Black Swan

Black Swan

Natalie Portman… Açıkçası Natalie hakkında sayfalarca yazılar yazıp her filmini ayrı ayrı en baştan eleştirebilirim. Çünkü içimdeki Natalie Portman aşkı hakikaten bambaşka. Kendisine olan hayranlığım o kadar uç noktalarda ki bugüne kadar izleyip de beğenmediğim bir filmi yok! Ki zaten onu beğenmemek gibi birşey söz konusu dahi olamaz. İnanılmaz derecede başarılı ve bugüne kadar kötü bir film çekmemiş, hep iyi projelerde yer almış hakiki bir Hollywood aktrisi o. Herkesin söylediği tek şey vardır, özellikle bayanların, “Bu kadın o kadar da güzel değil ki neresini beğeniyorsunuz?”. Sadeliğini, utangaçlığını, hiç bitmeyen o küçük kız çocuğu imajını… Natalie sektöre 13 yaşındayken Leon ile girmiş, ama 11 yaşından beri oyunculuk yapıyor. O günden bugüne de kariyerini hep başyapıtlarla doldurmuş. Star Wars serisinin üç filminde yer alan Natalie‘nin Cold Mountain‘da da ufacık bir rolü var. Hatta o filmden sadece 1 sene sonra Jude Law‘la tekrar bir araya gelip Closer‘da yer aldı. Ki Closer ona ilk Oscar adaylığını getirmişti. Aynı zamanda Altın Küre’de de En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü aldı. 99’da Susan Sarandon‘la beraber başrolleri paylaştığı Anywhere But Here eleştirmenlerin kalbini çalamamış olsa da izleyiciye kendini beğendirdi. Tabi Portman‘ın asıl yükselişi Cold Mountain‘dan kısa bir süre sonra gösterime giren Garden State ile oldu. Zach Braff imzalı film kısa zamanda bir klasiğe dönüştü. Closer ile aldığı Oscar adaylığının ardından ise bugüne kadarki en iyi çizgi roman uyarlamalarından biri olan V for Vendetta gösterime girdi. Portman bu film için saçlarını kazıttı ve Star Wars sonrası en popüler filmine imza atmış oldu. Peki bu kadar mı? Hayır! Paris, je t’aime ve New York, I Love You filmlerinde de yer alan aktris Goya’s Ghosts ve The Other Boleyn Girl‘de de çok başarılı performanslar sergiledi. Bir Wong Kar Wai filmi olan My Blueberry Nights‘da güzelliğiyle göz kamaştırdı. 2007 yılında Wes Anderson filmi The Darjeeling Limited‘da kısaca gözüken Natalie ardından aynı karakteri kısa bir filmde, Hotel Chevalier‘de cesurca canlandırdı. Dustin Hoffman‘la yer aldığı Mr. Magorium’s Wonder Emporium farklı bir çocuk filmi olarak tarihte yerini aldı. Geçtiğimiz sene izlediğimiz Brothers ise Jake Gyllenhaal, Tobey Maguire ve Carey Mulligan‘ın da içerisinde yer aldığı oldukça başarılı bir genç kadrodan oluştuğu için yılın en önemli projelerinden biri olmuştu. Ve şimdi Black SwanNatalie Portman ödüllere hiç olmadığı kadar yakın, hiç olmadığı kadar hak ediyor.

Black Swan, Nina Sayers adındaki bir balerinin öyküsünü anlatıyor. “Kuğu Gölü” gösterisi için baş kuğu olarak seçilen Nina yavaş yavaş kendini kaybederek Beyaz Kuğu’nun kötü ruhlu ikizi Siyah Kuğu’ya dönüşüyor. Şimdi böyle anlatınca fantastik bir film izlenimi vermiş olabilirim. Ama Black Swan bariz bir psikolojik gerilim. İçerisinde korku öğeleri de barındıran, trajedisi de mevcut, yılın en iyilerinden biri olmaya aday harika bir drama.

Yönetmen Darren Aronofsky özellikle ülkemizde Requiem for a Dream ile tanınıyor. Bana göre kariyerindeki en sıkıcı ve en kötü film olsa da Requiem for a Dream‘in dünya çapında takdir gördüğünü yalanlamayacağım. Ama Aronofsky‘nin başarısı o kadar da sıradan ya da tek atımlık değil. 98 tarihli ilk uzun metrajı Pi ile zaten gelecek vaat eden bir isim olduğunu cümle aleme kanıtlamıştı. Ardından gelen Requiem for a Dream kısa zamanda bir kült haline dönüştü. Tabi ben 2006’dan bu yana çektiği 3 filmi çok daha fazla beğeniyorum. Rachel Weisz ve Hugh Jackman‘ın başrollerini paylaştığı The Fountain, Mickey Rourke‘un kariyerini baştan yaratan The Wrestler ve şimdi de Black Swan. Henüz Aronofsky‘nin Oscar adaylığı kesinleşmemiş olsa da Black Swan‘daki kamerasıyla çoktan Altın Küre’ye aday olmuş durumda. Önümüzdeki hafta açıklanacak DGA adaylarıyla Oscar için daha net cümleler kurabileceğiz. David Fincher‘la boy ölçüşecek, hatta belki Fincher Oscar’ını daha önce almış olsaydı filmiyle Oscar sahnesine çıkabilecek bir iş çıkarmış ortaya Aronofsky. Neredeyse bir başyapıt.

İlginçtir ki Black Swan‘in senaryosunu yazan isimlerin ise hiçbirini tanımıyoruz. Belki The Social Network gibi sağlam diyaloglara sahip olmasa da kendine has, güzel cümleleri olan bir film Black Swan. Bu arada hikayeyi kaleme alan isimler ise Mark Heyman, Andres Heinz ve John J. McLaughlin. Filmin kendine göre klişeleri yok mu? Var. Korku-gerilim-bayan başrol deyince ilk akla gelen lezbiyen sahneler araya sıkıştırılmış hatta. Peki süprizler? Onlar da mevcut. Özellikle finalinin bu sene izlediğim en kuvvetli ikinci final olduğunu söylemek mümkün (birincisi I Am Love).

Gelelim oyunculara… Natalie Portman filmde canlandırdığı Nina Sayers karakteriyle kariyerinin en iyi işini çıkarmış. Bu sene kesinlikle her ödülü hak ettiğini düşünüyorum. Ve bunu bu yılın en iddialı kadın oyuncularını (Annette Bening, Nicole Kidman ve Jennifer Lawrence) izlemiş biri olarak söylüyorum. Şu an tahminler Bening ve Portman arasında gidip geliyor. Eğer performansa ödül vereceklerse bunu kesinlikle Natalie‘nin hak ettiğini söylemeliyim. David Letterman bile kendi programında böyle bir performansa Oscar verilmemesinin mümkün olamayacağını söyledi. SAG ve Altın Küre adaylıklarıyla bir anda ivmesini artıran Mila Kunis ise filmin bir başka başarılı ismi. Tabi Jacki Weaver‘la kapışamayacağı kesin ama Kunis gibi televizyondan gelme ve daha önce çok  da başarılı olamamış genç bir aktris için olukça yüksek kalitede bir performans. Vincent Cassel ise hakikaten şahane. Bu adamın tüm o çirkin, itici Fransız ifadesine rağmen çok başarılı olduğunu düşünüyorum. Ve hala fark edilmemiş olması beni delirtiyor. Düşünsenize bugüne kadar aldığı en büyük ödül Cesar! Bu nasıl mümkün olabiliyor ki? Filmden dikkat çeken bir diğer isim bundan 24 sene evvel Hannah and Her Sisters‘la Oscar’a aday olmuş olan Barbara Hershey. Birkaç Black Swan fanatiği Hershey‘nin kesinlikle bir adaylığı hak ettiğini söylese de Mila Kunis fazla öne çıktığı için dikkatlerin Hershey‘nin üzerinde toplanabileceğini zannetmiyorum. Ve tabi 90lı yılların gözde ismi Winona Ryder ile bir hafta evvel Natalie Portman‘la nişanlanıp bebek beklediklerini açıklayan Benjamin Millepied. Black Swan kesinlikle toplu performans açısından her türlü ödülü hak eden bir film, orası kesin.

Sonuca gelirsek… Her ne kadar filmi çok beğenmiş ve oyunculuklara hayran olmuş olsam da filmin ilk 45 dakikası insana “E artık ne zaman başlayacak?” sorusunu sorduruyor. Film kendine gelip hikayenin içerisine tam olarak daldığınızda ise Black Swan‘in gerçekle hayal arasındaki ince çizgide devam eden öyküsünden kendinizi alamıyorsunuz. Alacağı tüm adaylıkları sonuna kadar hak ettiği kesin. Her ne kadar Clint Mansell‘in müziği Kuğu Gölü’nden küçük kısımlar kullandığı için diskalifiye edilmiş olsa da yılın en iyi soundtracklerinden biri. Aynı şekilde kurgu ve Matthew Libatique‘in görüntü yönetmenliği de çok çok iyi. İzlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Karşınızda yılın en iyi kadın oyuncu performansına sahip, aynı zamanda yılın en iyi filmlerinden biri duruyor.

[A+]

Oscar Karnesi
En İyi Film
En İyi Yönetmen
En İyi Kadın Oyuncu (Natalie Portman)
En İyi Kurgu
En İyi Görüntü Yönetimi

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College’a başladı. Şimdi de University College London’da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir