All Good Things

All Good Things

Kirsten Dunst aşkım ilk olarak ne zaman ortaya çıkmıştı diye hatırlamaya çalıştım. Ne enteresandır ki bulduğum cevap sadece bundan 8 sene önce çekilen Spider-Man. Halbuki daha 7 yaşındayken, 1989 yılında bu işe başlayan ve 21 senedir bu sektörün içerisinde olduğunu düşündüğümüzde neredeyse veteran sayılabilecek bir aktris için üzücü bir durum. Kirsten Dunst hiçbir zaman çok başarılı bir aktris olamadı. Küçükken çektiği Interview with the Vampire ve Jumanji filmleri kesinlikle birer klasik haline dönüştü ama Dunst‘ı iyi bir aktris yapamadı. The Virgin Suicides, Crazy/Beatiful, Wimbledon gibi pek çok farklı projede yer aldı. Ama yine de birşey değişmedi. Spider-Man serisi Dunst‘ın kariyeri için ne kadar doğru bir seçenekti onu bile bilmiyorum. Çünkü kariyerine baktığınızda Spider-Man dışında ticari başarısı çok yüksek filmlere pek rastlamak mümkün değil. Böyle bir filmde yer alıp kendini daha geniş kitlelere ulaştırmaya çalışmış olsa bile devamında gelen seçimlere baktığınızda büyük bir başarıdan bahsedemiyoruz. Aslında çok da kötülememem gerekir. Nitekim Mona Lisa Smile, Eternal Sunshine of the Spotless Mind gibi oldukça bilinen işlerde de yer aldı. Benim tüm zamanlardaki favori filmlerim arasında ilk 5’e sokabileceğim Elizabethtown‘da yer almasından mıdır, yoksa Coppola‘nın en sevdiğim filmi Marie Antoinette‘in başrolünde olmasından mıdır bilinmez ben Kirsten Dunst‘ı çok vasat olduğu zamanlarda bile seviyorum! Ama All Good Things artık birşeylerin değiştiğinin kanıtı. Artık Kirsten Dunst‘ın da tıpkı Grey Gardens‘la saygı duyulmaya başlanan Drew Barrymore gibi kariyerinde yeni bir yola girdiğinin kanıtı…

All Good Things daha önce adını hiç duymadığım 2 ismin elinden çıkma. Biri beyazperdeye ilk kez çalışan Marcus Hinchey, diğeri ise daha önce birkaç belgesel çeken Marc Smerling. Bu yüzden midir bilinmez All Good Things en çok senaryosundaki boşluklardan kaybediyor. 80’li yıllarda sorunlu, genç ve zengin bir adamla kendi halinde, güzel bir kızın aşık olup evlenmesi filmin başlangıcını oluşturuyor. Ama filmin ilk yarım saatinden sonraki kısımda o ilk yarım saatle uzaktan yakından alakası olmayan bir yapısı mevcut.

Yönetmen Andrew Jarecki tıpkı filmin senaristleri gibi oldukça deneyimsiz bir isim. Bu filmde de gerilim, dram ve romantizmi aynı potada buluşturmaya çalışmış. Tam bir denge sağlandığı söylenemez ama tadında bir gerilim dozuyla ortaya farklı birşey çıkardığı kesin. Ama film sadece farklı, daha fazlası değil… Senaryo çoğu yerde zayıf ve cevapsız kalıyor. Yönetmen filmin çoğu yerinde dengeyi tutturacağım derken tekdüzelikten uzak kalamamış. Hepsini bir kenara attım filmin başrolündeki Ryan Gosling çok teatral bir portre yaratmış.

Kadronun başını çeken Ryan Gosling benim sevdiğim aktörlerden biri olmasına rağmen bana kalırsa All Good Things‘de çok başarısız ve sıradan. Half Nelson ve Lars and the Real Girl‘deki hallerini düşündükçe All Good Things‘deki performansını kötü bulmadan edemiyorum. Canlandırdığı karakterin hastalıklı ruhunu ortaya çıkarmaya çalışırken bana herşeyi fazla abartmış gibi geldi. Belki de bu yönetmenin kendi isteğidir ama çoğu sahnede karakter inandırıcılığını yitiriyor ve sizde filme “bir deli filmi” gözüyle bakmadan edemiyorsunuz. Başrollerden bir diğerini canlandıran Kirsten Dunst ise ölçülü ve etkili performansıyla kariyerinin en iyi işine imza atmış. All Good Things‘in bir başarısından söz edilecekse tek başarısı Dunst‘tır, bu da böyle bilinsin. Ayrıca son yıllarda dikkatimizi daha fazla çeken Frank Langella, ünlü karakter oyuncusu Philip Baker Hall ve Saturday Night Live‘dan tanıdığımız Kristen Wiig filmin diğer önemli karakterlerine can vermiş.

All Good Things kesinlikle ortalama bir film. Belki aranızdan beğenmeyip vasat bulanlarınız da olabilir. Tamamen isteğe bırakıyor ve filmin bir aşk filmi olmadığının altını özellikle çizmek istiyorum.

[C+]

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir