The Ghost Writer

The Ghost Writer

Her yıl festivallerde ya da Avrupa’da dağıtılan herhangi bir ödülde illa ki neden bu kadar pohpohlandığını anlayamadığımız bir film olur. Mesela Antichrist, The White Ribbon, Tony Manero, A Serious Man… Bunlar sadece yakın zamandaki örneklerim. Daha önceki senelere gittiğimizde yine anlayamadığımız bolca ödüllendirilmiş film örneklerini çoğaltmak mümkün. Bu senenin çok beğenilen ama aslında o kadar iyi olmadığını herkesin bildiği film ise The Ghost Writer. Avrupa Film Ödülleri’nde film, yönetmen, erkek oyuncu ve senaryo dahil olmak üzere toplamda 6 ödül almış bir filmden bahsediyoruz. Abartı dünyasına hoşgeldiniz…

The Ghost Writer daha çok yönetmenin senaryosunu anlattığı insanların daha iyi anlayacağı, kafa karıştırayım derken eline yüzüne bulaştıran ve kesinlikle gereğinden fazla uzun olan bir film. Hikaye eski İngiltere başbakanının hayalet bir yazar tutup hayatını kitap haline getirmek istemesi üzerine. Ama içinde türlü türlü oyunlar, sır küpü karakterler, neden uzadığını anlayamadığımız diyaloglu-diyalogsuz bir sürü sahne var.

Filmin yönetmeni ve yazarı Rosemary’s Baby, The Pianist, Chinatown gibi filmleriyle tanınan ve bana kalırsa The Pianist haricinde çok da ciddiye alınmaması gereken Roman Polanski. Zamanında Enigma‘yı da yazmış Robert Harris‘in kitabından uyarlanmış film. Polanski senaryoyu yazarken Harris‘den yardım almayı da unutmamış. Ama roman senaryolaştırıp film haline çevrilmeye değer miymiş? Tartışılır… The Ghost Writer için söylenebilecek kesin olarak söylenebilecek birşey varsa o da sıkıcı olduğu. Ve aynı zamanda yorucu! Kendini bu kadar ciddiye alan bir başka film izlememiştim herhalde. Belki başka bir yönetmen yönetmiş olsa, ne bileyim alelade biri, kimse de The Ghost Writer‘ın adını anmazdı diye düşünüyorum. Kaldı ki bir ara film yokluğundan sıkılıp göz attığım bir filmdi The Ghost Writer benim için.

Kadroda ise birbirinden ünlü isimler mevcut. Yavaş yavaş kendini tekrar ettiğini düşünmeye başladığım Ewan McGregor ve oldum olası bir oyuncu olarak başarılı bulmadığım Pierce Brosnan başrollerde. Son yıllarda beyazperdede daha fazla gözükmeye başlayan Olivia Williams ve Sex and the City gibi bir dizide yer alması sebebiyle filmografisi talihsiz işlerle dolu olan Kim Cattrall afişe ismini yazdırmayı başarmış önemli yan rollerde. Gözüme çarpan diğer isimler arasında ise Timothy Hutton, According to Jim rezaletinden tanıdığımız James Belushi, bugüne kadar hiç Oscar’a aday olmamasını anlayamadığım Eli Wallach ve sektörün önemli ama değeri bilinmeyen aktörlerinden Tom Wilkinson var.

The Ghost Writer görüldüğü üzere fazla yorum yapmayı değer görmediğim, bana göre fazla abartıldığına inandığım alelade bir film. Kötü olduğunu söylemem ama bir ödül töreninden 6 ödülle dönmesi düşündürücü. Polanski filmlerini gerçekten seviyorsanız ya da filmdeki oyunculardan birinin hastalıklı derecede hayranıysanız izleyebilirsiniz.

[B-]

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

0 Yorum

  1. kimbuadam

    okurken şok oldum. nasıl geçen senenin en iyi filmi the white ribbon’sa bu senenin en iyisi de the ghost writer’dır. avrupa film ödülleri tam da gitmesi gereken yerlere gitti. the ghost writer hitchok tarzı gerilimin en düzgün ve ileri halidir. senaryo yönetmenlik ve film müzikleri şahanedir. yazın izlemiştim çok iyi hatırlıyorum her saniyesine büyük hayranlıkla bakmıştım. the social network’ü izlemedim. ne çıkacak ilmiyorum ama the ghost writer 4/4 bir filmdi ve inception da dahil bu senenin en iyi filmiydi.

    Yanıt
    1. umurtas

      film kötü değil ama senin dediğin kadar iyi de bulmadım. inception, shutter island ve toy story 3 bu sene izlediğim en iyi filmlerdi. the social network’e gelirsek. izle ama sakın ben bir david fincher filmi izleyeceğim beklentisine girme, hayal kırıklığına uğrarsın. ve tıpkı the hurt locker’da olduğu gibi the social network’de de en iyi filmlik bir durum görmüyorum ben. umutlarım the fighter ve black swan’in bir şekilde yükselmesi yönünde. ya da toy story 3’ye gidecek bir oscar da olabilir..

      Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir