Scott Pilgrim vs. The World

Scott Pilgrim vs. The World

Konuya nereden girsem, nasıl başlasam hakikaten bilemiyorum. Galiba Juno‘daki Michael Cera manzarasından ufakça bahsedebiliriz. Hem aşık, hem saf, hem de genç yaşta baba olma korkusu yaşayan Paulie rolünde izlemiştik Michael Cera‘yı. Ardından bağımsızlık konusunda sınırları zorlayan tatlı bir filmde, Nick and Norah’s Infinite Playlist filminde karşımıza çıktı. Derken Superbad ve Youth in Revolt geldi. Böylece Cera adını çok da yakışıklı olmayan genç Hollywood yıldızları arasına yazdırdı. Bu grubun öne çıkan isimlerinden biri olmayı başardı. O nasıl bir kategorizasyon diye soranlarınız varsa sizlere Seth Rogen, Jonah Hill, Zach Galifianakis isimlerini vermem yeterli olur zannediyorum. Benden sadece 2 yaş büyük olmasına rağmen 10 yaş küçük göstermesi sebebiyle de şu aralar liseli rollerine yapışıp kalmış durumda Michael Cera. Bu durumdan rahatsız mı? Pek sanmıyorum. Çünkü bu rollerin aranan yüzü olmaya başladı. Hani şu garip komedilerdeki “loser” tiplemesi. Adeta üstüne yapıştı ve o da en iyi şekilde değerlendiriyor. Gittiği yere kadar da devam edecek gibi. Şimdi konumuz ise bir çizgi romandan uyarlanan Scott Pilgrim vs. The World.

Edgar Wright oldukça ilginç bir adam. Bugüne kadar Shaun of the Dead, Hot Fuzz, Grindhouse gibi birbirinden alakasız, birbirinden renkli işlere imza attı. Özgünlük konusunda kendisine pek rakip tanımadığı kesin. Daha çok aktör kimliğiyle tanınan Michael Bacall ile beraber uyarlamış bu filmi. Scott Pilgrim karakteri üzerine kurulu grafik romandan beyazperdeye aktarmışlar. Ne kadar iyi bir adaptasyon olduğunu bilemesem de en azından çok farklı ve çok ilginç bir iş olduğunu söylemem mümkün.

Filmin aynı zamanda yönetmeni olan Edgar Wright hakikaten izlerken kendinizi şaşırmaktan alıkoyamadığınız apayrı bir atmosfer yaratmış. Abartılı bir Uzak Doğu animesini sanki Hollywood stüdyolarında izliyormuşsunuz gibi bir durum. Herkes aşırı duygusuz ve aynı zamanda bir o kadar da hisli. Patlamalar, dövüş sırasında çıkan sesler, abartılı kavga sahneleri, inanılmaz karikatürize edilmiş karakterler… Bir anlamda Scott Pilgrim vs. The World‘ün herkese hitap etmediğini söyleyebiliriz. Deneysel bir film diyemesem de eşine benzerine kolay kolay rastlayamayacağınız ve kategorize etme konusunda inanılmaz zorlandığım bir iş olmuş.

Kadro ise Hollywood’un genç yıldızlarının çoğunu içeriyor. Michael Cera başrolde tabiki. Ama tek ünlümüz o değil. Up In The Air sonrası daha çok saygı duyduğum Anna Kendrick, vasat Superman Brandon Routh, rol yeteneği konusunda akıllarda hep bir soru işareti bırakan Chris Evans, Milk‘den hatırlayacağınız Alison Pill, Culkin ailesinin başarılı kardeşi Kieran Culkin ilk aklıma gelenler. Başrollerden birini canlandıran Mary Elizabeth Winstead de dikkat çekiyor, ama bana pek tanıdık gelmediği için siması çok da üzerine düşmedim. Ve tabiki de Wes Anderson‘ın gözdesi Jason Schwartzman… Tipine oldukça uygun bulduğum bir rolle karşımıza çıkıyor o da.

Scott Pilgrim vs. The World yorumlaması oldukça zor bir film. Hazmı kolay gibi gözükse de bence herkesin hoşlanacağı türde bir iş değil. Eğer birşeylere benzetmek istiyorsanız aklıma bir tek Speed Racer geliyor, ki o film hakikaten bir hüsrandı. Scott Pilgrim‘in hikayesinin kötü olduğunu söyleyemeyeceğim. En azından ilginç ve kendini seyrettiriyor. İzleyip izlememe tercihini sizlere bırakıyorum.

[B-]

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College’a başladı. Şimdi de University College London’da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir