Ondine

Ondine

Colin Farrell‘ın kariyeri öyle iki uçta gidiyorki hakikaten şaşıyorum. Nasıl bir film seçimidir, nasıl bir dengesizliktir bu. Farrell‘ı zannediyorum ilk olarak Hart’s War da tanımıştım. Sonra Minority Report da şöyle bir gözüktü. Ve 2002 tarihli Phone Booth‘da da kariyerinin en iyi işlerinden birine imza attı. Ardından ise rezaletler zinciri başladı. The Recruit, Daredevil, Miami Vice… Sormak istiyorum kendisine “Neden bu filmlerde oynadın?” diye. Alexander‘daki epik felaket durumundan bahsetmek dahi istemiyorum. A New World ise yüzyılın en çok kendini ciddiye alıp, bir o kadar berbat olan filmiydi. Neyse ki yavaş yavaş Farrell kariyerini toparlamaya başladı. Önce bir Woody Allen filmi olan Cassandra’s Dream de yer aldı. Ardından ise bana göre 2008’in yılının en iyi filmlerinden biri olan In Bruges‘da oynadı. Oradaki performansıyla Altın Küre alarak birşeylerin değiştiğini de hissettirdi. Sonrasında Pride and Glory gibi beni hiç açmayan bir türün sıradan filmlerinden biriyle karşımıza çıktı. The Imaginarium of Dr Parnassus filminde de Heath Ledger‘ın ani ölümü sebebiyle küçük değişikliklere uğrayan filmde Ledger‘ın alter karakterlerinden birini canlandırdı. 2009 yılında yer aldığı Ondine ve Crazy Heart filmleriyle ise zannediyorum Farrell gelecek yıllarda çok daha iyi işlerle karşımıza çıkacağının garantisini verdi. Bizim konumuz ise biraz geç izleme imkanı bulduğum Ondine.

Ondine oldukça ilginç bir film. Bir balıkçı denizde sıradan bir gün geçirirken ağlarını çektiğinde bir kadınla karşılaşıyor ve kadın tüm gizemiyle bu sıradan balıkçının hayatına dahil oluyor. Oldukça epik başlayan Ondine film boyuncu türlü türlü sorular sorduruyor size. Her birine cevap ararken fark ediyorsunuz ki aslında film sizi yormuş ve gereğinden fazla uzamış. Zaten uzadıkça da keyfi kaçıyor ve filmden uzaklaşıyorsunuz.

Interview with the Vampire filminden tanıdığımız Neil Jordan‘ın hem yazıp hem yönettiği filmin kendini biraz ciddiye alma durumu da var. Hani çok iyiymiş de sanki bir tek siz fark edemiyormuşuz gibi bir hisse kapılıyorsunuz. Halbuki özüne indiğinizde o kadar büyütülecek bir senaryo ya da film yok elinizde. Ondine‘daki en büyük eksikliklerden biri, daha doğrusu fazlalıklardan biri ruh bana kalırsa. Herkes rolünü hissetmek ve hikayeye bağlanmak için kendini o kadar kasmış ki bir süre sonra o duygu yoğunluğundan yoruluyorsunuz.

Kadrodaki isimler ise cidden başarılı. Colin Farrell gelecekteki bir Oscar adaylığının haber verircesine (belki bu seneki The Way Back) iyi oynamış. Filme ismini veren Ondine karakterini canlandıran aktris Alicja Bachleda da oldukça başarılı. Meksika asıllı aktrisin rolünü hissetmek ve kendini role kaptırmak konusunda hiçbir sorun yaşamadığını rahatlıkla söylemek mümkün. Filmin çocuk oyuncusu Alison Barry de anlamakta güçlük çektiğimiz aksanına rağmen bilmiş tavırlarıyla benden tam puan almış durumda.

Ondine oyuncuları ve yönetmeni iyi, senaryosu kötü, hissiyatı iç bayıcı bir film. Eğer bu tür filmleri izlerken konsantrasyonunuzu kolay kolay kaybetmiyorsanız önerebilirim. Bu arada filmin finale kadar sırrını gizlemesi de ayrı bir olay, onu değinmeyi unuttum. Son ana kadar soru işaretiyle yaşamaya devam ediyorsunuz. Her türe de elini değdirmiş. İzleyip siz karar verin bakalım.

[C+]

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir