The Greatest

The Greatest

Uzun zaman önce izleyip bir türlü eleştiri yapma şansı bulamadığım birkaç filmle devam etmeyi düşünüyorum bu aralar. Oscar yarışçılarından The Social Network ve Animal Kingdom‘ı da son 2 gün içerisinde izledim, ama onların eleştirileri için bir süre daha beklemeniz gerekecek. Şimdi ben konuyu geçen senenin En İyi Kadın Oyuncu kategorisine getirmek istiyorum. Beş adaya da şöyle bir göz atmak gerekirse… Helen Mirren, The Last Station‘da hakikaten iyiydi. Sanki Mirren yaşlandıktan sonra daha çok takdir edilen bir aktris gibi gözükse de herşeye rağmen bundan şikayet eden biri olacağını düşünmüyorum. Tamam senenin en iyisi değildi. Roma Film Festivali’nden En İyi Kadın Oyuncu ödülüyle döndü. Dediğim gibi en iyi değildi. Ama The Queen‘den beri bu kadar güzel bir filmde izlememiştik kendisini. Gelelim Gabourey Sidibe‘ye. Bana kalırsa Precious yılın en çarpıcı ve en iyi filmlerinden biriydi. Üstelik bunu siyahların kendilerini acındırıp, melodram dolu filmler yapmasından bıkmış biri olarak söylüyorum. Sidibe kariyerindeki ilk rolüyle hakikaten pek çok aktrise gününü gösterdi. Önemli ödüllerden hiçbirini alamadı. Tabi ilk performansıyla Oscar’a aday olmuş olması bile bana kalırsa büyük bir ödül. Üçüncü aday Meryl Streep. Kendisinin ne kadar harika bir aktris olduğuna dair her yerde birşeyler okuyorsunuz zaten. 16 kere Oscar’a aday olmuş bir kadından bahsediyoruz burada. Ciddiye alınmayacak gibi değil. Ama bana kalırsa Julie & Julia‘daki performansı yılın en iyi 5’i arasına girmeyi hak etmiyordu. Tabi bu benim düşüncem. Hatta ödülü almasını bekleyenler de vardı. Doubt‘la verilmeyen bir ödülün Julie & Julia ile verilmesi asrın hatası olurdu diyebiliyorum sadece. Dördüncü aday ve ödülün sahibi Sandra Bullock. Kesinlikle hak etmiyordu. Çok kötü, çok klişe bir filmdi. Size The Blind Side gibi 100 film daha sayabilirim durmadan. Gerçi ben Forrest Gump‘a da ayılıp bayılmamış biriyim. Bu karşılaştırma yanlış olur. Siz beni dinleyin. The Blind Side iyi bir film değildi ve Bullock sadece yapılan kampanya sayesinde ödülü aldı. Hiçbir zaman sevmedim kendisini, sevmeyeceğim de. Ve tabi beş numaralı aday, benim favorim Carey Mulligan. An Education her ne kadar pek çok insan tarafından sıradan bulunsa da bana göre çok iyi bir filmdi. Ve Mulligan‘ın sapsade performansı kesinlikle ödüllendirilmeyi hak ediyordu. Son ana kadar bekledim… BAFTA’dan ödülü İngiliz olduğu için almıştı, ama belki dedim. Yine de alamadı. Şimdi ise konumuz Mulligan‘ın son filmlerinden The Greatest.

The Greatest ne yazık ki adı kadar mükemmel bir film değil. Filmin yönetmeni ve aynı zamanda senaristi olan Shana Feste, bu sene Gwyneth Paltrow‘un bir country yıldızı olarak boy gösterdiği Country Strong ile geliyor. Eğer o filmde de The Greatest‘da olduğu kadar başarısız olacaksa işimiz var demektir. Filmde birkaç küçük ayrıntı var aslında hoşunuza giden. Ölen çocuğun erkek kardeşinin açılma anı, doğum öncesi yaşanan itiraf konuşması, annenin evlat acısı… Ama bu kadar. Daha fazlası değil. Üstelik kadro bile bu sıradan ve içi boş senaryoyu toparlayamamış.

Carey Mulligan rolünde iyi, orası kesin. Tabi An Education‘daki harikayı beklemeyin. Sonuçta bu bir Lone Scherfig filmi değil. Pierce Brosnan için birşey söyleyemeyeceğim. Bana kalırsa Brosnan, James Bond kimliği yüzünden şişirilmiş fazla abartılan bir aktör. Rol yeteneği sıfır. Bugüne kadar hiçbir filminde de iyi rol yaptığına rastlamadım zaten. Susan Sarandon ise beni şaşırtmaya devam ediyor. Şundan birkaç yıl öncesine kadar hala erkeklerle yatıp kalktığı filmlerde oynuyordu. Şimdi ise başımıza acılı anne, çılgın babaanne kesildi. Sarandon hakkındaki kişisel fikrime gelirsek… Kendi jenerasyonunun en yetenekli, en iyi aktrislerinden biri. Her zaman izlemekten keyif aldım ve bence o da olmasa The Greatest pek çekilmezdi.

The Greatest “Asla izlemeyin!” diyeceğim bir film değil. Ama Sarandon ve Mulligan‘ın varlığı sebebiyle ben beklentilerimi çok yüksek tutmuştum ve hayal kırıklığına uğradım. Ortalama bir dram, tahmin edilebilir bir melodram diyelim bitirelim.

[C]

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir