Blue Valentine

Blue Valentine

Ryan Gosling hakkında konuşarak başlamak istiyorum eleştiriye. Gosling‘i belki daha öncesinden bilenleriniz vardır ama Murder by Numbers ile dikkatleri üzerine çekip The Notebook‘la üne kavuştu. The Notebook her ne kadar kızlar tarafından delice sevilse de sıradan bir romantizme sahipti ve çoğu yönden de zayıftı. Gerek Gosling, gerek Rachel McAdams filmde bana göre tutuşmayan kimyaları ve sınırlı oyunculuklarıyla 2000’li yılların en abartılan filmlerinden birine imza attılar. Gosling için tam sıradan bir aktör diyecektik ki bir anda rotasını değiştirdi. Half Nelson‘da uyuşturucu bağımlısı bir öğretmeni canlandırarak ilk ve tek Oscar adaylığını aldı. Çok şaşırmıştık çünkü The Notebook‘un yeni yetmesi Half Nelson‘da harikalar yaratmıştı. Bu açıdan kariyerini Jude Law‘a benzetmek mümkün Gosling‘in. Tıpkı Law gibi o da arada sırada büyük bütçeli filmlerde yer alıyor. Ardından da gerçekten içerisinde olmak istediği işlere imza atıyor. Half Nelson‘dan bir sene evvel gelen Stay ve Half Nelson‘dan sonraki yıl gösterime giren Fracture biraz daha ana akıma yakın filmlerdi. O yüzden onlarda önünü açmak için oynadığını düşünüyorum. 2007 yapımı Lars and the Real Girl ise bana göre Ryan Gosling‘in bugüne kadarki en iyi performansını sergilediği filmdi. Oscar adaylığı alamaması büyük talihsizlikti ama kuşkusuz benim içn yılın en iyi erkek oyuncuları arasındaydı. Böylece Half Nelson ve Lars and the Real Girl sayesinde Gosling için büyük bir sempati oluştu bende. Öyle ki yeni projeleri All Good Things ve Blue Valentine‘ı duyunca oldukça heyecanlandım. Yalnız All Good Things‘i izledikten sonra feci halde hayal kırıklığına uğradım. Film güzel olma ihtimaline sahip bir senaryoyu beyazperdeye taşımasına rağmen Ryan Gosling‘in fazla abartılı oyunculuğu yüzünden heba olmuş. O yüzden Blue Valentine‘da oradaki rolünden kurtulamadığını hissedince Gosling‘in yeteneklerini sorgulamaya başladım. Gerçekten iyi bir aktör mü yoksa artık kendini tekrar mı ediyor? Zannediyorum bunun cevabını da ancak gelecek senelerde alabileceğim.

Blue Valentine problemli bir evliliği olan Dean ile Cindy’nin hayatını konu alıyor. Film çok ortada bir yerden başlayıp sonuna kadar cevaplarını asla vermediği sorularla dolu diyebiliriz. Uzunca bir süre Dean ve Cindy’nin evliliklerindeki sorunlar için kimi suçlamamız gerektiğini anlayamıyoruz. Derek Cianfrance, Joey Curtis ve Cami Delavigne‘in kaleme aldığı senaryo bana kalırsa oldukça başarılı. Bugün açıklanan Oscar adaylarında Blue Valentine ismini senaryo dalında görmek isterdim.

Yönetmen Derek Cianfrance‘in de umut vaat eden bir kamerası olduğu söylenebilir. Bugüne kadar hep belgesel çeken bir yönetmenden beklenmeyecek kadar başarılı uzun metrajda. Tabi yılın en iyileri arasına koyup abartılacak birşey de yok ama Blue Valentine‘ın kuvvetli senaryosu ve oyunculukları altında hiçbir şekilde ezilmemiş. En azından bunun için tebriği hak ediyor.

Filmin kadrosundan ise bahsedilecek sadece iki kişi var. Tüm film bu iki oyuncunun etrafında dönüyor, hikaye ikisinin arasında gelişiyor. Buradaki rolüyle Oscar’a aday olan Michelle Williams kariyerinin başarılı performanslarına bir yenisini daha eklemiş. Filmi anlatmamak için özellikle hangi sahnelerde çok iyi olduğunu söyleyemiyorum ama Oscar’da gösterilecek kliplerde hangi kısımların yer alacağını tahmin etmek güç değil. Ryan Gosling ise… Yukarıda da söylediğim gibi Gosling, All Good Things‘deki rolünün etkisi altında kalmış gibi geldi bana. O makyaj, saçının şekli ve taktığı gözlükler film setlerini karıştırmasına neden olmuş olabilir. Ryan Gosling için de çok güzel yorumlar okuyoruz ama ben açıkçası Michelle Williams‘ın yanında o kadar da başarılı olduğunu düşünmüyorum. “Oscar alması gereken aktörler” listemde de bulunan Gosling bu sene kesinlikle oradaki yerini kaybedecek gibi duruyor.

Blue Valentine başarılı bir kadın oyuncu, kuvvetli senaryo ve umut vaat eden bir yönetmenine rağmen ciddi anlamda ağır bir film. Lafımı esirgeyecek değilim. Blue Valentine‘ın yarısına gelmeden “Bu film ne zaman bitecek?” diye kara kara düşünmeye başladım. Ancak kısa bir süre sonra gerek performanslar, gerek kurgu, gerekse filmde kullanılan müzikler (özellikle Ryan Gosling‘in söyledikleri) Blue Valentine‘ın büyüsüne kendinizi kaptırmanıza neden oluyor. İzleyip izlememe tercihini size bırakıyorum.

[A-]

Oscar Karnesi
En İyi Kadın Oyuncu (Michelle Williams)

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College’a başladı. Şimdi de University College London’da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

0 Yorum

  1. Tugrul

    Michelle Williams’ı zor sahnelerde görmek sasırttı beni. Bu kadar cüretkar ve rahat olabilecegini düsünmüyordum. Filmle ilgili olarak, sizin de dediğiniz gibi ortasından baslıyor ve bitımınde de nıye bu kadın boyle davranıyor demekten kendımı alamıyorum.
    Gosling’in performansı da bana göre iyiydi. Tabii all good things teki rolünü kopyaladıgını, izlemedigim ıcın bılemıyorum. Ama belki de aynı tip bir roldü. Yani ne kadar farklı yapabilirdi ki? Bu biraz da yönetmenin oyuncuyu yönlendirmesiyle ilgili olsa gerek. Ara ara bende sıkıldım biraz filmden ne yalan söyleyeyim.

    En ıyı kadın oyuncu adayları arasında portman’a göre daha zayıf buldum performansını wıllıams’ın. Bir sıralama yapmam gerekirse

    portman >williams>kidman>bening>lawrance olarak sıralayabilirim.

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir