Casino Jack

Casino Jack

Öncelikle birşey söylemek istiyorum: Kevin Spacey‘yi sevmiyorum. Biliyorum 2 Oscar’ı var. American Beauty, The Usual Suspects, L.A Confidential gibi pek çok iyi filme imza atmış da olabilir ama sevemiyorum. Bu nedenle Kevin Spacey filmleri benim için zaten maça 1-0 mağlup başlıyor. Zaten özellikle başrolde olduğu filmleri de izlemekten kaçınıyorum. Mesela hala kendine has bir hayran kitlesi edinmiş olan 21‘ı izlemedim ve inanır mısınız, merak da etmiyorum. Eminim Spacey varlığıyla tüm filmi burnumdan getirttirecek. Bu onun kötü bir oyuncu olduğunu düşünmemle alakalı bir yazı değil, ona emin olun. Sadece ve sadece onu antipatik bulmamla alakalı. Ne kadar çok çabalasam da ona karşı objektif olamıyorum!

Konuyu fazla uzatmadan Casino Jack‘den bahsedeceğim. Gerçek olayların beyazperdeye yansıması olarak değerlendirebileceğimiz film Amerikalı bir lobicinin enteresan hikayesini anlatıyor. Aslında enteresan da değil, direk tipik. Böyle şeyler izlemeye, okumaya o kadar çok alıştık ki artık eskisi kadar çarpıcı gelmiyor çoğu şey. Ne yazık ki Norman Snider‘ın senaryosu da filmi sevmemiz için en ufak birşey yapmıyor. Diyaloglar, olaylar, anlatım… Herşey o kadar zayıf ve sıkıcı ki insan Casino Jack‘i izlerken “Lütfen bitsin artık!” demeden edemiyor.

Yönetmen George Hickenlooper da aslında ilginç bir adam. Son filmi Factory Girl asrın felaketiydi. Zaten yeteneklerinden artık şüphe etmeye başladığımız Sienna Miller‘ı Guy Pearce‘la Hayden Christensen‘ın arasına oturtarak oldukça vasat bir iş çıkarmıştı ortaya. Ama Hickenlooper‘ın başarılı olduğu söylenebilir. Çünkü vasat filmler çekmek konusunda oldukça istikrarlı gözüküyor. Casino Jack için kurabileceğim tek cümle, açık ara 2010’un en sıkıcı filmi olduğu.

İşin oldukça enteresanı filmde oldukça da tanıdık yüz var, ama hiçbir şekilde filmi izlemek istemiyorsunuz yine de. Kevin Spacey her ne kadar bu rolüyle Altın Küre aday olmuş olsa da bence çok da değerli bir performans sergilememiş. Yani ödüllere aday edilecek, bir şekilde ödüllendirelecek birşey göremedim ben. İşin ilginci Altın Küre’ye onun almasını beklemem. Çünkü bugüne kadar 6 kere Altın Küre’ye aday olan Spacey daha ödülü hiç alamamış ve bundan daha zayıf bir yıl bulamazdı herhalde Müzikal/Komedi En İyi Erkek Oyuncu dalı için. Barry Pepper Hollywood’un bir diğer antipatik adamı olduğundan Spacey‘nin yanına cuk oturmuş. Peki antipatiklerimiz bu kadarla mı sınırlı? Asla. Jon Lovitz de “Bir insan nasıl komik olamaz?” başlıklı sempozyumlar için ideal bir örnek olma yolundaki performansıyla filme renk katmak yerine, olmayan rengini de çalmış. Bayan aktrislerden Kelly Preston haricinde Rachelle Lefevre‘nin varlığı rahatlık veriyordu ama o da zaten filmde çok yer almıyor. Üstelik her ne kadar Twilight‘ın ilk Victoria’sı olarak sevmiş olsak da yetenekden yoksun bir aktris olduğu kesin.

Filmi hakikaten beğenmedim. Solitary Man‘le beraber benim için yılın en kötü filmlerinden biriydi. Eğer filmdeki aktörlerden herhangi birinin hayranı değilseniz, önermiyorum. Sıkıcı, sıkıcı, sıkıcı….

[D]

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir