Legend of the Guardians: The Owls of Ga’Hoole

Legend of the Guardians: The Owls of Ga’Hoole

Bugün sizlere animasyon aday adaylarından Despicable Me‘yi yorumlamıştım. Daha önce de Shrek Forever After, Toy Story 3, How to Train Your Dragon‘dan bahsetmiştik zaten. Şimdi gelelim ön plana çıkmayan favorilerden Legend of the Guardians: The Owls of Ga’Hoole filmine…

Legend of the Guardians hakikaten farklı bir animasyon. Ama senaryo ya da yönetmenlik olarak değil. Renkler ve karakterler açısından. Baykuşlar ne yaparsanız yapın korkutucu yaratıklar ve filmde baykuşları daha sevimli göstermek için neredeyse hiç çaba sarf edilmemiş. Bunu yanlış bulduğum düşünülmesin, bence çok cesurca bir karar alınmış. Baykuşlar olduğu gibi çizilmiş ve bu da filmde ister istemez karanlık bir atmosfer yaratmış. Filmin çocuklara ağır gelebilecek mitolojik bir yanı da mevcut. Yani yaş ortalamasını biraz daha yukarıda tutan, seyircisini daha salona gelmeden eleyen bir film Legend of the Guardians.

Gelelim konusuna… Baykuşların gizemli dünyasında iki genç ve kardeş baykuş, kötü amaçları olan bir ordu tarafından kaçırılıyor. Bunun üzerine kardeşlerden biri de ordunun elinden kaçarak efsanevi ve varlığı tam olarak bilinmeyen gardiyanlardan yardım istemeye gidiyor. Ve senaryo öyle klişe yolculuk maceralarıyla filan da dolu değil. Yılanından tutun insanın tüylerini ürperten kara tüylü baykuşlarına kadar herşey var. Niye bilmiyorum ama Legend of the Guardians‘a sırf bu yarattığı dünyadan ötürü animasyon demek içimden gelmiyor.

Film Guardians of Ga’Hoole serisinden sinemaya uyarlanmış, devamı gelecek mi bilmiyorum ama gelirse merakla izlerim. Filmin senaristleri ise çok ilginç iki isim: Biri Tenderness gibi bir gerilimle, The Life Before Her Eyes gibi bir korku filmini kaleme almış olan Emil Stern. Diğeri ise Band of Brothers ve A Mighty Heart gibi iki farklı projeden tanıdığımız Emmy adayı John Orloff. Zaten böyle bir ekipten de bu tür bir iş beklenir. Üstüne basa basa söylüyorum, Legend of the Guardians kesinlikle bir çocuk filmi değil!

Filmin yönetmeninin Zack Snyder olduğunu söyleyince işler sanırım çok daha netleşecek. Hani şu 300, Dawn of the Dead ve Watchmen‘in yönetmeni olan Snyder! Bu adamın işlerindeki başarısı gitgide artıyor ve ben yakın zamanda çok daha önemli işlerde, çok güzel ödüllerle görüyorum kendisini. Watchmen de kesinlikle geçen senenin en iyi filmlerinden biriydi. Legend of the Guardians da oldukça başarılı. Şu an hiç çekinmeden Toy Story 3 ve How to Train Your Dragon‘dan sonraki üçüncülüğe yerleştirebilirim.

Seslendirme kadrosu da genç isimlerle dolu. Jim Sturgess‘in başını çektiği ekip de True Blood izleyicisinin tanıdığı Ryan Kwanten, Abbie Cornish, Helen Mirren, Anthony LaPaglia, Miriam Margolyes, Emily Barclay, Hugo Weaving gibi isimleri görmek mümkün. Belki film çok başarılı değil. Senaryo istediğiniz kadar kuvvetli de olmayabilir. Ama ben bu ekibi bu kadar cesur bir animasyon yapmalarından ötürü kutluyorum. Geçen seneki zeki iş Fantastic Mr. Fox‘dan sonra, bu sefer de karanlık bir yapımla Legend of the Guardians çok iyi olmasa da kalbimi çaldı.

İzlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Farklı ve vakit ayırmaya değen bir animasyon. Notumu da teşvik edici bir şekilde vereceğim. Keşke Despicable Me ve The Illusionist gibi favorilerin arasından sıyrılıp aday olabilse…

[B]

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir