Bir denek hikayesi: Aileler

Bir denek hikayesi: Aileler

The King's Speech

Çok iyi bir film takipçisiyim ya da harika bir arşivim var gibi cümleleri çoğu insandan duyuyoruz biliyorsunuz. O yüzden böyle iddialar peşinde koşup yersiz işlerin muhabbetine girmeden konuyu filmlerle olan ilişkime getireceğim. Oscar tahminciliği yapan diğer insanlara göre oldukça genç sayılabilecek tek ve yegane yazarıyım The Oscar Boy sitesinin. Oscar maceram sabaha kadar uykusuz oturup onur ödülü verirken sızarak başladı. Önce Sinema dergisi vardı hayatımda. Oradan takip etmeye çalışıyordum herşeyi. Derken internet hayatımıza girdi ve bu işi ciddi ciddi yapan siteler olduğunu keşfettim bundan 3-4 sene evvel. Ben de bu işe el atıp Oscar Predictions of Umua ile blogspot çatısında 2008’de başladım yazmaya. Slumdog Millionaire‘in zafere ulaştığı o yıl aslında Oscar’ı almanın nelere bağlı olduğunu öğrendim. Geçtiğimiz sene The Hurt Locker En İyi Film seçildiğinde ise işi daha da genişletip başka ödül törenlerini de canlı izlemeye başladım. Ve wordpress’e geçiş yapıp adımızı markalaştırma yolunda bir adım attım. Bu sene ise herşey daha farklı. Siteye olan ilgi artmış durumda. Türkiye’de sadece ödüllere yönelen benzer bir site olmadığı için ilgi görüyoruz. İçeriğimizin zenginliğini bilemiyorum ama en azından Türkçe bir alternatif olmadığı için amacıma doğru hizmet ettiğimi düşünmekteyim. Daha bu konuyla ilgili çok planlarım var. WordPress eklentisini adresden çıkarmak bunların ilkiydi. Devamı da gelecek.

Yani bu yıl Oscar’ı canlı izlememin sekiz, tahminci olarak blog yazmaya başlamamın ise üçüncü yılı. Peki konuyu nereye getireceğim? Konuyu bu seneki yarışa getireceğim. Oscar öncesi aday filmleri tüketme konusunda artık bir deneyim kazandığım için ailemi de bu konuda kullanıyorum. Nasıl? Yani filmleri benimle izlemek zorunda kalıyorlar. Yeri geliyor Transamerica gibi cüretkar bir filmi beraber izliyoruz, yeri geliyor Babel‘den dolayı Inarritu‘ya hayran olmuş annemle Biutiful‘a gidiyorum. Bu yazının türevlerini çoğu tahmincinin (Awards Daily ve In Contention gibi siteler) görmüşsünüzdür. Çünkü onlar da tıpkı benim gibi ailelerini bir Akademi üyesi yerine koyup fikirlerini alıyorlar. İsterseniz biraz daha açıklayayım…

Her ne kadar Akademi’nin profili yıllar geçtikçe gençleşse de hala yaş ortalaması yüksek. Çoğu ailelerimizle aynı jenerasyondan insanlar. Evet sektörün içerisinde olabilirler ama onlar da insan! Eleştirmenleri dinlemeyip Brokeback Mountain yerine Crash‘i seçecek kadar da cüretkarlar. İşte bu yüzden Akademi üyelerine SİYAD jürisi gibi değil de içimizden insanlar olarak bakmak da yarar var. Kısacası eğer ki bu işin içerisindeyseniz ve ailenizle senelerdir film izlemeniz sebebiyle onlar da belirli bir film birikimine, bilgisine sahipse beni anlayabilirsiniz.

The Social Network

Gelelim denek hikayemize, Akademi üyeleriyle aynı yaş grubundan olan “aile”nin bu seneki yarış için fikirlerine… Hala The Social Network ve The King’s Speech arasındaki yarıştan söz ediyoruz. Londra’lı eleştirmenlerin ödülleriyle nedense herkes yine bir telaşa kapıldı, acaba süpriz olabilir mi diye. Ben size aile fikrini açıklayayım: The King’s Speech ‘e bayıldılar! Çünkü film bir başarı öyküsü, çünkü karakterler sevilebilir özelliklere sahip. Hikaye içinize işliyor, kalbinize dokunuyor. Nasıl sevmesinler ki? Peki ya The Social Network‘le ilgili düşünceler nasıl? “İyi bir film ama en iyi değil.” cümlesini onlar da kullanıyor. Neden? Çünkü burada da karakterleri sevmek pek mümkün değil. En İyi Film ödülünü alan filmlere şöyle bir baktığınızda The Social Network çok geveze kalıyor. Up In the Air gibi aslında. İyi ama onların seçeceği türden bir iyi değil. Gerçi ben Up In the Air‘a bayılmıştım, orası ayrı.

Annette Bening ve Natalie Portman mücadelesinde de Akademi’nin nasıl bir seçim yapacağını çok merak ediyorum. Çünkü “aile” fikrine danıştığınızda bir Portman aşkıyla karşılaşmak mümkün olmuyor. Black Swan‘ı çok sevmemişler. Bu yüzden Portman‘a gidebilecek Oscar’ı da çok desteklemiyorlar. Burada devreye girmek istiyorum. En İyi Kadın Oyuncu ödülünün Natalie Portman‘dan başka birine gitmesini düşünemiyorum. Aklım almıyor zaten. Annette Bening çok başarılı bir aktris olsa da The Kids Are All Right‘da hakikaten özel bir şey katmıyor seyirciye. Ama Portman‘ın canlandırdığı Nina karakteri çoktan bir fenomene dönüştü. Black Swan şimdiden kült bir film oldu. Ödüllendirilmemesi ancak bir mantık hatası olur.

Biliyorum beklediğinizin dışında bir yazı oldu bu ama gerçekler bunlar. Aileleriniz, eğer ki sizinle beraber senelerdir film izlemeleri sebebiyle bu konuda bir bilgiye sahip oldularsa, bence fikri danışılması gereken insanlar. Son bir örnek olarak The Hurt Locker‘a bayılmış olmalarını söylemem yeterlidir zannediyorum. Daha detaylı tahminlerde görüşmek üzere…

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

3 Yorum

  1. Tugrul

    Siz ailenizle oturup film izleyip aranızda paslasabılme sansına sahipsiniz. Benim öyle bir sansım yok maalesef. 🙂 Bir gün beraber fılm ızlemeye gıtsek hıc fena olmaz. 🙂

    Yanıt
    1. umurtas

      İstanbul Film Festivali’nde hangi filmlere gideceğimi duyurmaya çalışırım o zaman. IF programında çoğu filmi izlediğim için ona katılmayacağım çünkü.

      Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir