That Evening Sun

That Evening Sun

Bir ara izleyip yorumlamayı unuttuğum birkaç film var. Zannediyorum o dönem staj ve türlü yoğunluğun arasına sıkıştırılmış filmlerin olduğu bir dönemdi. Ne yazık ki bir türlü eleştirecek vakit bulamamıştım. Not almadığımdan daha sonra üzerine konuşmayı da unuttum. Şimdi şimdi aklıma geliyor. İşte bu aralar onlardan sırayla bahsetmeyi düşünüyorum. Biraz gündem dışı olacak farkındayım ama eleştirmezsem rahat edemem. Out of Africa, The Ghost Writer, That Evening Sun şeklinde sırasıyla yorumlayacağım 3 film var o dönemden izlenmiş. Hatta Greenberg‘i de izlemeye kalkışmıştım ama bir türlü filmin sonunu getiremediğim için eleştiremiyorum. Öncelikle That Evening Sun‘dan başlayalım dedim. Sadece 1 sene öncesine ait olduğu için aşırı gündem dışı da sayılmaz. En iyisi lafı fazla uzatmayıp direk konuya girmek. Başlayalım…

That Evening sun bulunduğu huzurevini terk edip evine dönen, ama evine döndüğünde kiracılarla karşılaşan Abner Meecham adında aksi ve yaşlı bir adamı anlatıyor. Abner’ın oğlu tarafından ev kiraya verildiği için, Abner evin yanındaki barakada yaşamaya başlıyor. Bir yandan da evde bulunan ailenin gitmesi için elinden geleni yapıyor. Kaybedecek birşeyi de olmadığından varını yoğunu Choat ailesini evinden atmak için ortaya koyuyor.

Filmin senaryosu William Gay‘in I Hate To See That Evening Sun Go Down adındaki kısa hikayesinden kaleme alınmış. Yazıp yöneten ise daha önce kısa filmlerle adını duyurmuş olan Scott Teems. Teems‘in ilk uzun metrajı senaryo açısından kuvvetli sayılabilir. Gerçi bana yaşlı ve huysuz Amerikalı adam portresi Gran Torino‘yu hatırlatmadı değil. Tabi işlenen konular hakikaten çok farklı. Bu filmde çaresizliğin çok farklı bir boyutu ele alınmış. Verilen mücadeledeki karakterler de, konu da Gran Torino‘ya göre daha hafif. Yine de insan mukayese etmeden duramıyor. Gran Torino için 2000’li yılların en iyi filmlerinden biri dediğimden ötürü de That Evening Sun‘la karşılaştırınca epey fark görüyorsunuz. Bu filmde tam olarak tanımlayamadığım, ifade edemediğim bir boşluk var. Bir bütünlük problemi çekiliyor ki filmden kopmanıza sebep oluyor bu da. Sizi filme bağlayan tek şey ise Hal Holbrook‘dan başkası değil.

Hal Halbrook bundan 3 sene öncesine kadar ne yazık ki çok da tanınan bir aktör değildi. Onu yan rollerden bilenler vardı tabi ama kariyerinin en iyi performansını 2007 yapımı Sean Penn‘in yönettiği Into The Wild‘da verdi. That Evening Sun‘daki rolü için de ödül sezonunda tahminler yapılmıştı ama kendine önemli ödüllerde pek yer bulamadı film. Yine de rahatlıkla 2009’daki en iyi erkek oyuncu performansları için de Holbrook‘un adının da anılması lazım. Çünkü karşımızda sıradan bir oyunculuk yok. Bunu filmi izlediğinizde daha iyi anlayacağınızı düşünüyorum. Önemli rollerden birkaçında Ray McKinnon ve Carrie Preston‘ı görmek mümkün. Ama Holbrook dışında benim ilgimi çeken tek isim Mia Wasikowska oldu. Tabi The Kids Are All Right‘ı yeni izlemiş biri olarak oradaki performansıyla kıyas kabul etmez, ama bu filmde de sırıtmamış doğrusu. Çok rolü olmadığından pek yorum yapılacak bir durum da yok esasen.

That Evening Sun hoş bir film. Hatta iyi bir film. Sadece bir başyapıt ya da yılın en iyilerinden biri olabilecek nitelikleri yok. Güzel senaryosu ve Holbrook‘un harika performansı haricinde birşey vaat etmiyor. Yine de merak edenlerin çekinmeden izlemesini öneriyorum.

[B]

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College’a başladı. Şimdi de University College London’da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir