Letters to Juliet

Letters to Juliet

Konuya bu sefer genç yeteneklerden biriyle, Amanda Seyfried‘le gireceğim. Her ne kadar kendisi Mean Girls ile başlasa da beyazperde kariyerine, hepimiz onu Mamma Mia! ile tanıdık. Tabi Amerika’a yer aldığı birkaç dizi yüzünden daha tanıdık bir simaydı herkes için ama ben kendi adıma konuşursam, Seyfried hayatıma Mamma Mia! ile girdi. Ve zannediyorum o filminden sonra yer aldığı tüm projeleri de izledim. Jennifer’s Body, Chloe, Dear John ve şimdi de Letters to Juliet. Bana kalırsa Amanda Seyfried genç yaşta çok başarılı işlere imza atacak bir potansiyele sahip. Özellikle Chloe‘deki performansı görmezden gelinecek gibi değil. Her ne kadar film bana çok saçma gelmiş olsa da hakkını vermek gerek. Henüz 25 yaşında olan aktrisin gelecekle ilgili sinyallerini de 2 senedir Oscar töreninde karşımıza ödül sunucusu olarak çıkmasıyla almak da mümkün. Hatta Hugh Jackman‘in sunucu olduğu sene müzikal performans sergilemişliği bile var. Kendisi hakkında nasıl yorum yapabilirim bilmiyorum. Ama yetenekli ve gelece vaat eden bir oyuncu olduğu kesin. Şimdiden kendine geniş bir hayran kitlesi oluşturmuş durumda. Neyse biz asıl konumuz olan izlediğim son Amanda Seyfried filmi Letters to Juliet‘e gelelim.

Bride Wars, 13 Going on 30, Charlotte’s Web gibi filmlerin yönetmeni olan Gary Winick, zaten projede ismini görmeniz sebebiyle tüm beklentilerinizi aşağı çekmenize yardımcı oluyor. Daha önce de iyi bir film çekmişliği olmayan Winick yeni bir felakete daha imza atmış. Hem de bu sefer yanında güzel bir oyuncu kadrosunu da sürükleyerek…

Filmin senaristleri Jose Rivera ve Tim Sullivan. Benim anlamadığım The Motorcycle Diaries gibi güzel bir uyarlamaya imza atan Rivera‘nın nasıl böyle bir iş yapabildiği. Film o kadar klişe, o kadar sıkıcı, o kadar yorucu ki… Üstelik bu filmlerde bana göre çok çok önemli olan çiftlerin kimyası kesinlikle tabanda! Hele Gael Garcia Bernal ve Amanda Seyfried ikilisini aynı tabloda düşünmek için kendimi epey kastım. Ama diyorum ya, o kimyadan eser yoktu.

Filmin başını Amanda Seyfried çekiyor. Dear John‘daki gibi pek de performans gerektirmeyen bir rol olduğundan pek yorum yapamıyorum. Zaten bu filmde yer almasının sebebini de tam olarak anlayamadım. Christopher Egan önemli karakterlerden bir diğerini canlandırmış. Ama bir insan bu kadar mı itici olur, bu kadar mı beyazperdeye yakışmaz? Rol yeteneği sıfır! Tam bir hayal kırıklığı. Kariyerine baktığınızda da adam akıllı bir iş göremiyorsunuz nitekim. Vanessa Redgrave ve Gael Garcia Bernal filmin öne çıkan diğer isimleri. Redgrave‘e olan saygımız sonsuz olduğundan yorum yapma taraftarı değilim. Ama Gael Garcia Bernal‘i uzun zamandır iyi bir filmde izleyememiş olmaktan şikayetçiyim. Gerçi hala Mammoth‘a bakmadım.

Letters to Juliet yorum yapamamamdan anlayacağınız üzere epey kötü bir film. Tam anlamıyla zaman kaybı ve çok sıkıcı. Önermiyorum, beğenenleri de anlamıyorum.

[F]

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir