True Grit

True Grit

Sitede yazdığım bazı eleştiriler sebebiyle kimi zaman çok ağır eleştiriler alabiliyorum. Bir filmi beğenmediğim zaman ne denli acımasız olduğumun ben de farkındayım ama benim beğenmediğimi beğenen okurlarım da bana karşılık verirken fazla merhametli davranmıyorlar. Tabi sanat tamamen öznel ve yoruma açık bir alan olduğundan karşılık verip bir mahalle ortamı da yaratmıyorum. Sonuçta ben her ne kadar Antichrist‘den nefret etmiş olsam da siz filmi beğenmiş olabilirsiniz. Ya da A Serious Man benim için nasıl bugüne kadar izlediğim en absürd filmse siz yılın en iyisi seçebilirsiniz. Bunun tersi bir durum da olabilir. Mesela benim A+ verdiğim bir film sizin için vasattır. The White Ribbon ve Winter’s Bone filmlerine aşık olmuş da olabilirsiniz. Hepsi olabilir dediğim gibi… Normal karşılarım. Ben konuyu o fazla eleştirdiğim filmlerden birine değil, yönetmenlerden birine hatta ikisine getirmek istiyorum. Tabiki de bahsettiğim insanlar Coen Kardeşler. Üzülerek Coenler‘in sadece son 5 filmini izlediğimi belirtmek istiyorum. Ne bunlar? The Ladykillers, No Country for Old Men, Burn After Reading, A Serious Man ve biraz sonra eleştireceğim True Grit. Kronolojik sırayla izlediğim Coen filmlerinden bahsetmek gerekirse… The Ladykillers beni inanılmaz derecede sıkmıştı. Tabi o zamanlar daha 14 yaşımda olduğunu düşünürsek o filme tahammül edememem mümkün. Ama şimdi de izlesem fikrimin değişeceğini düşünmüyorum. Çünkü ne yaparsanız yapın The Ladykillers kötü bir filmdi. Oscarlarına kavuştukları No Country for Old Men ise kesinlikle iyi bir filmdi. Kimse buna karşı çıkamaz. Ama ben o sene gösterime giren There Will Be Blood‘ı ayrı bir beğendiğim için Coenler‘in sıralarının gelmesi sebebiyle o filmin hakkının yendiğini düşünmekteyim. Yoksa filmdeki Javier Bardem performansına diyecek söz yok… Burn After Reading ise çağımızın en iyi oyuncularını bir arada barındırmasına rağmen hakikaten insanın sabrının sınırlarını zorlayan absürdlükte, bir süre sonra “Ben bunu niye izliyorum?” sorgulamasına girdiğim ilginç bir filmdi. Ve geçen sene En İyi Film dalında Oscar’a aday olan A Serious Man… Bir yanlışlıklar komedyası da diyebiliriz. En iyilerin arasında olmayı gerçekten hak ediyor muydu, yoksa yönetmenlerinin kartviziti mi filme bu en iyi ibaresini getirdi hakikaten merak ediyorum. Onu da beğenmedim sonuç olarak. Ve bu sene Coenler‘in bugüne kadar en çok hasılat yapan filmi True Grit‘in de oldukça yüksek Oscar şansları mevcut. Peki film nasıl?

True Grit aslında 1969 yılında John Wayne‘e ilk ve tek Oscar’ını kazandıran bir western. Coenler ise orjinal filmi alıp yepyeni bir kadroyla yeniden çekmişler. Hikaye Rooster Cogburn adındaki bir adamla, babasının katilini arayan Mattie Ross arasında dönüyor. Mattie katili bulmak için Cogburn’ü kiralıyor ve sonrasında LaBoeuf’ün de katılımıyla bir yolculuk başlıyor. Peki bu bir yol filmi mi? Hayır. Hakiki bir western var karşımızda. Tabi eski zaman kovboy filmleri gibi saçma bir kavga dövüş içerisinde olan değil, takdiri kesinlikle hak eden iyi bir western.

Joel ve Ethan Coen filmi hem yönetip, hem de yazmışlar. Yönetmen kimlikleri açısından Coenler‘in filmografisinde True Grit‘i nereye koyacağımı hakikaten çözemiyorum. Çünkü bugüne kadar izlediğim en “normal” filmleri bu. Üstelik eğer yönetmenlerin onlar olduğunu söylemeseniz, True Grit‘in Coenler‘in elinden çıktığına hayatta inanmam! Belki de bu yüzden film bu denli hoşuma gitti. Bildiğimiz üsluplarından oldukça farklı bir proje çıkmış ortaya. Senarist kimliklerini ele aldığımızda ise bir takım izler görmek mümkün. Orjinal filmi izlemedim ama bu filmde bazen diyaloglar öyle bir seyir alıyor ki işte tanıdığımız absürdlük diyorsunuz. Yine de bunların eser miktarda ve rahatsız etmeyecek kadar az olduğunu belirtmekte yarar var.

Kadroda ise bence özellikle iki ismin altını çizmek lazım. Birincisi doğal bir yetenek, kesinlikle gelecek vaat eden 14 yaşındaki Hailee Steinfeld. Filmde o kadar iyi bir performans sergilemiş ki neredeyse tüm film boyunca gözünüzü kırpmadan onu izliyorsunuz. Ben şahsen bu yıl dağıtılan “Genç Oyuncu” ödüllerinde Jennifer Lawrence isminin anılmasına anlam veremedim. Çünkü asıl genç yetenek burada! Steinfeld‘in en büyük talihsizliği, filmin bariz bir şekilde başrolünde olmasına rağmen yapımcı firma tarafından yardımcı kadın oyuncu kategorisinde pazarlanması. İşte bu oylarını hakikaten bölecek. Ama eğer ki Steinfeld Oscar’a yardımcı kadın oyuncu dalında aday olursa ödüle gitmesi mümkün. Altını çizmek istediğim ikinci isim ise Jeff Bridges. Eğer ki geçtiğimiz sene Oscar almamış olsaydı Bridges bu sene kesinlikle ödülü kapardı. Üstelik emin olun Crazy Heart‘taki performansından daha hak edilmiş bir ödül olurdu. Oscar’a doğru açıklayacağım Oscar Boy Ödülleri’ne aday olacağından hiç şüpheniz olmasın. Dikkat çeken diğer isimlere gelirsek… Matt Damon kariyerinde daha önce rastlamamadığımız farklı bir karaktere can vermiş. Bana göre filmin en hoş ayrıntılarından biri. Eğer biraz daha desteklenmiş olsaydı birkaç ödül töreninde aday olarak boy gösterebilirdi. Filmin sonlarına doğru gözüken Josh Brolin ise Damon‘dan bence daha iyi. Özellikle Milk‘den sonra kendisinden ciddi anlamda nefret etmiştim ama bu filmdeki performansı ciddi anlamda kaliteli. Son olarak kısaca gözüken Barry Pepper‘ın adını anmakta da yarar var.

True Grit ciddi anlamda yılın en iyi filmlerinden biri. Amerika’da boşuna bugüne kadarki en çok hasılat yapan Coen Kardeşler filmi olmamış. Ülkemize uğradığında izlemeniz de yarar var. Gerçi ne zaman gösterime girer bilmiyorum ama eğer geriye kalan birkaç ödül töreninde fark edilirse bence True Grit‘in birkaç dalda kazandığını görmek hoş olabilir. Zaten bu sene herhangi bir filmin Oscarda 7-8 ödül toplayabileceğini zannetmiyorum. Bu sene o paylaşma yıllarından biri olacak gibi duruyor. Kostüm tasarımı, yardımcı kadın oyuncu ve görüntü yönetimi gibi birkaç kategoride True Grit adını duyarsak, daha ne isteriz…

[A-]

Oscar Karnesi
En İyi Film
En İyi Yönetmen
En İyi Erkek Oyuncu (Jeff Bridges)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Hailee Steinfeld)
En İyi Uyarlama Senaryo
En İyi Görüntü Yönetimi
En İyi Sanat Tasarımı
En İyi Kostüm Tasarımı
En İyi Ses Kurgusu
En İyi Ses Miksajı

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir