127 Hours

127 Hours

“Tahminler” sayfasında yaptığım güncellemeleri ne kadar takip ediyorsunuz bilmiyorum ama bu sene En İyi Film yarışında hakikaten de 11 film savaşıyor. Hangi filmler bunlar? The Social Network, The King’s Speech, The Fighter, Black Swan, Inception, Toy Story 3, The Kids Are All Right, True Grit, Winter’s Bone, The Town ve 127 Hours. Ve içlerinden sadece 3’ünü izleyemedim, ki onlar da True Grit, The Fighter ve The King’s Speech. Özellikle The King’s Speech ‘e nereden ulaşıp izleyebileceğim hakkında en ufak bir fikrim yok ama diğer 2 filmi önümüzdeki günlerde izleyip yorumlayacağım. İsterseniz önce izlediklerim hakkında ufakça bir sohbet edip, sonrasında da 127 Hours hakkında konuşalım. Öncelikle The Social Network‘den bahsetmek gerek. Yılın en iyi filmlerinden biri kuşkusuz. Ama kesinlikle “en iyi” değil. Hala bu kadar sevilmiş olmasını anlayamıyorum. Film için ölüp bitenlerin hepsine “Lütfen David Fincher‘ın filmografisindeki diğer filmleri izleyin!” demek geliyor içimden. Mesela Zodiac ya da Se7enBlack Swan ise hakikaten bana göre de yılın en iyilerinden biriydi. Kim ne derse desin Aronofsky büyük bir yönetmen ve yaptığı her film ayrı bir efsane oluyor. Black Swan‘in şansı ise inanılmaz başarılı bir oyuncu kadrosuna sahip olması. Yoksa bu senaryo kötü oyunculuklarla çok güzel harcanabilirdi. Toy Story 3 yılın kendini iyi hisset filmlerinden. Ama Wall-E gibi bir örnek geçmişte varken, Toy Story 3‘nin onunla yarışabileceğini düşünmüyorum. Inception benim favorilerimden biri olsa da ne yazık ki herkes tarafından beğenilmedi. Bana göre yılın en iyi ilk 3 filmi arasında hala. Başyapıt… Gelelim ihtimalleri düşük adaylara. The Kids Are All Right kesinlikle yılın en abartılan filmlerinden biri bana kalırsa. Filmin tek harikası Mark Ruffalo. Annette Bening ve Julianne Moore da iyi olabilir ama ikisinden birinin Natalie Portman‘la boy ölçüşebilecek nitelikte bir oyunculuk sergilediğini düşünmüyorum. The Town ise her ne kadar iyi olsa da sıradan. Çok güzel bir kadro, hareketli aynı zamanda ciddiyetini de koruyan bir yapım, ama o kadar. Ve Winter’s Bone… Benim için yılın hayal kırıklığıydı. Neyse. Şimdi gelelim asıl konumuza, 127 Hours‘a…

127 Hours bu sene izlediğim Oscar iddiası olan filmler arasında açık ara en iyisiydi ve bunu söylemekten de hakikaten mutluluk duyuyorum. Hiçbir film beni bu kadar çarpmadı, bu kadar etkilemedi. Baştan sona “tek kişilik şov” olsa da sürekli ilgimi maksimum seviyede tuttu. Şimdiden söylüyorum, bu yazı 127 Hours‘a bolca methiyeler dizdiğim, filme bayıldığımı anlattığım yazıdır.

Danny Boyle, Slumdog Millionaire ile tüm dünyaya peri masallarının gerçekleşebileceğini kanıtlamıştı. Küçücük bir bütçe, sıkıntılı çekim sürecinden sonra 8 Oscar alan bir filme imza atarak tarihe adını yazdırdı. Danny Boyle zaten hiçbir zaman sıradan bir yönetmen olmamıştı. Millions, Sunshine, 28 Days Later haricinde adeta bir külte dönüşen Trainspotting‘i de yönetmişti. Bu başarının tesadüf olmadığını biliyorduk. Ama Slumdog Millionaire ile sonunda hak ettiği değeri gördü ve A sınıfı yönetmenler grubuna atlamış oldu. 127 Hours‘ı ile çekileceği açıklandığı günden beri merakla bekliyordum. Zaten James Franco‘ya da hayran olduğum için tüm yıl filmi beklemekle geçti. Peki sonuç? Sonuç harika. Danny Boyle bu filmde de ne kadar farklı ve özel bir yönetmen olduğunu kanıtlamış. Eğer ki Slumdog Millionaire ile 2 sene evvel ödülleri silip süpürmemiş olsaydı David Fincher hala yerinde sayıyor, Danny Boyle ise ödülden ödüle koşuyor olurdu.

Şunu da belirtmemde yarar var, 127 Hours zorlu bir hikayeyi tüm ayrıntılarıyla anlatıp kenara kaçmıyor. Ya da saatlerce sizi başrol oyuncusuyla tek bir çekim yaparak sanat uğruna zamanınızı çalmıyor. Filmin dinamizmi ifade edilebilecek gibi değil. Danny Boyle adeta video klip çeker gibi pek çok farklı yöntemi bir araya getirerek 90 dakikalık bir şölen yaratmış. 127 Hours‘ın En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Uyarlama Senaryo, En İyi Kurgu ve En İyi Erkek Oyuncu dallarına aday olamama gibi bir ihtimali olursa, ki özellikle yönetmenliği kaçırması olası, Akademi tarihinin en büyük hatalarından birini yapıyor olabilir.

Dağcı Aron Ralston’ın 127 saat boyunca bir kanyonda taşın altına sıkışan eli sebebiyle hareket edememesi ve verdiği mücadeleyi anlatan filmin senaryosunu Danny Boyle ve daha önce Slumdog Millionaire‘de de beraber çalıştığı Simon Beaufoy kaleme almış. Olağanüstü. Tek kelimeyle harika! Bu sene uyarlama senaryo ödülleri delice bir şekilde hiç istisnasız The Social Network‘e gidiyor olsa da 127 Hours gayet de Aaron Sorkin‘in kalemiyle mücadele edebilecek bir güce sahip. Bilmiyorum ben mi kendime filme çok kaptırdım ama benle beraber izleyenlerin çoğu da filme hayran kalmış durumda.

Ve tabi oyuncular… Daha doğrusu James Franco. Uzun zamandır James‘in hak ettiği değeri görmesini bekliyorduk. Milk‘e dair beğendiğim tek şeydi. Pineapple Express‘i izlenebilir kılan tek adamdı. Ve şimdi 127 Hours‘da çıkardığı oyunculuk görmezden gelinebilecek gibi değil. Karakterle beraber her duyguyu öyle uçlarda yaşıyorsunuz ki onunla beraber susuyor, onunla beraber ağlıyorsunuz. Çaresizliğini, mücadelesindeki kararlığını, tüm duygularını sonuna kadar hissediyorsunuz. Colin Firth‘i hala izleyemedim ama eğer o da Annette Bening gibi sırf kariyeri sebebiyle ödüllendirilecek bir performans sergilemişse, benim ödülüm şimdiden James Franco‘ya haberiniz olsun. Franco haricinde Amber Tamblyn, Katey Mara ve Clemence Poesy filmde öne çıkan isimler diyebiliriz. Ama 90 dakikalık Franco deneyimi sırasında tüm oyuncuların rolleri epey az ve sönük kalıyor onun yanında.

127 Hours Oscarlardan birkaç gün sonra oylamaya sunacağım 2. Geleneksel OscarBoy ve Readers’ Choice Ödülleri’nde pek çok dalda aday olacak, orası kesin. Film, yönetmen, erkek oyuncu, kurgu, sanat yönetimi, görüntü yönetimi, uyarlama senaryo, özgün şarkı, özgün müzik… Aday etmek istediğim o kadar çok dal var ki! Kesinlikle ama kesinlikle izlemeniz gerektiğinin altınızı çiziyorum. 2010 yapımı filmler arasında izlediklerimin en iyisiydi. Ayrıca 2 gün üste 2 defa izlediğimi de eklemek isterim. Inception‘dan beri hiçbir filme vermemiştim bu notu, buyursunlar:

[A+]

Oscar Karnesi
En İyi Film
En İyi Erkek Oyuncu (James Franco)
En İyi Uyarlama Senaryo
En İyi Kurgu
En İyi Özgün Müzik
En İyi Özgün Şarkı (“If I Rise”)

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College’a başladı. Şimdi de University College London’da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

0 Yorum

  1. soner

    dostum 127 hours filminin gerçektenhakkını çaldılar..hiçbir ödül alamadı..bu kadar güzel bir film..hala etksindeyim ve 3 4 defa izledim ve izleyeceğim ama bıkmadım..müzikleriyle kurgusuyla hele james frranco nun oyunculuğuyla tam bir başyapıt..nasıl ödül alamadı..ama oscar ödül törenlerini james franco nun sunmasıyla ödül vermeyecekleri belli oldu..belkide oscar ödül törenleri hiç ödül alamayan 127 hours filmine bir teselli armağanıdır..

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir