Le Concert

Le Concert

Konuyla hiç alakası yok biliyorum ama Oscar dönemi inanılmaz bir hızla yaklaşıyor! Yılın en sevdiğim zamanı sonunda geldi. Kasım ayının ilk haftasıyla beraber heyecan başlayacak ve Şubat sonuna kadar da heyecanımız tam gaz devam edecek. Tabi ben o zamana kadar film eleştirileriyle sizleri bir şekilde meşgul etmeye devam edeceğim. Önümüzdeki günlerde Oscar yarışında çok iddialı olan The Social Network ve Winter’s Bone yazılarıyla karşınıza çıkacağım zaten. Ama şimdilik konumuz bir Fransız filmi. Yarışta kendine yer bulabileceğini zannetmediğim, geçen sene Inglourious Basterds sayesinde tanıştığımız Melanie Laurent için yapılan kampanyalarıyla adından söz ettiren film The Concert. Ya da orjinal adıyla Le Concert.

Le Concert öncelikle Rusça olması sebebiyle insanın filmden kopmasına sebep olan bir yapıya sahip. Ben Fransız filmlerindeki dile bile kendimi daha yeni alıştırabilmişken Le Concert adında bir filmin Rusça olduğunu görünce afallamadım değil tabi.

Filmin yönetmeni Radu Mihaileanu oldukça ünlü bir yönetmen esasen. Ülkemizde de gösterime giren Va, vis et deviens filmiyle tanınıyor. Romanyalı yönetmenin Va, vis et deviens ile boy göstermediği festival kalmamıştı 2005 yılında. Öyle ki Berlin, Kopenhag, Vancouver gibi festivallerden ödüllerle dönmüştü. Uzun metrajlı ilk filmi Trahir, İstanbul Film Festivali’nden 2 ödül almıştı. Aynı şekilde kariyerinin bir başka doruk noktası olan Train de vie de Cesar Ödülleri dahil olmak üzere pek çok seçkin törende kendine yer bulmuştu.Yani elimizde oldukça önemli bir yönetmenden önemli bir film mevcut.

Son Cesar ödüllerinde A Prophet‘ın yarattığı dalga sebebiyle kendine tam olarak yer bulamayan Le Concert Fransa-İtalya-Romanya-Belçika-Rusya ortak yapımı bir film. Ülkemizde geçtiğimiz haftalarda gösterime girdi ve izleyenlerde de güzel bir etki yaratmadı desem yalan olur. Bizim halkımızın adeta bayıldığı başarı öykülerinden birine sahip Le Concert. Daha doğrusu başarı değil de bir mücadele öyküsü. Mihaileanu‘nun hem yönetip hem yazdığı yapım özellikle final kısmında kalplere ufak dokunuşlar yapmaktan hiç çekinmiyor.

Kadrosundan bir tek Melanie Laurent‘i tanıdığım filmin oyuncuları hakikaten başarılı. İzlediğinizde siz de bana katılacaksanız.Laurent ise Marion Cotillard ve Audrey Tautou‘dan sonra radarıma girmeyi başarmış ender Fransız aktrislerden. Umuyorum kariyerindeki başarıları da daimi olur. Laurent‘ın ve ekibin tüm oyunculuk hünerlerine rağmen Le Concert’in eksiği çoğu yerde klişe olmaktan kurtulamaması. Öyle ki bazı sahnelerin sonunda ne olacağını çok net bir şekilde kestirebiliyorsunuz. Sadece bir konuda beni yanılttı film, ama onu da açıklayamayacağım. Çünkü hikaye direk olarak bu gerçek üzerine kurulu.

Le Concert insanın izlerken hoşnut kalacağı keyifli filmlerden biri. Hikayenin sürükleyici olduğunu söylemek mümkün. Her ne kadar Rusça gibi insanı deli eden bir dille çekilmiş olsa da ben beğendim. İzlemenizi tavsiye ederim.

[B]

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir