Dear John

Dear John

Eleştirilerimde lafa başlayacağım yeri bulmak çok zor oluyor, ama yine buldum galiba birşeyler.Şu bağıra çağıra “Ben geliyorum.” diyen aktrislerden bahsedelim biraz.Genç aktrisler günden güne çoğalıyor ve bilmem farkında mısınız ama aralarında inanılmaz yetenekli türlü türlü isim var.Ne kadar genç sayarsınız bilmem, Maggie Gyllenhaal aklıma ilk gelenlerden.Bana göre Sherribaby, Secretary ve Crazy Heart‘la beraber Gyllenhaal ciddi olarak sınıf atladı.O yaş grubunda sayabileceğim Marion Cotillard‘ın, La Vie En Rose sonrası dikkat çekmesine rağmen özellikle geçen sene iki ayrı filmde(Nine ve Public Enemies) harikulade performanslar sergilediğini hiç kimse yalanlayamaz zannediyorum.Daha gençlere doğru yönelirsek…Mesela Amy Adams.Doubt, Junebug, Enchanted…Tartışmıyorum bile başarısını.Daha bu yaşta iki kere Oscar’a aday oldu.Brokeback Mountain, Becoming Jane, The Devil Wears Prada derken Rachel Getting Married ile bize bambaşka bir portre çizen Anne Hathaway de ismi telaffuz edilmesi gereken genç aktrisler arasında.Peki konuya nereye getirmeye çalışıyorum? Tabiki de Mean Girls ile beyazperdeye ilk adımını atıp, Mamma Mia! ile dikkatleri üzerine çeken Amanda Seyfried‘e.

Dear John, özellikle hatlarıyla fazlasıyla dikkat çeken Seyfried‘in 2010 içerisinde gösterime giren filmlerinden biri.Hikaye oldukça basit ve tanıdık.Amerikan askeri olan beyimiz, hanım kızımıza aşık olur.Araya üçüncü şahıslar, insanlar ve tabiki askerlik girer.Falan da filan…

Son yıllarda sinemaya bir bir romanları uyarlanan Nicholas Sparks‘ın bir türlü zayıf olduğu fark edilemeyen kaleminden bir başka örnekle karşı karşıyayız.Message in a Bottle, A Walk To Remember ve Nights In Rodanthe‘nin de yazarı olan Sparks‘ın romanlarından sadece The Notebook‘un filmi tuttu; ama yapımcılar inatla adamın romanlarını beyazperdeye uyarlamaya devam ediyorlar.Hatta Dear John‘dan sonra Miley Cyrus‘lu The Last Song da uyarlanmış, iki tanesi de yolda! Açıkçası kitabı sinemaya uyarlayan Jamie Linden‘a değil de benim sözüm Sparks‘a.Bu adamı kim sevdi de kitaplarını yayınlama kararı aldı? Niye bu eziyeti çekmek zorunda bırakılıyoruz? Bizim günahımız ne?

Yönetmen Lasse Hallström ise zaten senelerdir tek bir iyi film çekmiyor.An Unfinished Life tam bir fiyaskoydu.Jennifer Lopez‘le Robert Redford‘u aynı filmde buluşturma amacını zaten hiçbir zaman çözemedik.Casanova rezaletini kapamak için olsa gerek fazla şatafatlıydı.The Hoax iyiydi, ama Richard Gere ne alaka? Ve şimdi de Dear John.Kısacası Hallström 2000 tarihli Chocolat‘tan beri elle tutulur tek bir işin altına imzasına atmadı.Bu filmde her türlü klişesi ve buhranıyla, başarısız filmler listesinde yerini aldı.

Kadroya gelelim asıl.Amanda Seyfried‘in oyunculuğunu göstereceği pek bir yoktu doğrusu.Ama kendisini sırf Amanda Seyfried olduğu için sevdiğimden pek bir şey söyleyemiyorum.Channing Tatum ise hakikaten ilginç.Bu çocuğun bir gün Oscar alacağına inanlar var ama ben hala bu donuk, botokslu gibi duran suratıyla en fazla nereye gidebilir merak içerisindeyim.Bir de son olarak filme özellikle eklenmiş olan, “Hani ne yapsak da, bu filmi klişenin klişesi” hale getirsek düşüncesiyle üretilmiş karakterini Richard Jenkins canlandırıyor.Onunla ilgili pek çok sahne de havada kalmış, unutmadan söyleyeyim.

Dear John kesinlikle sıkıcı bir film değil.İzlerken zevk almanız mümkün, ama tek kelimeyle sıradan.

[C-]

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College’a başladı. Şimdi de University College London’da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir