Solitary Man

Solitary Man

Oldum olası insanlardaki şu “büyük oyuncu” takıntısını anlamamışımdır. Hani öyle bir takıntı ki bu bazen aslında felaket bir rolüne bile “büyük oyuncu” diye saygı duymak zorunda kalıyorsunuz. Örnekler vermek gerekirse Türkiye’den Haluk Bilginer, Uğur Yücel, Yıldız Kenter; Hollywood’dan Morgan Freeman, Denzel Washington… Haluk Bilginer iyidir evet ama her rolünde de muhteşem değildir. Üstelik kariyeri pek çok hatalı rol seçimiyle dolu. Uğur Yücel… Bilmem ki. Sanki 2 sene boyunca cepten yiyen aktör başkasıymış gibi davranmak onu iyi yapacakmış gibi. Yıldız Kenter ya da? İçinde yer aldığı bir oyuna olan tahammülüm 15 dakika. Çünkü rolü hissettiğinden değil o duraklamalar, artık repliklerini hatırlayamamasından! Morgan Freeman? Hep aynı mimikler. Denzel Washington? Çok iyi bir ajansla çalışıyor çünkü kapasitesinin yettiği filmleri iyi buluyorlar. Bu listeye daha henüz normal bir adamı oynamamış olan Johnny Depp, her daim abartı uzmanı Russell Crowe ve kendi kendini mükemmel ilan eden Hilary Swank‘i ekleyebilirsiniz. Ve şimdi bir tanesi daha geliyor… Michael Douglas!

Michael Douglas‘ın yeni filmi daha önce milyon kere izlediğimiz bir senaryoya sahip. Hani şu yıllar boyunca çapkınlık yapan, kendinden gençlerle ilişki yaşayan ama artık emekliye ayrılan orta yaşın epey üzerindeki adamların hikayesi. Solitary Man‘in farkı ise ana karakter gerçek aşkı filan bulmuyor. Hayatı sürekli daha da kötüye gidiyor ve elindekilerini bir bir kaybediyor. Film zaten bir yere de bağlanmıyor ve kafanızda binlerce soru işaretiyle sizi arkada bırakıyor.

Açık ve net bir şekilde uzun zamandır bir filmden hiç bu kadar sıkılmadığımı söyleyebilirim. Üstelik kadroda sevdiğim insanlar da mevcut. Brian Koppelman ve David Levien tarafından yönetilen filmin hikayesi Koppelman tarafından kaleme alınmış. Film her ne kadar kendine özgün bir çizgi yaratmaya çalışsa da sürekli çuvallıyor ve her türlü klişeye yer veriyor kendi içerisinde. Ayrıca bazı anlarda “Bu neden oldu?” diye sormanız da mümkün. Aslında bir bakıma geçen senenin Crazy Heart‘ını hatırlatan bir kısmı da söz konusu. Çünkü Ben Kalmen karakteri tıpkı Jeff Bridges‘ın canlandırdığı karakter gibi hayatına bir yön vermeye çalışıyor 50ler’inden sonra.

Kadro inanılmaz geniş. Bu filmdeki rolüyle beğenilen, bana göre ise koca bir hüsrandan ibaret olan Michael Douglas başı çekiyor. Kendi jenerasyonunun en beğendiğim aktrislerinden Susan Sarandon, yan rollerin adamı Danny DeVito gözümüze çarpan ilk isimler. Televizyon izleyicisinin çok iyi tanıyacağına inandığım Jenna Fischer ve Mary-Louise Parker filmde yer alan diğer bayanlar. Ayrıca son günlerin yükselen yıldızı Jesse Eisenberg ve bu filmle dikkatimi çeken İngiliz aktris Imogen Poots ekleyebileceğim diğer oyuncular.

Solitary Man sıkıcılığın son noktalarında dolanan, oldukça boğuk, bir yerden başlayamadığı gibi bir yere de bağlanamayan kötü bir film. İzlemenizi önermediğim gibi filmle ilgili yapan herhangi bir Oscar tahmininin gerçekleşmeyeceğini söylemekten mutluluk duyarım.

[D]

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir