Conviction

Conviction

Hilary Swank… Hani şu Meryl Streep‘le aynı sayıda Oscar’a sahip olduğuna bir türlü inanamadığımız tüm iticiliğine rağmen bir şekilde Hollywood’un en başarılı aktrislerinden birine dönüşmüş, dört ayak üzerine düşmesiyle tanınan aktris. Bu kadın için ne söylenebilir bilmiyorum. İlk Oscar’ını aldığı Boys Don’t Cry‘da daha henüz tanınmamış bir aktristi. Annette Bening karşısında herhangi bir şansı olduğu da düşünülmüyordu. Çünkü American Beauty yılın en iyi filmiydi ve Bening, Swank‘den kat kat başarılı bir aktris olarak ödüllendirilmeliydi. Ama Akademi Swank‘in performansını görmezden gelemedi ve ona ödülü verdi. 2004’te ise çok daha enteresan bir olay gerçekleşti. Clint Eastwood, Million Dollar Baby‘yi çekiyordu ama Oscar dönemine yetişemeyecekti ne yazık ki. Ama prodüksiyon öyle bir hızlandırıldı ki bir anda yıl sonuna yetişti film ve ardından da olanı biliyorsunuz zaten. 7 adaylık, 4 Oscar. Bunlardan biri de Hilary Swank‘in oldu. Hak edilmiş miydi? Ne yalan söyleyeyim, evet. Million Dollar Baby kuşkusuz yılın en iyi filmiydi. Hem de Sideways ve The Aviator‘ın varlığına rağmen. Kadın oyuncu dalı ise o sene hakikaten zayıftı diyebiliriz. Yani en azından bir yarış yoktu. Diğer adaylar ise şöyleydi: Annette Bening (Being Julia), Catalina Sandino Moreno (Maria Full of Grace), Imelda Staunton (Vera Drake) ve Kate Winslet (Eternal Sunshine of the Spotless Mind). Sonuç olarak Swank ikinci Oscar’ını da alarak Annette Bening‘i bir kez daha yenmiş oldu. Bu sene ikili SAG Ödülleri’nde yine karşı karşıya. Bir yanda Conviction ile Hilary Swank, diğer yanda The Kids Are All Right ile Annette Bening. Ama bu sefer Swank‘in Natalie Portman ve Annette Bening karşısında şansı yokmuş gibi gözüküyor.

Conviction tamamen gerçek bir hikayeden sinemaya uyarlanmış. Betty Anne Waters adındaki bayan kardeşinin suçsuz yere cinayetten hapse atılmasıyla kardeşini aklamak için bu davanın peşine düşüyor ve üniversiteye başlayıp avukat olmaya çalışıyor. Daha sonra da DNA testleri, kanıt peşinde koşmalar falan filan..

Film bu yılın en etkileyici filmlerinden biri olabilir konu olarak, katılıyorum. Bittiğinde gerçekten böyle insanların var olduğunu düşününce kafayı yiyecek gibi oluyorsunuz. Tamamen bir adalet sorgulaması içerisine girmeniz mümkün. Amma velakin şu da var ki senarist Pamela Gray duygularımızı sömürmek için elinden geleni ardına koymamış. Kariyerine baktığınızda aslında üslubunu anlamak mümkün. Çünkü bu bayan daha önce Music of the Heart ve A Walk on the Moon gibi yürek burkan hikayeler anlatmayı seven biri. Conviction‘daki materyali zaten ciğerlerimize hançer saplayıp bizi darmadağın etmeye oldukça müsait özelliklere sahip. Filmin özellikle senaryo açısından eleştirilere açık olduğunu söyleyebilirim. Ben bu tarz kör gözüm parmağına işlerden fazla hoşlanmıyorum.

Yönetmen Tony Goldwyn ise daha önce The Last Kiss, A Walk on the Moon ve Someone Like You gibi romantik filmler yönetmiş bir isim. Aynı zamanda Ghost, The Last Samurai gibi pek çok filmde rol alan Goldwyn‘in yine de bugüne kadarki en iyi işi Conviction. Filmin NBR’dan da ödülle döndüğünü eklemek de yarar var.

Marifetin çoğu ise kadrosunda saklı. Hilary Swank her ne kadar SAG’e aday olmuş olsa da ne yazık ki Conviction‘da Million Dollar Baby ya da Boys Don’t Cry‘da olduğu kadar başarılı değil. Tabi geçen sene çektiği rezalet Amelia‘daki gibi iç sıkan bir performans da sergilemiyor. Sadece özel birşey göremedim ben ödüllere aday edecek kadar. Aynı şekilde filmdeki performansıyla yardımcı erkek oyuncu dalındaki Oscar tahminleri arasına sokulan Sam Rockwell performansının da pek özel olmadığını düşünüyorum. Ki kendisi hakikaten sevdiğim bir aktördür. Moon başta olmak üzere Everybody’s Fine, Choke, The Assasination of Jesse James by the Coward Robert Ford‘daki performansları oldukça başarılıydı. Bana sorarsanız filmin en iyisi Juliette Lewis. Hatta bu yıl izlediğim yardımcı kadın oyuncular arasında oldukça da üst sıralara taşıyabileceğim nitelikte bir başarıdan söz ediyorum. Melissa Leo ve Minnie Driver ise filmin ekstraları diyebiliriz. Zaten özellikle Minnie Driver için pek güzel düşüncelerim olmamıştır hiçbir zaman. Leo ise henüz The Fighter‘ı izlemedim ama burada pek iyi değil. Ve son olarak afişe adını yazdırmayı başarmış Peter Gallagher var ki tıpkı The O.C‘de olduğu gibi burada da bir avukatı canlandırıyor. Cepten yemek diye buna derim ben işte.

Conviction seyri hoş ama tıpkı Türk senaristlerin yaptığı gibi damara basmayı seven bir film. Üstelik herşey o kadar Amerikan ki, o başarı hikayesi, o mücadele… İnsanı bir süre sonra sıkmıyor değil. Yine de iyi bir film olduğu söylenebilir. En azından eline yüzüne bulaştırmamışlar.

[B-]

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir