Love and Other Drugs

Love and Other Drugs

Jake Gyllenhaal‘dan kısa süre önce uzun uzun konuştuğumuz için Love and Other Drugs yorumuma Anne Hathaway ile gireceğim. Normalde oyuncuların her filmini özellikle izleyeyim diye bir çabam yoktur. Ama Hathaway‘in kariyerine bakınca izlemediğim filmi olmadığını görüyorum!  Get Real adlı dizisinden tutun da Ella Enchanted‘a, Get Smart‘a kadar hepsini izlemişim. Bu biraz da ilk oyunculuk denemesi olan Get Smart dizisindeki karakteriyle alakalı bir durum. O diziyi cnbc-e’de yayınlandığı zamanlar izlerken Hathaway‘in canlandırdığı Meghan karakterine resmen bayılıyordum! Hathaway‘in siması hafızama yerleşince The Princess Diaries‘de gördüğümde sevinçten öldüm! Öyle ki hala The Princess Diaries beni en çok eğlendiren filmler arasında yer almaktadır. Sonrasında Nicholas Nickleby, Ella Enchanted ve The Princess Diaries 2 gibi daha hafif işlerle devam etti güzel aktris. 2005 yılında Brokeback Mountain‘da yer aldığını duyduğumuzda ise hepimiz şaşırdık. Aynı zamanda artık ciddi bir aktris olarak anılmak istediğinin de farkına vardık. Brokeback Mountain 2000’li yılların modern klasiklerinden biri haline dönüşürken Meryl Streep‘in asistanı olarak The Devil Wears Prada‘da çıktı karşımıza, ki o filmde de Hathaway‘i izlemek bize fazlasıyla zevk vermişti. Derken Becoming Jane geldi. Jane Austen’ı canlandırdığı film birazcık Pride & Prejudice filminin başarısı sebebiyle çekilmiş gibi durduğundan çoğu izleyiciyi tatmin etmedi. Steve Carell‘le birlikte rol aldığı Get Smart da seyri hoş ama sanatsal bir değeri olmayan, sıradan bir gişe filmiydi. Ve 2008’de ona ilk Oscar adaylığını kazandıran Rachel Getting Married‘da ise artık devler ligine hazır olduğunu cümle aleme ispat etti. O sene Hugh Jackman‘la beraber törenin açılışında bir de şarkı söyleyen Hathaway ilerleyen yıllarda bu tarz bir sunuculuk işinde yer alabileceğinin sinyallerini vermişti. Passengers, Bride Wars ve Valentine’s Day gibi eften püften filmlerden sonra bu sene hem Tim Burton‘ın son filmi Alice in Wonderland‘de, hem de Brokeback Mountain‘daki rol arkadaşı Jake Gyllenhaal‘la beraber Love and Other Drugs‘da yer aldı. Ayrıca James Franco ile 83. Akademi Ödülleri’nin de sunuculuğunu üstlenmiş durumda. Kısacası bu aralar Hathaway adını sıkça duymaktayız.

Anne Hathaway‘in son filmi Love and Other Drugs bir ilaç satıcısı ile Parkinson hastası bir kadının hikayesini anlatıyor. Jamie Reidy‘nin kitabından uyarlanan film bize pek çok soru sorduruyor aslında. Ama tabi o soruların çoğu finalde saklı olduğu için neler olduğundan bahsedemeyeceğim. Sadece filmi izlerken kafanızı epey yorduğunuz ve kendinizi karakterlerin yerine koyduğunuzu söyleyebilirim.

Edward Zwick filmin hem yönetmeni, hem de senaristlerinden biri. Kendisini nasıl tanıtsam bilemiyorum. O kadar başarılı bir isim ki bu kadar az tanınıyor olmasına anlam veremiyorum. Bir kere Shakespeare In Love, Traffic, I Am Sam gibi başarılı filmlerin prodüktörü. Defiance, Blood Diamond ve The Last Samurai‘nin yönetmeni. Love and Other Drugs ise kendisinin hem prodüktör, hem yönetmen, hem de senarist kimliğiyle yer aldığı son projesi. Bence imdb sayfasını ziyaret edip kariyerine şöyle bir göz atmanız gerek. O zaman ne denli başarılı bir adam olduğunu daha iyi anlarsınız.

Edward Zwick‘i yardım eden diğer senaristler ise Charles Randolph ile Marshall Herskovitz. Hemen kimler olduğunu hatırlatalım… Herkovitz, Zwick‘in çoğu filminde prodüktör olarak yer alan Oscar’a aday olmuş bir isim. Charles Randolph ise bundan önce The Life of David Gale ile The Interpreter‘ın senaryolarına imza atmış, çok başarılı olmasa da ortalamanın üzerinde işler çıkaran ünlü bir adam. Love and Other Drugs‘daki grup çalışması ise oldukça iyi. Yalnız filmin bir enteresanlığı var. Tıpkı Garden State gibi nerede duracaklarına karar verememişler sanki. “Bağımsız bir film gibi mi olsak yoksa romantik komedi klişelerinin hepsini senaryoya yerleştirsek mi?” sorunsalıyla boğuşmuşlar gibi geldi bana. O tutarsızlık da zaten insanı filmin keyfini almaktan alıkoyuyor. Anlayamadığım bir karmaşa vardı Love and Other Drugs‘da. Çoğu yerde akıcılığını kaybettiğini söylemek mümkün.

Jake Gyllenhaal ve Anne Hathaway kimyası fazlasıyla uyuşan iyi bir ikili oluşturmuşlar. Film vizyona girmeden önce çıplak sahnelerin çok olmasıyla ilgili bir sürü haber çıktı ama rahatsız edici bir durum yok, rahatlıkla söyleyebilirim. Oliver Platt ve Hank Azaria yan rollerden gözüme çarpan ilk isimler. Oliver Platt‘i oldum olası sevememişimdir. The Big C‘de de oldukça antipatik bir adamı canlandırıyor. Orada da izlerken rahatsızlık duyuyorum. Hank Azaria ise tam aksine ekrana çok yakışan bir aktör. Elbet birgün daha ön planda olduğu rollerde izleyeceğiz onu da. Komedi filmlerinin aranan yüzlerinden Judy Greer ve Kasım ayında kaybettiğimiz Jill Clayburgh son olarak ekleyeceğim isimler. Unutmadan Josh Gad adındaki aktörün Jonah Hill – Jack Black karışımı birşey olduğunu ekleyeyim. Aşırı klişe bir karakteri canlandırmış.

Love and Other Drugs keyifli olmasınra rağmen benim beklentilerimi pek karşılamayan bir film oldu. Hem romantizmi, hem komedisi, hem de draması mevcut. Ama hiçbirisini tam olarak yapamadığı için de çok çok iyi bir film olamamış maalesef. Hathaway‘in iyi bir romantik komedi aktrisi olduğunu hatırlamış olduk sadece. Gerçi bu filmi romantik komedi olarak nitelendirmek de zor ya neyse…

[C+]

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College’a başladı. Şimdi de University College London’da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir