The King’s Speech

The King’s Speech

Burada Oscar tahminleriyle sürekli uğraşıyor olsak da benim de Akademi’yi kusurlu bulduğum yönler var. Yabancı film dalındaki haksızlıklardan tutun, içerisinde biraz olsun aksiyon bulunduran filmlerin saf dışı bırakılmasına kadar pek çok şeyi eleştirebilirim. Ama Akademi’nin beni en çok rahatsız eden özelliği “hak edene değil, sırası gelene” ödül vermesi. Çünkü öyle bir tıkanıklık yaratıyorlar ki o tıkanmalar zinciri oyuncuların haklarını yıllar sonraya atıyor ve sonra da ödülünü kazansınlar diye delice bekliyorsunuz. Mesela Kate Winslet’in ödülünü yıllar önce vermiş olsalardı Doubt‘taki performansıyla Meryl Streep üçüncü Oscarını almış olurdu. Ki delice bir şekilde Kate‘i sevmeme rağmen o sene Oscar’ı hak eden bayan kesinlikle Meryl‘dı! Yine de Kate Winslet‘in sonunda ödüllenmiş olmasına çok seviniyorum. Ya da Annette Bening. Eğer American Beauty ile ödülünü vermiş olsaydınız Annette hala Oscar peşinde koşturur muydu? Elbette hayır. Şimdi Natalie Portman‘ın hakkının yenmesi durumu da mevcut. Onun hakkını yiyeceksiniz peki Natalie‘nin sırası ne zaman gelecek? İlk adaylığının üzerinden 6 sene geçti. Ödülü alması için 6 sene daha mı bekleyeceğiz? Geçtiğimiz senenin kadın oyuncu dalına gidin şimdi de. Carey Mulligan ve Gabourey Sidibe‘nin aday olduğu bir daldan Sandra Bullock galip çıktı. Pardon? Bu şaka filan olmalı! Bullock‘ın sırasının gelmesine gerçekten kimsenin ihtiyacı yoktu. Biz onu ikinci sınıf filmlerde sıradan kadınları canlandırırken daha çok seviyorduk. Şimdi kendini ciddi aktris triplerine sokup pek çok iyi filmi varlığıyla mahvedecek. Peki bunun hesabını kime soralım? Size mi Akademi üyeleri? Geçtiğimiz sene Jeff Bridges En İyi Erkek Oyuncu seçilmişti mesela. Çok önceden hak ettiği bir ödüldü. Eğer yıllar önce verilmiş olsaydı o ödül Colin Firth seçilecekti geçtiğimiz sene. Ve şimdi biz James Franco‘nun performansının pabucu dama atılacak diye üzülmeyecektik…

The King’s Speech, Kral 6. George’un konuşma problemi üzerine odaklanan bir film. Kekeme bir adam olan George’un hem kral oluşunu, hem de kral oluşu sırasında konuşmasını düzeltmek için gördüğü terapileri anlatıyor. Bu terapilerde kralımız hem kekemelik sorununun derinliklerine iniyor, hem de bir dost ediniyor.

Yönetmen Tom Hooper için Oscar ve DGA tahminleri yapıldığında ciddi anlamda şaşırmıştım. Çünkü kariyerine baktığınızda genelde televizyon odaklı işler görüyorsunuz. 13 Emmy, 4 Altın Küre alan John Adams; 3 Altın Küre’li Longford ve 9 Emmy, 3 Altın Küre alan Elizabeth I. Yani ciddi anlamda bir televizyon başarısından bahsediyoruz. Geçtiğimiz sene çektiği uzun metrajlı filmi The Damned United da kendi çapında bir hayran kitlesine sahipti. Ama şuna dikkat çekmek istiyorum, bu adam televizyonda başarılı! The King’s Speech sanki televizyon için çekilmiş bir işin sinemaya aktarılmış hali gibi duruyor. Hani belki TV Filmi olarak izlesek daha çok bağrımıza basarmışız gibi… Yalnız beyazperdede, yani devler liginde bence maça 1-0 galip başlamış The King’s Speech. Hooper‘ın aldığı DGA adaylığını da birazcık filmin ihtişamına ve oyuncularının kudretine bağlıyorum.

David Seidler tarafından yazılan senaryo bu sene pek çok özgün senaryo ödülü topladı. Daha önce The King and I‘ın da senaryosunu kaleme alan Seidler‘ın klasik dönem filmi senaryosunu bizlere sunduğunu söylemek mümkün. Mücadeleci bir ana karakter, fedakar eş ve sadık bir dost. Bu yüzden Seidler‘ın bu kadar çok ödül almasına da hayret ediyorum. Inception ve The Kids Are All Right karşısında herhangi bir özgünlükten bahsetmek ne yazık ki mümkün değil. Bu kadar eleştirdiğim için belki bana kızacaksınız bilemiyorum, ama The King’s Speech benim dünyamda beklediğim mucizeleri yaratmadı. Film iyi, orası kesin de problem işte tam burada başlıyor. Sadece iyi.

Tam bu sıradanlığın ortasına öyle bir kadro yerleştirilmiş ki işte orada susup kenara çekiliyorsunuz. Colin Firth‘in performansı tam da kariyerinin zirvesinde Oscar’ını alması için yazılmış sanki. Evet, geçtiğimiz sene A Single Man‘le almasını çok daha fazla isterdim. Adaylar arasından George Clooney‘yi de başarılı bulmuş olmama rağmen böyle bir galibiyet beni mutlu ederdi. Hem böylece bu sene James Franco‘nun Oscarlanmasını izlemek düşerdi bizlere, belli mi olur? Ancak Oscar şansı olan neredeyse tüm filmleri izlediğimi düşünürsek Firth kesinlikle benim ilk üçümde yer alır! Colin Firth‘in eşini canlandıran Helena Bonham Carter en az onun kadar başarılı. Ben yardımcı kadın oyuncu dalındaki karmaşadan yararlanmasını gerçekten çok isterim. Melissa Leo‘nun performansını fazla abartılı bulduğum için onun yerine Carter alsa hiç de bozulup sinirlenmem. Geoffrey Rush ise benim antipatik oyuncular listemde zirveyi zorlamasına rağmen takdiri sonuna kadar hak eden bir oyunculuk sergilemiş. Ayrıca filmde Michael Gambon, Timothy Spall ve Guy Pearce da izliyoruz. Diğer üç ismin yanında hiçbirinin esamesi okunamaz gerçi de bir bütün olarak iyiler. Gözüme çarpan bir diğer isim ise Nurse Jackie izleyicilerinin Doktor O’Hara olarak tanıdığı Eve Best. Dizinin sıkı izleyicilerinden biri olarak O’Hara ‘yı bu filmde görmek de hoşuma gitti.

The King’s Speech oyunculuk, sanat yönetimi, kostüm tasarımı gibi birkaç konuda oldukça başarılı şüphesiz. Ama bunun haricinde En İyi Film olabilir mi bilemiyorum. Bana göre bu yılın dört dörtlük filmleri Black Swan, Inception ve 127 Hours olsa da hala film dalındaki süprizlere açığız. SAG Ödülleri dağıtıldığında daha kesin cümleler kurarız umarım. Neyse. Asıl konumuza dönersek, The King’s Speech başarılı bir film. İzlemenizi öneririm. Çoğunuzun filme aşık olacağından da eminim. Yorumu artık size bırakıyorum.

[B+]

Oscar Karnesi
En İyi Film
En İyi Yönetmen
En İyi Erkek Oyuncu (Colin Firth)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Geoffrey Rush)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Helena Bonham Carter)
En İyi Özgün Senaryo
En İyi Kurgu
En İyi Görüntü Yönetimi
En İyi Sanat Yönetimi
En İyi Kostüm Tasarımı
En İyi Ses Miksajı
En İyi Özgün Müzik

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

0 Yorum

  1. Mark

    Açıkçası Franco hakkında çok fazla abartıyorsun gibi.Şahsi düşüncene saygı duyarım fakat Franco’nun parmak ısırtan bir oyunculuğunu göremedik doğrusu.Hangi oyuncu oraya koyarsan tek kişilik performansta aynısını yapardı bundan eminim.Adaylıklarını akademinin gençlere olan zaafına bağlıyorum.Tıpkı Benning’in hakettiği oscarının muhtemelen işe yaramaz performans sergileyen Portman’ın alacağı gibi.

    Yanıt
    1. Tugrul

      Acıkcası natalie portman gibi hem güzel hemde son derece yetenekli bir oyuncu icin, işe yaramaz performans olarak gösterilen black swan rolüne abartılı bir bicimde sız haksızlık ediyorsunuz..

      Yanıt
  2. Aylin

    Ben daha düşük puanlı başka bir The King’s Speech eleştrisi daha hatırlıyorum sorun bende mi yoksa yeniden mi bir eleştri yazısı yazıldı?

    Yanıt
    1. umurtas

      Sorun kesinlikle sizde değil. The King’s Speech, The Social Network ve Winter’s Bone ‘u ikinci kez izleme kararı aldım. İkinci izleyişimde fikirlerimde küçük değişiklikler olduğu için de bu yazıyı tekrar gündeme getirdim. İlk notum B+’ydı hatta.

      Yanıt
  3. Geri İzleme: The King’s Speech « Sinema Kenti

  4. Tugrul

    Filmi izlemeden önce nedense bir önyargım vardı olumsuz yönde. İzledikten sonra kısmen fikrim degisti.

    Colin Firth, Bardem’in performansını izlemedigim icin ne kadar dogru olur bilemem ama diger adaylara göre heykelciğe daha yakın gibi duruyor. Ama gecen seneki A Single Man daki performansı oscar alabilirdi ki oyunculugu daha cok ınsanın ıcınde sızı bırakıyordu.

    Ayrıca Geoffrey Rush’ta performansıyla en az firth kadar basarılı. Hatta sunu soyleyebilirim ki en iyi yardımcı erkek oyuncu dalında christian Bale’ in kuvvetli bir aday oldugu söylense de bence Geoffrey Rush daha iyi ve ödülü hak ediyor. Su sırası gelme mevzusunu yapmazlarsa Rush ın ödülü almaması ıcın bir sebep göremiyorum.

    Helena Bonham Carter konusunda da kararsızım. İyi oynamıs ama sadece o kadar. Yani cok ekstra bir performans göremedim. Melissa Leo da biraz abartıydı. Ama Leo bana göre daha basarılı. Carter, Leo ya göre biraz geri planda kalıyor.

    Filmin yönetimi ve akısı güzel ki zaten bana sorarsanız bu fılmı cazip kılan püf noktası da bu. Baska bir sekilde aynı konu islense belkı sıkıcı olabilirdi. Yani konu aslında cok özgün ve sıradısı olmasa da hikayeyi işleme ve kurgulama olayı basarılı. Sıkılmadan izlenebilecek düzeyde keyifli bir film. En cok ta Rush’ ı izlerken keyif aldım diyebilirim. 🙂

    Ben fılme B+ veriyorum bu arada. A lık bir film degil bana göre..

    Yanıt
    1. umurtas

      Hep A- ve B+ arasında kaldım. Sonunda A- verdim. Bana göre de Geoffrey Rush, Christian Bale’dan daha iyi. Zaten A- vermemin sebebi de kadrosu. Helena Bonham Carter konusunda haklısın çok ekstrem birşey yok. Ben Melissa Leo kazanmasın da kim kazanırsa kazansın diye düşünüyorum galiba. The Fighter’ı sevemedim, Melissa Leo’yu sevemedim..

      Yanıt
  5. Geri İzleme: 83 yılın en iyileri « Oscar Boy

  6. mert

    akademinin bu mantığını anlamıyorum, aday listesinde black swan ve inception gibi filmler varken, akademi hangi filmi ödüllendirdi the king’s speech(?), filme kötü demiyorum ama oscar aldı be nasıl yani?

    Neyse geçen yıl kadın oyuncu dalında ödül gidebileceği en iyi yere gitti natalie den bahsediyorum. Ama erkek oyuncu ödülünü yukarıda bahsettiğiniz gibi franconun alması taraftarı değilim, colin firth bu yıl bu ödülü hakeden kişiydi vede kazandı zaten.

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir