Biutiful

Biutiful

Alejandro Gonzalez Inarritu beyazperdenin gördüğü en özel yönetmenlerden biri. Bugüne kadar sadece 4 uzun metrajlı film çekmiş ve 4’ü de birbirinden izle. İlk uzun metraj denemesi Amores perros tam anlamıyla bir klasik. Meksika adına En İyi Yabancı Film dalında Oscar’a aday olan Amores perros hem filmin yönetmeni Inarritu için, hem de senarist Guillermo Arriaga için harika bir çıkış olmuştu. Film gittiği her yerden alkışlanarak döndü. Cannes’dan iki eleştirmen ödülü, BAFTA ve NBR’dan En İyi Yabancı Film ödülü alarak döndü. Inarritu ve Arriaga‘nın ikinci ortak çalışması olan 21 Grams ise Inarritu‘nun Amerikalı oyuncularla çektiği ilk film olması dolayısıyla önem taşıyordu. Sean Penn ve Naomi Watts‘a Oscar adaylığı kazandıran film ayrıca kadrosunda yer alan Benicio del Toro, Charlotte Gainsbourg, Eddie Marsan ve Melissa Leo‘nun da performanslarıyla oldukça ilgi çekti. Genelde filmlerinde iç içe geçmiş hayat hikayelerini izleyiciye sunan Inarritu 2006 yapımı Babel filminde ise En İyi Yönetmen dalında Oscar’a aday oldu. Babel En İyi Film dahil olmak üzere 7 dalda Oscar’a aday olmuş ama sadece En İyi Özgün Müzik dalında ödüle kavuşabilmişti. Sinemanın en çok işlenen konularından iletişimsizlik üzerine bir film olmasına rağmen Babel de kısa zamanda bir klasik haline dönüştü. Ne yazık ki bu filmden sonra Arriaga ve Inarritu arasında ipler kopmaya başladı. Babel‘den iki sene sonra ilk yönetmenlik denemesi The Burning Plain‘le daha kişisel bir kariyere adım atan Arriaga, Inarritu ile yollarını ayırdı. BiutifulAlejandro Gonzalez Inarritu‘nun Guillermo Arriaga‘nın kalemi olmadan çekilen ilk filmi. Ve sırf bu yüzden bile ayrı bir önem taşıyor. Peki bu ayrılık neler kazandırmış, neler kaybettirmiş… İşte orası biraz yoruma açık.

Biutiful bir adamın, bir babanın, yaşam mücadelesi veren birinin hayatını anlatıyor. Uxbal ölü insanlarla iletişim kurabilen, aynı zamanda göçmenlere iş bulan ve bir yandan da polisle mücadele eden bir adam. Karısından ayrı iki çocuk sahibi yalnız bir baba olmasına rağmen hala onu aldatan karısına aşık ve bir yanı onu affetmek istiyor. Biutiful, Uxbal’ın hayatının bir kesitini sunuyor bize. Ama en acı ve duygularının en yoğun olduğu kesiti. Dışarıdan sıradan bir adam gibi durmasına rağmen, iç dünyasında pek çok mücadele veren ve bunu olabildiğince kendine saklayan, güçlü gözüken ama aynı zamanda zayıf bir babanın öyküsü.

Ne ilginçtir ki bugüne kadar senaryolarına hiç el atmamış olan Inarritu, Biutiful‘u daha önce adını hiç duymadığımız Armando Bo ve Nicolas Giacobone ile yazmış. Büyük cümleler yok Biutiful‘da. Babel gibi damarımıza basarak ilerleyen bir olay akışı da mevcut değil. Ama tüm bu yalınlığa rağmen duygular o kadar kuvvetli ki gözünüzden yaşlar akmasa da Uxbal’la beraber mücadele veriyorsunuz filmi izlerken. Ki zaten Oscar Boy Ödülleri’nde En İyi Özgün Senaryo kategorisinde Biutiful‘a adaylık verdiğim de dikkatinizi çekmiştir. Zannediyorum bu bazı şeyleri açıklıyor.

Alejandro Gonzalez Inarritu zaten yönetmen kimliğiyle kendini bize çoktan sevdirmiş biri. Her filmini ayrı bir heyecanla, ayrı bir merakla izliyoruz. Belki David Fincher gibi kurguyla bizi alt etmiyor. Belki Christopher Nolan gibi ne kadar zeki bir adam olduğuna dair hisler yaratmıyor. Ama Inarritu insani duygularımızın her birini dürterek bize beyazperdede herşeyin mümkün olabileceğini, birbirimizin hayatlarına hiç ummadığımız kadar yakın olduğumuzu gösteriyor. Sırf bu sebepten de Inarritu‘nun çok başarılı bir yönetmen olduğunu söylemek mümkün.

Javier Bardem için ise söyleyecek söz yok. Bir insanın çirkin olmasına rağmen ne kadar karizmatik olabileceğini cümle aleme kanıtlamış, aynı zamanda inanılmaz derecede de üstün niteliklere sahip bir aktör o. Üçüncü Oscar adaylığını aldığı Biutiful‘da yılın en güçlü performanslarından birini sergiliyor. Hatta Colin Firth ve James Franco ile yarışabilecek kuvvette bir iş çıkardığını söyleyebilirim. Eğer Firth daha önce bir Oscar almış olsaydı belki Javier Bardem bu sene ikinci Oscar’ına bile koşabilirdi. Ekibin geri kalanında ise tanıdığımız bir isim yok. Sadece filmde Marambra karakterini canlandıran Maricel Alvarez‘in ilk oyunculuk denemesi olduğuna inanamadım! Bardem‘in karşısında hiçbir şekilde ezilmeyen bir performans sergilemiş. Filmi izleyince ne demek istediğimi çok daha iyi anlayacaksınız.

Biutiful bana göre bu yılın en iyi 10 filminden biri. Ağır olduğunu düşünüp izlememezlik ederseniz bence çok şey kaçırmış olursunuz. 2 Oscar, 3 Oscar Boy adaylığıyla Biutiful bu yılın en kuvvetli işlerinden biri.

[A-]

Oscar Karnesi
En İyi Erkek Oyuncu (Javier Bardem)
Yabancı Dilde En İyi Film

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College’a başladı. Şimdi de University College London’da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

2 Yorum

  1. Tugrul

    Filmi izlemedim ama adaylıgı da son anda gelen bir aktör sanırım. Diger aday olan isimler belliydi yıl ıcınde. Ancak Bardem’in filmi sanırım sene sonuna dogru gelmıs olacak kı pek duymamıstım oscar adaylıgı acıklanana kadar. Belki sürpriz yaparsa ödülü alabilir. Tabi performansı cok iyiyse..

    Yanıt
  2. Geri İzleme: Biutiful « Sinema Kenti

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir