Eat, Pray, Love

Eat, Pray, Love

Julia Roberts zannediyorum 90’lı yıllarda sinemayla ilgilenmeye başlamış benim yaşımdaki gençlerin oldukça iyi tanıdığı bir aktris.Çünkü biz o dönem beyazperdeyle yeni yeni haşır neşir olmaya başladığımızda Julia Roberts Hollywood’un en ünlü yıldızıydı ve tüm dünya ona tapıyordu.Pretty Woman, The Pelican Brief, My Best Friend’s Wedding, Conspiracy Theory, Stepmom, Notting Hill, Runaway Bride ve  2000 tarihli Erin Brockovich.Ki zaten ondan beri de iyi bir filmde izlemişliğimiz yok kendisini.Arada bir tek Closer geldi, gerisi tam anlamıyla rezalet.Ocean serisinden ve The Mexican‘dan bahsetmiyorum bile! Demem o ki Julia Oscar aldığından beri sanki lanetlenmiş gibi iyi bir projede yer almayı asla beceremedi.Bunu 2000’li yıllarda anne olmasına da bağlayabilirsiniz, başarısız kariyer seçimine de.Ama bu Hollywood’da oldukça alışık olduğumuz bir durum.Mesela Nicole Kidman ve Halle Berry örneklerine baktığınızda da Oscar’ı aldıktan sonra oynadıkları iyi film sayısının 2’yi geçmediğini göreceksiniz.Tabi Marion Cotillard gibi örnekler de mevcut.La Vie En Rose‘den sonra Public Enemies, Nine ve Inception‘da hep yılın en iyi kadın performanslarından birini sergilemeyi başardı.Neyse konumuz Julia Roberts ve kendisinin son filmi Eat, Pray, Love.

Eat, Pray, Love‘ı çoğunuz kitapçılarda bestseller listesinden bir türlü düşmeyen “Ye, Dua Et, Sev” olarak biliyorsunuz.Ki zaten film de Elizabeth Gilbert‘ın kitabından uyarlanmış sinemaya.Hikaye 40’lı yaşlarına gelen Liz Gilbert’ın hayatındaki dengeyi arayışını anlatıyor.Tam burada da film üçe bölünüyor.İtalya’da “ye”, Hindistan’da “dua et”, Bali’de “sev”.Sonucunda da zaten film tatlıya bağlanıyor ve yine klasik bir Amerikan aldatmacası olarak tarihte yerini alıyor.

Filmin senaryosu Nip/Tuck‘ın başarılı yazarları Jennifer Salt ve Ryan Murphy tarafından uyarlanmış.Bilmiyorum izleyenleriniz var mı ama Murphy aynı zamanda şu aralar epey konuşulan dizi Glee‘nin de yaratıcılarından biri.Ve yine Murphy‘den bahsedeceğim ama filmi yönetmiş de kendisi.Kısacası elimizde tam anlamıyla bir Ryan Murphy projesi var.Nip/Tuck ve Glee‘deki başarıları düşünüldüğünde Eat, Pray, Love hayal kırıklığı yaratmıyor değil.Ama şöyle de salondan çıktığınızda keyifli oluyorsunuz.Her ne kadar sinemada çoğu insan filmi anlamsız bulmuş olsa da manzaralar ve yemekler için izlemeye değerdi diye düşünüyorum.Ki filmde altı çizilmesi gereken pek çok söz de mevcuttu.Ve tabi çok çok iyi müzikler de.Ama bir yerde de seyirciye hak vermiyor değilim.Eat, Pray, Love‘da tam olarak tabir edemediğim bir kopukluk mevcuttu.Bu da seyirciyle film arasındaki bağlantıyı engelliyordu doğal olarak.

Kadroda çok çok ilginç isimler mevcut.Öncelikle Julia Roberts ki Roberts‘ın yaşlandığına bir kez daha kanaat getirdim filmi izledikten sonra.Yaklaşık iki saat boyunca Roberts‘ın gitgide genişlediğini izledik de diyebilirim.Billy Crudup, ki kendisinden pek haz etmem, filmde Julia‘nın kocasını oynuyor.Ama hikayede pek yeri yok.Hatta spoiler gibi olacak ama film bittikten sonraki hikayede de pek yeri yok.James Franco, Liz Gilbert’ın bu yeni denge arayışında yer alan ilk isimlerden.Filmin Amerika ayağında konuya dahil oluyor, seksi olmak için kıstığı gözleriyle arz-ı endam edip sahneden çekiliyor.İtalya kısmında ünlü bir isimle karşılaşamıyoruz ne yazık ki.Hindistan’da ise Richard Jenkins katılıyor konuya, ki o da Liz’in bu yeni arayışını epey şekillendiren karakterlerden birini oynuyor.En son Bali’de ise Javier Bardem noktayı koyarak Eat, Pray, Love‘ı mutlu sona ulaştırıyor.”Bir insan hem çirkin hem de karizmatik nasıl olabilir?” sorusunun kanlı canlı örneği olan Bardem filmde hepimizin 40’ımıza geldiğimizde olmak istediğimiz adam adeta.

Sonuçta Eat, Pray, Love oldukça keyifli bir film.Ama bir o kadar da boş ve tam anlamıyla vakit öldürmek için izlenmesi gereken bir film.Kimsenin Eat, Pray, Love‘dan sonra hayatını değiştirme kararı alacağını zannetmiyorum.Birileri seyehate çıkacak orası kesin.

[C]

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir