Please Give

Please Give

Konuya neyle başlayacağımı bilmediğim anlardan birindeyim.Please Give‘e nereden girilir diye düşünüyorum.Acaba Annette Bening‘den sonra delice sevdiğim bir diğer aktris olan Catherine Keener‘ın ilerleyen yıllarda bir Oscar alması gerektiğini mi söylemeliyim? Ya da filmdeki rolüyle Amanda Peet için Oscar kampanyası başlatanlardan mı bahsetmeliyim? Ya da konuya Rebecca Hall‘dan başlayabilirim mesela.Hani şu Kate Winslet-Sam Mendes çiftinin boşanmasına sebep olduğu söylenen, Starter for 10‘den beri beğendiğim aktris.Son olarak da aklıma bağımsız Amerikan sineması geliyor ki bu konu hakkında söylenecek pek çok şey bulmak mümkün.Artık Oscarlarda, Independent Spirit gibi bağımsız ödül törenlerinde boy gösteren filmlerin değerlendiği malum.Geçen seneden The Hurt Locker, Precious ve Crazy Heart örnekleri verebilir.Daha önceki senelere gittiğimizde de Little Miss Sunshine, Juno, Sideways, Rachel Getting Married, Frozen River ilk aklıma gelenler.Yani Amerikan bağımsız sineması inanılmaz bir yükselişte.Enteresan bir şekilde de bağımsız filmler kendi başlarına bir tür oluşturmuş durumdalar.Benim entellektüel komedi ya da entellektüel drama olarak adlandırdığım bu grupta oldukça iyi filmler çıkıyor.Bana kalırsa Precious geçen senenin en iyi filmlerinden biriydi.Senaryo ödülünü aldığında ne kadar çok sevindiğimi anlatamam.Ki siyahların kendilerini acındırıp, yaşam standartlarının kötülüğünden bahsedip çektiği filmlerden hiç hoşlanmam.Ya da Tyler Perry tarzı işler, ki Precious onun imzasını taşımasına rağmen Perry‘den çok uzakta bir filmdi.Konumuz ise son dönem bağımsız filmlerden Please Give.

Please Give hakkında ne söylenebilir bilmiyorum.Konusunu anlatmaya kalkışsam herşeyi söylemiş olurum.Özetle iki farklı ailenin hayatının bir şekilde kesişmesi diyelim filmin hikayesine.Ama iki ailede de herkes şahsına münhasır farklı insanlar.Tam anlamıyla bir Amerikan bağımsız komedisi diyebilirim.Öyle kahkalarla güleceğiniz türden değil.Zaten film bunu vaat etmiyor.Gülümseten, finale doğru da “Ah canım.” tepkisi verdiğiniz türden bir film.

Yönetmen Nicole Holofcener zaten bu türün piri.Çok başarılı işleri yok ama Friends with Money, Lovely & Amazing, Walking and Talking zannediyorum aramızan birilerinin bildiği tanıdık filmler.Yönetmenin en büyük takıntısı Catherine Keener.Bugüne kadar Sex and City ve Six Feet Under gibi dizilerde de kamera arkasına geçen Holofcener‘in neredeyse bütün filmlerinde Keener‘ı görmek mümkün.Hatta şöyle söyleyeyim uzun metrajlı beyazperde işlerinin hepsinde Catherine Keener var! Bu filmde de gelenek bozulmamış.

Catherine Keener‘ı oldum olası çok severim.Bana inanılmaz doğal geliyor ve ses tonuna da hayranım açıkçası.Where the Wild Things Are‘daki kısacık rolünde bile kendimden geçmiştim.Please Give çok farklı bir film olduğundan aslında Keener‘ı harcamam mümkündü de diyorum ya kendisine olan hayranlığım çok fazla ve ne yaparsa yapsın izlerim! Filmin kadrosunda epey ünlü isim var düşününce.Rebecca Hall oldukça donuk ve içi geçmiş bir kadını oynuyor.Bana göre ruhen 56 yaşında olan Rebecca karakterini canlandırmış.Kızkardeşi rolündeki Amanda Peet ise ilk kez bana iyi bir oyuncu olabileceğini hissettirdi.Öyle ayılıp bayılmadım ama komedide bu kadar başarılı olabileceğini hiç düşünmemiştim.Oliver Platt filmin oyuncularından bir diğeri ki kendisini hakikaten sevmem.Filmdeki karaktere ne kadar uymuş bilemem de Platt‘i seyretmekten hiç keyif almıyorum orası kesin.Ve göze çarpan bir diğer isim de benim Spanglish‘den hatırladığım Sarah Steele.

Please Give farklı bir film.Holofcener‘in yazıp yönettiği enteresan bağımsız Amerikan sineması örneklerinden biri daha.Bu kadroya böyle bir film yakışmış mı? Hayır.Ama yönetmenin tarzı da bu.Daha farklı birşey beklememek lazım.Meraklısı izlesin diyorum.

[C+]

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

1 Yorum

  1. Geri İzleme: İmza Yerine

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir