I Am Love

I Am Love

Tilda Swinton Oscar aldığında siz neler hissettiniz bilemem ama ben çok şaşırmıştım. Hiçbir zaman göz önünde olmayan, hatta popüler akımdan uzak durmaya çalışan Swinton benim için ne çok sevdiğim, ne de sevmediğim aktrislerden biriydi. O sene çoğu ödül Amy Ryan‘a gitmişti. SAG ise adaylardan bir diğeri olan Ruby Dee‘nin olmuştu. Tilda Swinton‘ın Oscar öncesi tek büyük bir galibiyeti vardı o da BAFTA ki İngiliz Akademisi tarafından dağıtılan bir ödül olduğunu düşününce Londra doğumlu, soluk benizli birinin ödülü almasına şaşırmamak gerek. Şöyle bir gerçek var ki Oscar Ödülleri her daim İngiliz Akademisi’nden çok daha objektif olmuştur. Konuyu dağıtmadan tekrar Tilda Swinton‘ın hikayesine dönersek… Cate Blanchett, Saoirse Ronan, Amy Ryan ve Ruby Dee arasından sıyrılıp ödüle kavuştu Tilda Swinton. O sene 7 dalda Oscar adayı olmasına oldukça şaşırdığım Michael Clayton‘daki rolüyle hem de. Evet filmin içerisindeki tek iyi şey bana kalırsa Swinton‘dı, ama beklemiyorduk. Hak edilmiş miydi? Kesinlikle. Zaten o sene dağıtılan tüm oyunculuk ödülleri(diğer isimler Marion Cotillard, Daniel Day-Lewis ve Javier Bardem) hak edilmişti. Constantine ve Adaptation‘dan hatırladığımız o kızıl saçlı kadın ciddi ciddi Oscarlanmıştı yani. Michael Clayton‘ın arkasından Tilda Swinton daha bilinen bir isim haline dönüştü tabi. The Chronicles of Narnia‘daki rolü daha bir anlam kazandı. Bir yeniden çevrim olan Julia‘daki performansı göze çarptı ve çok iyi eleştirilere boğuldu. Arka arkaya çevirdiği Burn After Reading ve The Curious Case of Benjamin Button filmlerindeki rolleri takdir edildi. Ve şimdi de tamamen İtalya’da çekilmiş, bir Rus’u oynadığı I Am Love‘daki eşsiz performansıyla izliyoruz Swinton‘ı.

I Am Love burjuvazi, tutkulu ve çarpıcı bir film, bir aşk hikayesi olarak yorumlanmış çoğu sitede, doğru da. Varlıklı bir aile olan Recchiler’in etrafında dönüyor tüm film. 30 dakikaya yakın yemek sahnesiyle başlıyor görkemli bir şekilde. Kusursuz bir ev, kusursuz bir masa, kusursuz bir aile tablosu. O ilk yarım saatin içerisinde filmdeki çoğu karakter hakkında pek çok cümle kurmaya başlıyoruz ve bir şekilde aynı mekanda olaylar da gelişip duruyor. Yemek sahnesi bittiğinde de hikaye 3 ay sonrasına gidiyor ve oradan itibaren ilk yarım saatte yaratılan mükemmel tablo parçalanmaya başlıyor.

İtalyan yönetmen Luca Guadagnino‘yu Melissa P.‘den tanıyanlarınız vardır. Hani şu bir aralar bestseller olan yatak maceralarıyla dolu kitap. Guadagnino o kitabı filme çeviren yönetmen işte. I Am Love‘da da kendisini hem yazar, hem de yönetmen olarak görüyoruz. Yanında Barbara Alberti, Ivan Cotroneo ve Walter Fasano‘dan oluşan başarılı bir yazar ekibi de mevcut. Guadagnino‘yu ele almak gerekirse bence kariyerinin en başarılı işine imza atmış. Melissa P.‘den sonra kendisinden böylesine iyi bir film beklenmediğini düşünürsek çok da yorum yapmanın anlamı yok bana kalırsa. Tabi tipik bir İtalyan sinemacı gibi filmdeki uzun duraklamaları es geçmemiş. Ya da İtalyan filmlerinin bir diğer belirgin özelliği olan bir anda konunun başka yöne sapması durumunu. Hepsi I Am Love‘da mevcut. Eğer sadık bir Hollywood takipçisiyseniz ve Avrupa sinemasını çat pat biliyorsanız pek de yabancılık çekeceğiniz söylenemez.

Gelelim Tilda Swinton‘ın performansına… Bence Swinton her sene bizi biraz daha şok etmeye, çıtayı biraz daha yükseltmeye bayılıyor. Ve I Am Love‘da yarattığı Emma Recchi portresi bu yıl izlediğim kadın oyuncular arasında hakikaten kayda değer, takdir edilmeyi hak eden, çok çok iyi bir performans. Ve belki de Tilda Swinton‘ın kariyerinin en iyi ilk üçünde(hatta iki). Bunun haricinde filmin İtalyan oyuncularından Flavio Parenti, Edoardo Gabbriellini, Alba Rohrwacher, Pippo Delbono, Maria Paiato ve Marisa Berenson da kesinlikle çok iyi. Filmin ağır konusuna rağmen ekip filmi ilgi çekilebilir kılmayı başarmış.

I Am Love bu sene içerisidne izlediğim filmler arasından belki yapı itibariyle en farklısı. Filmin başlangıcında 70ler sinemasına çakılan selamdan, ani gündem değişimlerine kadar. Baştaki mükemmellikten sondaki felakete doğru… Özellikle filmin finali o kadar çarpıcı, duygusal olarak o kadar yoğun ki sırf finali için izlemeye değer diyorum. Lütfen ama lütfen I Am Love‘a bir şans tanıyın.

[A-]

Oscar Karnesi
En İyi Kostüm Tasarımı

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir