Repo Men

Repo Men

İngiltere’nin medar-ı iftiharı olarak nitelendirilebilecek bir oyuncu bana kalırsa Jude Law.Henüz büyük bir ödül almış değil.Ama fiziksel özelliklerini tıpkı Matthew McConaughey ya da Tom Cruise gibi boş işler için kullanmak yerine harikulade filmlerin altına imza atarak, tshirtlerini üzerinden çıkarmamayı tercih ediyor, ki bu filmde kendisini üstsüz gördüğümüz de mevcut.Onun kategorisindeki yakışıklı aktörlerden en büyük farkı Law‘ın avantajlarını bir kenara atıp tamamen karakteriyle ilgilenmesi.Öyle ki Sleuth, Artificial Intelligence, eXistenZ gibi pek çok farklı projede yer alarak risk almayı göze alıyor.The Holiday gibi gişe yapmak üzere çekilen bir filmde bile satışa sunduğu şey seks olmuyor.Ben sırf bu sebeplerden Jude Law‘u favori aktörüm olarak nitelendirebiliyorum.Egoları tavan yapmamış nadir yetenekli oyunculardan.Onu ne bir Robert Downey JR gibi “Yıkılmadım, ayaktayım” tripleriyle yakalayabilirsiniz, ne de Sean Penn gibi provakatörlük üzerinden para kazanmaya çalışarak.Bu yolda ilerleyen bir de Leonardo DiCaprio var ama bana kalırsa Jude Law, DiCaprio‘dan kat kat başarılı.

Tabi her başarılı oyuncunun kariyerinde yanlış seçimleri olabilir, doğaldır.Ne yazık ki Jude Law‘ın son filmi de o yanlış seçimlerinden biri olmuş.Repo Men özellikle konusu ve fragmanıyla insanda fazlasıyla merak uyandıran bir film.Ancak izleyen herhangi bir insanı da memnun ettiğine rastlamadım.Kategorize etmek gerekirse Michael Bay‘in The Island‘ı kadar sıradan ve yorucu.

Repo Men organların işlevlerini gören makinaların yer aldığı bir dünyayı anlatıyor.Jude Law ise filmde bir cezalandırıcı, makinanın parasını ödemeyen insanlardan hayatlarını tahsil eden bir görevli gibi.Hakikaten ilginç bir konusu var.Hatta çoğu yerde kafasına göre akıl oyunları da yaratmaya çalışmış senarist.Ama olmamış.Film bittiğinde “Bu da neydi şimdi?” diyerek film için harcadığınız 2 saatin sorgulamasına giriyorsunuz.4 kere Emmy’ye aday olmuş Garrett Lerner ve hikayenin yaratıcısı Eric Garcia‘ya benden tam not çıkmaz.

Miguel Sapochnik tarafından yönetilen filmdeki en büyük eksiklik hikayenin çoğu yerinin havada asılı kalıyor olması.Aşırı aksiyon olduğunu söylemem.Genelde bu tarz filmlerde hikayeden çalıp yerine sinemasal zekası gelişmemiş insanları oyalamak için aksiyon sahneleri konulur, ama Repo Men de öyle de durum.Hikaye beyazperdeye fazla gelmiş bana kalırsa.Hani dizi olsa bir sezon nefesimizi kesip izleriz diye düşündüm.Belki senaristlerden Lerner‘ın House M.D‘nin yazarlarından biri olması da etkilidir bunda.

Kadro ise göz kamaştırıcı isimlerle dolu.Derhal bir Oscar almasını istediğim Jude Law filmin baş kahramanı olarak arz-ı endam ediyor.Kanımın bir türlü ısınmadığı Forest Whitaker‘ın film boyunca iyi mi kötü mü anlayamadığımız rollerden birinde.Ayrıca bu aralar fazlaca karşımıza çıkmaya başlayan Alice Braga ve Naomi Watts‘la evlendiğinden beri sinirime dokunan Liev Schreiber öne çıkan diper isimler.Son olarak benim çok beğendiğim bir film olan Black Book‘un yıldızı Carice van Houten‘ın da filmde yer aldığını ekleyelim.

Repo Men eldeki malzeme nasıl boşa harcanır?” sorusunun beyazperde karşılığı.Önerir miyim? Oyuncuları seviyorsanız, evet.Başka da diyecek sözüm yok.

[C-]

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir