak.Aynısı Dan Brown‘ın kitapları için de oldu.Sinemaya uyarlanan iki kitabı da birbirinden rezalet filmler oldu ve kimse tarafından beğenilmedi.Twilight ise benim için daha farklı başladı.Pek de gitmek istemeyerek arkadaşım tarafından sinemaya sürüklendiğimde ne Twilight‘ın bir kitabı olduğundan haberim vardı, ne de filmin beni kendine bu kadar bağlayacağından.Tabi filmin ardından hemen kitaplar alındı ve kısa zamanda hepsi tüketildi tarafımca.İkinci film New Moon çıktığında da aynı heyecanı yaşamıştım ben.Hatta kitabı okuduğum için kat kat daha heyecanlı olduğum bile söylenebilirdi.Ama sonuç inanılmaz büyük bir hayal kırıklığı olmuştu.İlk filmle sükse yapan oyuncuların hepsi rezalet oyunculuklarıyla ilk filmin yarattığı tüm büyüyü bozdular ve tabir-i caizse kitabın içine ettiler.Ve şimdi üçüncü kitap Eclipse‘in uyarlaması gösterime girdi.Ona gelirsek…

İlk iki filmin yönetmenleri de farklıydı ve Eclipse‘de de farklı bir yönetmenle çalışıldı.Zaten bunu filmi izleyince anlamak gayet mümkün.Ben özellikle ikinci filmin yönetmeni Chris Weitz‘den hiç haz etmemiştim, ama bu filmi yöneten David Slade kesinlikle Weitz‘den kat kat iyi bir iş çıkarmış.Bu yüzden serinin ilk filminden sonra kitapların en durgunu ve belki de en zayıfı olan Eclipse fena gelmedi.3o Days of Night ve Hard Candy gibi ilgi çekici iki gerilim filminin de yönetmenlik koltuğunda oturmuş olan Slade‘in kendi çizgisinden pek kaydığı da söylenemez zaten.Gerilim hiç sona ermiyor.

Daha önceki filmleri de senaryolaştıran Melissa Rosenberg için de pek bir sözüm yok.The O.C. sebebiyle kendisine olan sempatim oldukça fazla olduğundan laf edemiyorum.Ama kitabın beyazperdeye uyarlanmış halinde tabiki de farklılıklar, eksiklikler mevcut.Birebir bir uyarlama mevcut dersem yalan söylemiş olurum.

Kadroya gelirsek…Filmin genç yıldızları şu an Hollywood’un en çok sevilen yüzleri haline gelmiş durumda.Robert Pattinson‘ın ilk filmde yarattığı o genç kız rüyası kıvamındaki Edward Cullen portresi hala devam ediyor.İkinci filmdeki rezalet oyunculuğundan sonra üçüncü filmde çok daha iyi olduğunu söylemek mümkün.Ama yetenekleri sınırlı bir çocuk gibi geliyor bana Pattinson.Kendisini daha farklı rollerde izlemek isterim doğrusu.Kristen Stewart‘ı her ne kadar sevmesem de ve ilk filmden beri lüzumsuz bulsam da Bella karakteri üzerine yapışmış durumda.Hani onun yerine bir başkasını düşünemez olduk.Belki Bella’nın tüm o sakarlığı içerisinde göze batmamak için girdiği cool havaları iyi becerdiğindendir, bilemeyeceğim.Üç numaralı ana karakter Taylor Lautner ise benim için tek bir kelimeye karşılık geliyor: Ergen! Bu çocuk hakkında pek yorum yapasım yok kısacası.

Üçüncü filmin yeni karakterlerinden Riley’yi canlandıran Xavier Samuel, Bella’nın babası rolünde Billy Burke, bu sene bir Oscar adaylığı almış olduğu için bu tür bir filmde oynamasına herkesin şaştığı Anna Kendrick, Rachelle Lefevre‘nin yerine filme katılan Bryce Dallas Howard Cullen ailesi dışında göze çarpan isimler.Ashley Greene, Jackson Rathbone, Kellan Lutz, Nikki Reed, Peter Facinelli ve Elizabeth Reeser‘da üç filmdir bize eşlik eden isimler.Bu bölümde Rathbone ve Reed‘in geçmişlerine de odaklanmışlar hatta.Ama nedense bana oraları çok komik geldi.Dünyanın en vasat dizisi The Vampire Diaries‘in beyazperde uyarlaması gibiydi o anlar.

Filmde çalan şarkılarla da ayrı bir fenomen haline dönüşen Twilight serisinin üçüncü filmi ikinci filmden çok çok iyi, birinci filmden ise kötüydü.Ama kötülüğünün tek sebebi üçüncü kitabın durgunluğuydu bana kalırsa.Ve tabi Jacob’ın ergen tavırları! İzlemek size kalmış.

[C]

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College’a başladı. Şimdi de University College London’da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

1 Yorum

  1. Quinnn

    2.Film için kötü tanımlaması yapmak inanılmaz bir haksızlık ve yukarıdaki yorumların büyük bir bölümüne kesinlikle katılmıyorum. ”Herşey yokolup sadece o kalsa,ben yine varolurdum; herşey yerinde kalsa ve o ortadan kaybolsa, evren bana tamamen yabancı olurdu.”….Bu Tutulma Kitabında Bella Swan ın Edwarda olan duygularını ifade ediyor ve Bella aşkının olmadığı bir dünyada bir gün bile yaşamak istemediğini belirtiyor. Filmdeyse bu kararlar ve seçim mantık çerçevesine oturtulmaya çalışılmış,sanki Bella aşkı ile sonsuz bir hayatı paylaşmak için değilde vampir olmak için değişimi istiyor. Kitapta Bella Jacop’a olan yoğun duygularına rağmen ”Ben kim olmadan yaşayamayacımı biliyorum”diyerek Edwarda olan büyük aşkının altını çiziyor…Ben bir yetişkin olarak bu seride aşkın ayakları yerden kesen tutkusuna bayılmıştım ama Tutulma filminde hayal kırıklığına uğradım. Gerçek dünyada zaten yeterince mantıklı olmak zorunda kalıyoruz. Yapımcılar veya senaristler Bellayı ayakları yere sağlam basan bir karakter olarak gösterme çabaları yüzünden saçmalamışlar. Bence filmin kitaba sadık kalınarak daha masalsı olmasının bizi birazda olsun bu dünyadan koparmasının hiç sakıncası yoktu. Tutulmada savaş,aksiyon,gerilim sahnelerini beğendim. Yavaş giden bir film değildi. Sıkmadı. Yeni Ay çok ağır ilerledi ama orada yansıtılmak istenen ayrılık ve beraberinde getirdiği aşk acısı,bunalım,depresyon durumuydu dolayısıyla Yeni Ay bence duyguların ifadesi açısından mükemmel bir filmdi. Tutulma nekadar başarılı görünürse görünsün her gün izlediğimiz sıradan aksiyon filmlerinden öteye gidemedi. Birinci ve İkinci filmi defalarca izlememe rağmen haala inanılmaz etkisi altında kalıyorum. Ama Tutulma bana bunu vermiyor çünkü ilk iki filmde hissettiğim o yoğun duygusal çarpıntıları bana hissettirecek sahnelerden tamamıyla yoksun bırakılmış. Bu seride hernekadar vampirler,kurt adamlar,kan,savaş,aksiyon,gerilim varsada gerçek konusu bir vampir-insan aşkı. ilk film Twiligt da kahramanlarımız Edwardın Bellanın kanına karşı daha zayıf olması nedeniyle birbirlerine doğru dürüst yaklaşamazlarken bile aralarındaki tutku,çekim ve aşk neredeyse elle tutulacak gibiydi. Keza ikinci filmde de gerçek aşkın, bağlılığın, özlemin, acının, ayrılığın buram buram tüttüğü son derece içe oturan ve günümüz dünyasındaki sıradanlaşan,tek gecelik ilişkilerine inat sadakati,aşkı yaşatan sahneler alıp götürüyor insanı. Tutulmada fiziksel olarak kahramanlarımız daha yakındı ama daha duygusuz bir ilişki vardı ortada. Kitabı okuyan varmı bilmiyorum ama kitaptaki Bellayla filmdeki Bella arasında dağlar kadar fark var. Filmde Bella Edwardın duygularını neredeyse hiçe saymış çocuğu fino köpeğine çevirmiş. Dediğim dedik çaldığım düdük. Kitapta ise Jacopla yakınlaşmalarına rağmen Edwarddan çekinen onu incitmekten kaçınan bir Bella vardı ve filmde de öyle olması gerekiyordu. Edwardın kitaplarda bir cool duruşu,baskın bir yapısı,nekadar duygusal olursa olsun sahiplenen bir tarafı var.filmde Edwardı paspas yapıp karizmayı adamakıllı çizdirmişler.

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir