84. Akademi Ödülleri – Oscar 2012 Tahminleri

84. Akademi Ödülleri – Oscar 2012 Tahminleri

Arayı fazla açmadan 2012 yılında sahiplerini bulacak olan 84. Akademi Ödülleri için ısınma turlarına başlayalım istedim. Tabiki de şu an hangi filmin nasıl bir rota izleyeceğini bilemiyoruz. Ama hangi filmlerin ön plana çıkacağını tahmin etmek o kadar da güç değil. Daha önce tahmin yaptığımız 3 yılda da aşağı yukarı hangi filmlerin daha çok adaylık alacağını tahmin etmiştik. Bu sene ise işe her zamankinden daha erken başladığım için kim daha çok aday olur sırasıyla değil de alfabetik sırayla başladım. Yine de kendi aralarında filmleri gruplara ayırmayı ihtimal etmedim. İsterseniz yavaş yavaş başlayalım.

A’DAN Z’YE EN İDDİALILAR

Glenn Close

ALBERT NOBBS
Yönetmen: Rodrigo Garcia
Oyuncular: Glenn Close, Jonathan Rhys Meyers, Mia Wasikowska, Aaaron Johnson, Brendan Gleeson

Kolombiyalı yönetmen Rodrigo Garcia aslında uzun zamandır sektörde olan bir isim. Lakin bugüne kadar hep TV işleriyle tanınıyordu. Cnbc-e izleyicisinin iyi bildiği Carnivale, Six Feet Under gibi dizilerin yanı sıra In Treatment adlı dizinin de uzunca bir süre yönetmenliğini yaptı. Ardından Passengers ve bana göre geçtiğimiz yılın unutulan iyi filmlerinden Mother and Child‘la beyazperdeye giriş yaptı. Şimdi ünlü yazar John Banville ve bugüne kadar 5 kere Oscar’a aday olan Glenn Close‘un yazdığı yepyeni bir senaryoyla geliyor. George Moore‘un kitabından uyarlanan film 19. yüzyıl İrlanda’sında yaşam mücadelesi veren bir kadını konu alıyor. O dönemde erkek egemen bir toplum içerisinde yer alan ama buna rağmen erkek kılığında uşaklık yaparak var olmaya çalışan karakterimizi canlandıran isim ise Glenn Close. 82 yılında bu rolü sahnede canlandıran Close yaklaşık 15 yıl boyunca bu projeyi sinemaya adapte etmeye çalışmış. 2000’li yılların başlarında Istvan Szabo ile beraber çekecekken mali yetersizlikler dolayısıyla yine ertelenmek zorunda kalmış film. En son kadroda Amanda Seyfried ve Orland Bloom isimleri geçmekteydi. Lakin iki yıldızın yerine yükselen bir grafik çizen Mia Wasikowska ve Nowhere Boy‘un yıldızı Aaron Johnson getirildi.

Çekimleri Aralık ayından başlayan Albert Nobbs için çıtayı yüksek tutmakta bir sakınca görmüyorum. Çünkü tıpkı The King’s Speech gibi bir dönem filmi ve o mücadele hikayelerinden biri olacak. Bir kere bu Albert Nobbs‘a kafadan sanat yönetimi ve kostüm tasarımı adaylıkları getirir. Lakin şöyle de birşey var ki Albert Nobbs‘un teknik ekibi oyuncu kadrosu kadar ünlü isimleri barındırmıyor. Ancak film çok başarılı olursa bu yeni isimlerin de Oscar klübüne gireceği düşünülebilir. Oyunculardan ise özellikle Glenn Close‘a dikkat çekmek istiyorum. Çünkü Close bugüne kadar 5 kere Oscar’a aday olup hiç alamamış aktrislerden biri. Üstelik son adaylığını almasının üzerinden 23 yıl geçti. Mia Wasikowska‘nın da bir şansı olduğu söylenebilir. Biliyorsunuz son yıllarda Akademi’nin illa yeni bir aktrisi aday ederek Hollywood’a kazandırma geleneği türedi. Örnekleri oldukça hoş: Jennifer Lawrence, Gabourey Sidibe, Ellen Page.

İhtimaller: En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu (Glenn Close), En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Brendan Gleeson), En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Mia Wasikowska), En İyi Uyarlama Senaryo, En İyi Kurgu, En İyi Kostüm Tasarımı, En İyi Sanat Yönetimi

***

Christopher Plummer ve Ewan McGregor

BEGINNERS
Yönetmen: Mike Mills
Oyuncular: Ewan McGregor, Christopher Plummer, Melanie Laurent, Goran Visnjic

Air ve Blonde Redhead‘e çektiği video kliplerle tanınan Mike Mills beyazperdedeki ikinci uzun metrajı Beginners‘ı bu yılki Toronto Film Festivali’nde görücüye çıkardı. Film için “kuvvetli” ve “içten” yorumları yapıldı. Hatta Toronto Film Festivali dahilinde gösterilen filmler arasında epey bir beğeni topladığı bile söylenebilir. Beginners‘a aslında gelecek yılın The Kids Are All Right‘ı diyebiliriz. Neden? Çünkü hem bağımsız bir film, hem de eşcinsel içeriği mevcut. Ewan McGregor‘ın canlandırdığı Oliver karakterinin babasının gay ve ileri derece kanser olduğunu öğrenmesi, bu gerçeklere alışmaya çalışması anlatılıyor filmde. McGregor‘ın babasını ise 2010’da The Last Station ile En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında Oscar’a aday olan Christopher Plummer oynuyor. Ve verilen bilgiye göre de Mike Mills‘in yazdığı senaryo beş yıl önce vefat eden babasının gerçek hikayesiymiş.

Beginners‘ın şansını artıracak etkenlere geçelim. Birincisi artık bağımsız filmler Oscar’da hakikaten çok ilgi görüyor. Mesela bu senenin En İyi Kadın Oyuncu adayları tamamen bağımsız projelerdendi. En İyi Film kategorisindeki 10 adaydan 4’ü bağımsız filmlerdi. Bir diğer önemli durum filmin eşcinsellerle ilgili bir hikayesi olması. Bakınız The Kids Are All Right, Milk, Monster, Brokeback Mountain örnekleri. Net bir şekilde tuttuğunu söylemek mümkün! Hele ki eleştirmen desteğini de arkasına alırsa kimse durduramaz. Tabi bu listedeki filmlerin hiçbiri daha gösterime girmediği için Beginners‘ın yerini sarsacak tek şey beğenilmemesi olabilir. Ama bana kalırsa özellikle Christopher Plummer‘a bir adaylık getirmesi mümkün. Akademi ödüllendirmeyi unuttukları veteran oyuncuları her zaman kucaklamıştır. Tüm bunların üzerine hala Oscar adaylığı olmadığına inanamadığımız Ewan McGregor ve Inglourious Basterds ile iyi bir başlangıç yapan Melanie Laurent de cabası.

İhtimaller: En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu (Ewan McGregor), En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Christopher Plummer), En İyi Özgün Senaryo

***

Jude Law

CONTAGION
Yönetmen:
Steven Soderbergh
Oyuncular: Matt Damon, Gwyneth Paltrow, Kate Winslet, Marion Cotillard, Jude Law, John Hawkes, Jennifer Ehle, Laurence Fishburne, Bryan Cranston

Her yıl illa ki bir yıldızlar karması filmimiz olur. The Curious Case of Benjamin Button, Nine, Cold Mountain aklıma gelen ilk örnekler. Bu yıl da elimizde Contagion var. Hem de oldukça yetenekli bir yönetmenden, Steven Soderbergh‘in ellerinden çıkma. Soderbergh 2001 yılında hem Traffic hem de Erin Brockovich ile En İyi Yönetmen dalında Oscar’a aday olunca herkes ödülü ıskalayacağını düşünmüştü. Sonuçta oyların bölünmesi ihtimali mevcuttu ve bu Soderbergh‘in önüne Ang Lee‘nin (Crouching Tiger, Hidden Dragon) geçmesini pekala sağlayabilirdi. Ama öyle olmadı. Soderberg olağanüstü bir başarıya imza atarak Traffic ile ödülü aldı. Yönetmen-Film uyuşmazlığının olduğu ender senelerden biriydi zaten. En İyi Film Gladiator seçilmişti, hatırlamak isteyenler için ekleyelim. O yıldan sonra genelde sabun köpüğü işler yapan Soderbergh arada The Good German ve Che gibi işlerde de yer aldı ama büyük başarılar elde edemedi. Ama bu yıl bu kadroyla birşey yapamaması imkansız görünüyor.

Ölümcül bir hastalığın dünya için tehlike oluşturduğu bir dönemde ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri tarafından bu salgını durdurmak üzere anlaşılan doktorlar anlatılıyor. Jude Law, Matt Damon ve Gwyneth Paltrow‘u The Talented Mr. Ripley‘den beri ilk kez bir araya getiren filmin ne kadar başarılı olacağı tabiki de merak ediliyor. Ayrıca Kate Winslet‘in Oscar aldığı The Reader‘dan beri ilk filmi olacak Contagion. Oscar lanetini aşıp aşamadığını hep beraber göreceğiz. Bilimkurgu sosu bol olduğu için Contagion‘ın ses ve özel efekt gibi teknik kategorilerde boy göstereceğini tahmin ediyorum. Ama Akademi’nin bilimkurgu filmlerine olan tavrını da bildiğimden Contagion‘ın Oscar şansı düşündürüyor. Eğer ki Children of Men gibi bir klasikle karşı karşıya kalırsak Soderbergh‘i kucaklayacakları kesin. Oyuncular için ise birşey söylemek için henüz erken. Ama son dönemdeki grafiklerine bakarak Matt Damon ve Marion Cotillard üzerine oynuyorum tahminlerimi.

İhtimaller: En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu (Matt Damon), En İyi Kadın Oyuncu (Marion Cotillard), En İyi Özgün Senaryo, En İyi Kurgu, En İyi Ses Kurgusu, En İyi Ses Miksajı, En İyi Özel Efekt

***

Vanessa Redgrave ve Ralph Fiennes

CORIOLANUS
Yönetmen: Ralph Fiennes
Oyuncular: Ralph Fiennes, Gerard Butler, Vanessa Redgrave, Brian Cox, Jessica Chastain, Eddie Marsan

Ralph Fiennes, William Shakespeare‘ın trajedisi Coriolanus‘dan uyarladığı yeni filmiyle ilk kez yönetmen koltuğunda. Vanessa Redgrave gibi bir efsaneyi de kadrosunda bulunduran Coriolanus‘un açılışı Berlin Film Festivali’nde yapıldı. Çok harika eleştiriler almamış olsa da özellikle Redgrave‘in performansının çok çok iyi olduğu konuşuluyor. Belgrad’daki festivalde de gösterilmesi beklenen filmin orijinal hikayeye göre daha modern bir yapısı olduğu söyleniyor. ABD’de Kasım ayında gösterime girecek film Oscarlarda ne yapar bilmiyorum. Sonuçta Shakespeare uyarlamaları Akademi tarafından pek de ödüle boğulmadı bugüne kadar. Ama tabi Ralph Fiennes‘in varlığı özellikle bugüne kadar hiç Oscar almadığını hesaba katarsak filmin şansını arttırıyor.

Coriolanus gösterişli bir yapım olması sebebiyle teknik dallarda başarılı olabilir. Lakin Berlin’deki gösterimi pek heyecan yaratmadı. Tabi sadece buna bakarak yorum yapmak yanlış olur. Hatırlarsanız No Country for Old Men festivallerde çok beğenilmemiş ama Akademi tarafından ödüllere boğulmuştu. Hatta Coen Kardeşler‘in en iyisi olmamasına rağmen bu kadar ödüllendirilmesine anlam veremeyen hayranları da mevcut. Neyse. Coriolanus özellikle Ralph Fiennes ve Vanessa Redgrave için büyük önem taşıyor. Bana kalırsa teknik dallarda da boy göstermesi olası. Tabi gösterime girdikten sonra hüsrana da uğrayabilir. Başıma gelmemiz şeyler değil bunlar. Bakınız Nine, The Way Back, The Lovely Bones örnekleri. Pek çok dalda aday olmasını beklerken hepsi gösterime girdikten sonra başarısız olmuştu. O yüzden beklemedeyiz.

İhtimaller: En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu (Ralph Fiennes), En İyi Kadın Oyuncu (Vanessa Redgrave), En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Eddie Marsan), En İyi Uyarlama Senaryo, En İyi Görüntü Yönetimi, En İyi Sanat Yönetimi, En İyi Kostüm Tasarımı, En İyi Özgün Müzik

***

Keira Knightley ve Michael Fassbender

A DANGEROUS METHOD
Yönetmen: David Cronenberg
Oyuncular: Viggo Mortensen, Michael Fassbender, Keira Knightley, Vincent Cassel, Sarah Gadon

Nedenini bir türlü anlayamama rağmen hak ettiği değeri görmeyen Cronenberg‘in yeni filmi A Dangerous Method, Mortensen-Cronenberg işbirliğinin üçüncü meyvesi. Dangerous Liasions, Atonement, Cheri, The Quiet American gibi başarılı işlerin kalemi olarak tanınan Christopher Hampton‘ın aynı zamanda tiyatroda da “The Talking Cure” adıyla sahneye koyduğu bir hikayeyi anlatıyor. Ünlü psikiyatrist Carl Jung’u Michael Fassbender‘ın ve akıl hocası Sigmund Freud’u Viggo Mortensen‘ın canlandırdığı film Jung-Freud arasındaki fırtınalı ilişkiyi aktarıyor beyazperdeye. Aralarına giren Sabina Spielrein karakterini ise Keira Knightley oynuyor. Filmin tam anlamıyla bir Oscar işi olduğunu söylemek mümkün. Başarılı bir yönetmen, Oscar adayı olmuş oyuncularla dolu bir kadro ve Oscarlı bir senarist.

Önceleri Christoph Waltz‘un canlandırması planlanan Freud rolünün Viggo Mortensen‘a gitmesi bir anlamda iyi olmuş. Çünkü Mortensen arka arkaya gelen A Histor of Violence, Eastern Promises ve The Road filmleriyle bu ödülü sonuna kadar hak ettiğini göstermişti bizlere. Hatta The Road‘daki performansının kişisel favorilerimden biri olduğunu eklemek isterim. Film de, Mortensen da harikaydı. Asıl konumuza dönersek… A Dangerous Method tarihi bir hikayeyi beyazperdeye yansıtması sebebiyle Akademi tarafından ilgi görebilecek bir iş bana kalırsa. Keira Knightley‘nin akıbeti bilinmez ama Fassbender‘ın Hunger‘dan sonra bir yerlerde parlayacağını biliyorduk zaten. Bu film ona ön ayak olabilir. Lakin Frost/Nixon‘da iki başrol oyuncusundan birinin dışarıda bırakılarak aday edildiğini de unutmayalım. Fassbender burada Michael Sheen gibi kurbana dönüşebilir. Tüm bunların haricinde teknik dallarda da boy gösterebileceğini düşünüyorum ben filmin. Kısacası dikkat!

İhtimaller: En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu (Viggo Mortensen, Michael Fassbender), En İyi Kadın Oyuncu (Keira Knightley), En İyi Uyarlama Senaryo, En İyi Görüntü Yönetimi, En İyi Kostüm Tasarımı, En İyi Sanat Yönetimi, En İyi Özgün Müzik

***

George Clooney

THE DESCENDANTS
Yönetmen: Alexander Payne
Oyuncular: George Clooney, Judy Greer, Matthew Lillard, Shailane Woodley, Beau Bridges

2005 yılında 5 dalda Oscar’a aday olan Sideways o yıllar için olağanüstü sayılabilecek bir başarı elde etmişti. Alexander Payne imzalı Sideways‘e başarılı dememizin başlıca sebebi ise bir bağımsız olmasına rağmen adını duyurabilmiş olmasıydı. Sideways haricinde Election ve About Schmidt gibi kendine has filmlere de imza atan Payne, Sideways‘den beri hiç film çekmedi. Sadece Paris, Je T’aime projesinde yer alarak, filmin içerisindeki kısalardan birine imza attı. The Descendants onun geri dönüş filmi olması sebebiyle önem taşıyor. Tabi beğenilmemesi de olası ama şimdilik George Clooney‘nin de başrolde olduğunu düşünürsek bu listeye almamak olmazdı. Ki zaten Clooney‘nin sadece 5 yıl içerisinde 6 Oscar adaylığı alıp, birini de eve götürdüğünü düşünürsek içerisinde yer aldığı projeleri artık Oscarlık olarak anmamak haksızlık olur.

The Descendants içerisinde Alexander Payne olması sebebiyle bir komedi gibi gözükse de aslında drama yanı ağır basan bir film. Bir baronun karısının gemi kazası üzerine iki kızıyla tekrardan iletişim kurmaya çalışmasını ve bunun yanı sıra şizofreniyle boğuşmasını anlatıyor. George Clooney nasıl bir yorum getirir bilinmez ama Alexander Payne‘in oyuncularına Oscar adaylığı getiren bir yönetmen olduğu gayet iyi bilinir. Jack Nicholson, Kathy Bates, Virginia Madsen, Thomas Haden Church isimleri yeterli olur zannediyorum. Laura Linney‘nin Oscar adayı olduğu The Savages‘ın da prodüktörlerinden biri olduğunu ekleyelim. The Descendants ise ana dallarda bence sivrilmesi mümkün bir film. Alexander Payne‘in başarılı kalemi ve Clooney‘nin aktörlük becerileri şimdilik filmin en büyük şansı gibi gözüküyor.

İhtimaller: En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu (George Clooney), En İyi Uyarlama Senaryo

***

Rooney Mara

THE GIRL WITH THE DRAGON TATTOO
Yönetmen: David Fincher
Oyuncular: Rooney Mara, Daniel Craig, Robin Wright, Stellan Skarsgard, Christopher Plummer

Stieg Larsson‘ın çok satan romanı Ejderha Dövmeli Kız’ın İsveç yapımı bir versiyonunu bu sene görmüştük. Noomi Rapace‘ın başrolde yer aldığı filmin uyarlandığı kitap bir üçlemeydi ve hatta üç filmde bu sene Rapace‘ın başını çektiği bir ekiple gösterime girdi. David Fincher‘ın yorumu nasıl olur bilmiyorum. Hatta projenin devamı gelecek mi orası bile henüz belli değil. Ama şu an ortada Ejderha Dövmeli Kız gibi bir bestseller ve elimizde de Fincher gibi kült yaratıcı bir yönetmen var. Her ne kadar The Social Network‘ü eski filmleri kadar çok beğenmemiş olsak da şimdiden bir klasiğe dönüştü film. Üzerine o kadar çok konuştuk, o kadar yazdık ki Zodiac, Fight Club, Se7en gibi diğer klasiklerinin yanında yerini aldı. İnsanın aklına ilk gelen şey Dan Brown romanları gibi bir felaketle karşılaşabilir miyiz? Ama dediğim gibi yönetmen Fincher olunca bu ihtimal de ortadan kalkıyor.

The Social Network‘de Mark Zuckerberg’i şutlayan Erica’yı canlandırmış Rooney Mara filmde Lisbeth Salander olarak karşımıza çıkacak. Hikayenin Mikael’ine ise Daniel Craig hayat veriyor. Aradan daha bir sene bile geçmeden yeni bir uyarlaması çekilmiş olması Fincher‘ın projesinin en büyük sıkıntısı. Yoksa Benjamin Button‘dan sonra The Social Network‘le de Akademi tarafından o kadar yok sayılmadığı anlaşıldı. Her ne kadar ödülü alamamış olsa da en azından Christopher Nolan gibi adaylık listesinin dışında bırakılmıyor. Ben The Girl with the Dragon Tattoo‘nın akıbetini gösterime girdiği zamana bırakıyorum. Ama The Social Network için de geçtiğimiz sene bu zamanlarda emin olmadığımı, buna rağmen filmin çok başarılı olduğunu belirtmekte yarar var.

İhtimaller: En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu (Rooney Mara), En İyi Uyarlama Senaryo, En İyi Kurgu, En İyi Görüntü Yönetimi, En İyi Özgün Müzik, En İyi Makyaj

***

Ben Kingsley

HUGO CABRET
Yönetmen: Martin Scorsese
Oyuncular: Asa Butterfield, Chloe Moretz, Ben Kingsley, Sacha Baron Cohen, Jude Law, Christopher Lee, Michael Pitt

Bugüne kadar 8 kere Oscar’a aday olup son adaylığında, 2007 yılında The Departed ile ödüle kavuşan efsane yönetmen Martin Scorsese geçtiğimiz sene Shutter Island‘la adaylık listesine giremedi ama umuyoruz bu sene Hugo Cabret ile dönüşünü yapacak. The Invention of Hugo Cabret adlı romandan uyarlanan kitap Paris tren istasyonunun duvarlarında yaşayan öksüz bir çocuğu anlatıyor. Hugo adlı bu çocuk kırık bir otomat ve egzantrik bir kızla ilginç bir ilişki içerisindeyken aynı zamanda da oyuncak dükkanında tanıştığı bir adam sayesinde kendini sihirli bir dünyaya kaptırıyor. Öncelikle filmin üç boyutlu gösterime gireceğini söyleyerek neyle karşı karşıya olduğunuzu anlamanızı istiyorum. Elimizde bir Scorsese filmi var evet ama modern sinemaya kendini kaptırmaktan asla çekinmeyen ve metodlarını her daim değiştiren usta bir yönetmenin oldukça yeni bir teknolojiyi kullandığı ilginç bir film aynı zamanda. Kariyerindeki filmlerin büyük bir çoğunluğunun Oscar’a aday olduğunu düşünürsek Hugo Cabret‘nin de onlardan biri olması mümkün. Ama Shutter Island gibi çok iyi olmasına rağmen burun çevrilmesi de mümkün.

Film Shutter Island‘dan kesinlikle bir adım önde. Çünkü Shutter Island Şubat’ta gösterime girmişti, Hugo Cabret ise Kasım’da gösterime girecek. Bu tarih bile Oscar için uğraşacaklarının basit bir kanıtı. Peki hangi dalda adaylıklar gelebilir? Her dalda ama her dalda iddiası mevcut. Çünkü arkasında çok güçlü bir ekip var. Teknik ekipte Sandy Powell (kostüm tasarımı), Thelma Schoonmaker (kurgu), Robert Richardson (görüntü yönetimi), Dante Ferretti (prodüksiyon tasarımı), Howard Shore (müzik) gibi deneyimli insanlar var. Ayrıca Jude Law‘ın varlığı da keyiflenmemize sebep oluyor. Çünkü bugüne kadar 2 kere Oscar’a aday olan yakışıklı aktörün artık ödülü alma zamanı geldi. Ve bu film şeytanın bacağını kırdığı proje olabilir. Çocuk oyuncular artık eskisi kadar ilgi görmediği için filme adını veren Hugo Cabret karakterini canlandıran Asa Butterfield‘a pek şans tanımıyorum. Ama tabi neden olmasın? Bu işler kampanyaya kalmış.

İhtimaller: En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu (Asa Butterfield), En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Jude Law), En İyi Uyarlama Senaryo, En İyi Kurgu, En İyi Görüntü Yönetimi, En İyi Kostüm Tasarımı, En İyi Sanat Yönetimi, En İyi Özgün Müzik, En İyi Özel Efekt, En İyi Makyaj

***

Benicio Del Toro, Michael Shannon ve James Franco

THE ICEMAN
Yönetmen: Ariel Vromen
Oyuncular: Michael Shannon, Benicio Del Toro, James Franco, Elias Koteas

Şimdi adına kanıp da The Iceman‘ı X-Men karakterlerinden biri zannedeniniz olabilir ama yok öyle birşey. The Iceman azılı katil Richard Kuklinski’nin hayatını anlatan bir film. Michael Shannon tarafından canlandırılan Richard Kuklinski 40 yıl boyunca 250’ye yakın adam öldürmüş ünlü bir kiralık katil. 13 yaşında ilk cinayetini işleyen Kuklinski 88 yılında müebbet hapis cezası yemiş, 2006’da ise vefat etmişti. 2 metreye yakın boyuyla tanınan katilin hayatı ise şimdi beyazperdeye konu oluyor. Görünen o ki Michael Shannon‘ı da gelecek senenin en iddialı adaylarından biri haline getiriyor. Film hala prodüksiyon aşamasında. Henüz kadrosu bile tam olarak belli olmadı. Ama yıl sonuna doğru yetişeceği söylentileri ortalıkta gezinmekte. Eğer öyle olursa Oscarlarda görmememiz için bir sebep yok.

Michael Shannon 2009’da Revolutionary Road‘dan aday olan tek oyuncu olmuştu. Aslında o sene karakter oyuncularının ön plana çıktığını gördük denilebilir. Melissa Leo, Richard Jenkins, Viola Davis sektörün geride kalan isimlerine dikkat çekildi. Michael Shannon da adaylığı olan isimlerden biriydi. The Iceman‘da nasıl bir portre çizer bilinmez ama bana kalırsa bu hikaye Akademi’nin tarzında. Yani en azından birkaç dalda görebileceğimizi düşünüyorum. Tabi öncelikle filmin gösterim tarihine yetişmesi gerekiyor. Tek sorun ise yönetmenin çok ünlü bir isim olmaması. Ariel Vromen‘in üçüncü beyazperde deneyimi olacak ama bu filmin kadrosu dışında sağlam bir referansı mevcut değil.

İhtimaller: En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu (Michael Shannon), En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Benicio Del Toro, James Franco), En İyi Uyarlama Senaryo, En İyi Kostüm Tasarımı, En İyi Sanat Yönetimi

***

George Clooney ve Ryan Gosling

THE IDES OF MARCH
Yönetmen: George Clooney
Oyuncular: Ryan Gosling, George Clooney, Marisa Tomei, Evan Rachel Wood, Philip Seymour Hoffman, Paul Giamatti, Max Minghella, Jeffrey Wright

Önümüzdeki sene iki filmle birden Oscar yarışına dahil olacak gibi gözüken Clooney, The Ides of March‘da hem yazıyor hem yönetiyor hem de oynuyor. Beau Willimon‘un aynı adlı oyunundan uyarlana film idealist bir kurmayla yeni başkan adayının kirli politikalarla yürütülen bir kampanyada karşı karşıya kalmalarını anlatıyor. Kim nasıl bir performans sergiler ya da film başarılı olur mu şimdilik belli değil. Ama 2012’de gösterime girmesi planlanan projenin bir anda Aralık’a çekilmiş olması bence durumu özetliyor. Prodüktörleri arasında Leonardo DiCaprio‘nun da yer aldığı The Ides of March, Clooney‘nin Syriana, Good Night and Good Luck, Michael Clayton ve Up In The Air‘la devam eden kariyerinin başarılı bir örneği olacak gibi duruyor.

Şimdilik filmin en iddialı olduğu dallar kuşkusuz yönetmen, senaryo ve oyunculuk kategorileri. Clooney‘nin ikinci Oscar’ını elbet bir gün alacağını biliyoruz ama bence burada dikkat çekilmesi gereken isim Ryan Gosling. Amerika da izleyici de onu çok seviyor. Üstelik başarılı da bir oyuncu. Çoğu insana göre Blue Valentine‘daki performansının aday edilmemesi büyük bir haksızlıktı. Ayrıca filmde yan rollerin başarılı isimleri Philip Seymour Hoffman ve Paul Giamatti de var. Son olarak Marisa Tomei‘yi de eklemek gerek. Oscar’ını çoktan almış olsa da hala çok başarılı bir aktris. Eğer film film-yönetmen-senaryo adaylıkları alırsa Clooney‘nin 3 dalda adaylığı olacak. Bir de oyunculuk adaylığı alırsa zaten değmeyin keyfine.

İhtimaller: En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu (Ryan Gosling, George Clooney), En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Paul Giamatti, Philip Seymour Hoffman), En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Marisa Tomei), En İyi Uyarlama Senaryo

***

Meryl Streep

THE IRON LADY
Yönetmen: Phyllida Lloyd
Oyuncular: Meryl Streep, Jim Broadbent, Alexandra Roach, Olivia Colman, Anthony Head

Demir Leydi olarak bilinen İngiliz siyasetçi, eski başbakan Margaret Thatcher, üçüncü Oscarını almak için dünya üzerindeki tüm uyarlamalarda rol alan Meryl Streep tarafından canlandırılırsa ne olur? Tabiki de gelecek senenin en iddialı projelerinden biri olur. Bir zamanlar liberal muhafazakarlığın sözlük anlamı olan Thatcher İngiltere siyasetinde hem çok tepki hem de çok ilgi gören bir isim olmuştu. Şimdi hikayesinin sinemaya uyarlanacak olması bir yana Meryl Streep‘in Thatcher’ı oynaması En İyi Kadın Oyuncu için kafadan kilit bir konum oluşturuyor. 16 kere Oscar’a aday olmasına rağmen son ödülünü 82’de alan Streep‘in üçüncü kez sahneye çıkma zamanı geldi de geçiyor. Bu sene durum ne olur bilinmez ama artık bir şekilde ödüllendirilmesi gerek. Meryl Streep‘in de Streep hayranlarının da bu Oscar’a ihtiyacı var.

Yalnız filmin biyografi olması ve Meryl Streep‘in projede olmasına rağmen büyük eksiklikleri var. Yönetmeni Phyllida Lloyd en iyi işi Mamma Mia olan sıradan bir yönetmen. Ayrıca teknik ekipte de çok bilindik isimlerle karşılaşamıyorsunuz. Bu filmin ne kadar başarılı olacağıyla ilgili soru işaretleri yaratmıyor değil. Ama tabi bilemezsiniz. Bir şekilde iyi olur ve The Iron Lady alır başını gider. Hem yönetmen hem de ekip için bir çıkış noktası haline dönüşebilir. Çünkü çok uzak bir tarih olmasa da bir dönem filmi. Yani bu kostüm tasarımı, sanat yönetimi gibi dallarda boy gösterebileceği anlamına geliyor. Ben net konuşmaktan yana olmasam da özellikle Meryl Streep‘in adaylığına şimdiden kesin gözüyle bakıyorum. Yaşayan efsane ödülü alır mı bilinmez de kesin aday olur ondan eminim.

İhtimaller: En İyi Film, En İyi Kadın Oyuncu (Meryl Streep), En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Jim Broadbent), En İyi Özgün Senaryo, En İyi Sanat Yönetimi, En İyi Kostüm Tasarımı, En İyi Makyaj

***

Brad Pitt

MONEYBALL
Yönetmen: Bennett Miller
Oyuncular: Brad Pitt, Jonah Hill, Philip Seymour Hoffman, Chris Pratt, Robin Wright

Eğer iyi oyuncularınız ve ortalamanın üzerinde bir hikayeniz varsa içine spor kattığınızda ne olursa olsun Akademi onu beğenir. Çok basit bir örnek vereyim hemen: The Blind Side. Sandra Bullock‘ın başrolünde yer aldığı filmin ne kadar özelliksiz bir film olduğuyla ilgili herhangi bir yorum yapmayacağım. Kötü demiyorum ama yüzlerce benzer örneği var. Sadece sırası gelen bir aktrisin içerisinde yer alması ve tabiki muhteşem yürütülmüş bir kampanyayla The Blind Side En İyi Film dalında Oscar’a aday olarak ciddi bir başarı elde etti. Bu sene ise durumu bu kadar küçümseyemeyeceğim. Çünkü elimizde artık Oscar alması gereken bir Brad Pitt ve daha ilk filmiyle (Capote) Oscar radarına giren bir yönetmen var. Toplamda 6 adaylık, 2 Oscar’ı olan senarist ekipten bahsetmiyorum bile. Ki onlardan biri The Social Network‘le Oscar alan Aaron Sorkin.

Film Oakland’ın menajerliğini yapan Billy Beane’in hayatını anlatıyor. Benim gibi kim olduğundan habersiz insanlar için hemen söyleyelim, konu beyzbol. İlginç taktikleri ve yenilikçi hareketleriyle Amerika’nın beyzbol tarihinde kendine bir yer edinmiş olan Beane’in hikayesi burada tutmayabilir belki ama ABD sınırları içerisinde çok beğenileceğine eminim. Eylül ayında gösterime girmesi bile olayı kanıtlıyor. Teknik kadroda özellikle sanat yönetimi departmanının başarılı isimleri 80’li yıllarda geçen filme bir adaylık getirebilir. Inception‘la En İyi Görüntü Yönetimi dalında Oscar’a kavuşan Wally Pfister‘ın varlığı da cabası. Tüm bunlara bir kenara atıp kadroya baktığınızda da Brad Pitt gözünüze çarpıyor ki son yıllarda Pitt‘in kötü bir filmde oynamadığını düşünürsek Moneyball hakikaten harikalar yaratabilir. Bu listenin bombalarından biri bu film. Eğer ki izleyici tarafından da beğenilirse Akademi’nin radarına yakalanmaması için hiçbir sebep göremiyorum.

İhtimaller: En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu (Brad Pitt), En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Philip Seymour Hoffman), En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Robin Wright), En İyi Uyarlama Senaryo, En İyi Görüntü Yönetimi, En İyi Sanat Yönetimi

***

Michelle Williams

MY WEEK WITH MARILYN
Yönetmen: Simon Curtis
Oyuncular: Michelle Williams, Kenneth Branagh, Eddie Redmayne, Emma Watson, Dougray Scott, Dominic Cooper, Julia Ormond, Judi Dench, Derek Jacobi

Şimdi size hemen bir formül açıklıyorum. Televizyonda başarılı bir yönetmeni alın, mesela Tom Hooper. Üzerine daha önce Oscar’a aday olmuş başarılı bir kadro ekleyin, mesela Colin Firth, Geoffrey Rush ve Helena Bonham Carter. Sonra da bir dönem filmi çekip, izleyiciye sunun. Buyrun size 4 Oscar’lı The King’s Speech. Şimdi aynı senaryoda yönetmenin yerine Simon Curtis‘i, oyunculara ise Michelle Williams ve Kenneth Branagh‘ın başını çektiği başarılı bir ekibi yerleştirin. Üstelik hikayemiz The King’s Speech‘den de çekici çünkü efsanevi aktris Marilyn Monroe’yu anlatıyoruz. Hem de bunu İngiliz bir yönetmen ve İngiliz bir senaristle çekiyoruz. Bir zamanlar Vivien Leigh ile evli olan ama the Prince and the Showgirl‘ün çekimleri sırasında Marilyn Monroe‘yle yakınlaşan Sir Laurence Olivier de filmin ilgi çekecek karakterlerinden bir diğeri. Kısacası ikinci The Aviator & The King’s Speech vakasına hazır olun!

My Week with Marilyn henüz Oscar tahmincileri tarafından çok zikredilmiyor ama bana kalırsa gelecek senenin en ideal adaylarından biri. İçerisinde Marilyn Monroe, Laurence Olivier, Arthur Miller, Vivien Leigh gibi pek çok efsanevi ismi buluşturması bile nasıl bir yankı uyandıracağının en basit göstergesi. Üstelik görüntü yönetmeninden kostüm tasarımcısına daha önce dönem filmlerinde çalışmış deneyimli bir ekip de var. Bence tek sorun yönetmenin televizyon geçmişli olması. Tom Hooper‘ın da filmografisinin tıpkı Simon Curtis olduğunu ama buna rağmen En İyi Yönetmen seçildiğini düşünürsek endişe etmenin önemi yok. Şimdiden tahmin listelerinize yerleştirin. Son olarak Michelle Williams‘ın Meryl Streep – Glenn Close arasından sıyrılıp birşeyler yapabileceğini de ekleyelim. Hatırlarsanız Julie & Julia ile Streep‘in Oscar’ı alacağını düşünüyorduk ama bir anda Sandra Bullock, Streep‘in Oscar hayallerini mahvetmişti.

İhtimaller: En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu (Kenneth Branagh), En İyi Kadın Oyuncu (Michelle Williams), En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Judi Dench, Julia Ormond), En İyi Uyarlama Senaryo, En İyi Kurgu, En İyi Kostüm Tasarımı, En İyi Görüntü Yönetimi, En İyi Sanat Yönetimi

***

Johnny Depp

THE RUM DIARY
Yönetmen: Bruce Robinson
Oyuncular: Johnny Depp, Amber Heard, Aaron Eckhart, Giovanni Ribisi, Richard Jenkins

Bugüne kadar 3 kere Oscar’a aday olan Johnny Depp‘in Oscar yarışı artık boyut değiştirdi. Çünkü Depp o kadar fazla sıradışı adam oynuyor ki izleyici onun normal bir adamı oynamasını bekliyor. Ki zaten Oscar’ı almasının tek yolu da normal bir karaktere hayat vermesinden geçiyor. Yeni projesi The Rum Diary ise uzun zamandır gündemde olan, ta 2009’dan beri gösterime girmesi beklenen bir film. Bu kadar beklediğimize değecek mi sorusunu sormak için henüz erken lakin Hunter S. Thompson‘ın romanından uyarlanan film epey yankı uyandıracağa benziyor. Sadece tek problem konusunun The Tourist‘i andırması ve The Tourist‘in de oldukça vasat bir film olması. The Tourist‘e benzediğini söyleyince sakın yanılmayın. Hikayede ajanlar yok, hırsızlar yok. Ünlü bir gazeteci New York’dan sıkılıyor ve Porto Riko’ya seyehate çıkıyor. Porto Riko’da da hayatını rom içerek ve bir kadına gittkiçe daha fazla aşık olarak geçiriyor.

Eat Pray Love ile The Tourist arasında bir yerlerde duran The Rum Diary‘nin çok büyük iddiaları olduğunu düşünmüyorum. Çünkü çok da ciddiye alınacak bir hikayesi mevcut değil. Tabi ne olacağı da belli olmaz. Arada Akademi de keyifli filmler izlemek istiyor. Sadece Johnny Depp‘in sonunda Oscar alacağını düşünmeye başladıysanız kendinizi bu fikirden biraz sıyırmanızı öneririm. Bu arada kostüm tasarımcısınınColleen Atwood olduğunu görünce de biraz şaşırdım. Sanat yönetimi departmanında başarılı isimleri var. Belli olmaz belki The Rum Diary‘yi sadece teknik kategorilerde görürüz. Bu arada filmi hem yönetip hem de yazan Bruce Robinson‘ın daha önce Oscar’a aday olduğunu eklemekte yarar var.

İhtimaller: En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu (Johnny Depp), En İyi Uyarlama Senaryo, En İyi Kurgu, En İyi Sanat Yönetimi, En İyi Kostüm Tasarımı, En İyi Özgün Müzik

***

Gary Oldman

TINKER, TAILOR, SOLDIER, SPY
Yönetmen: Tomas Alfredson
Oyuncular: Gary Oldman, Tom Hardy, Colin Firth, Mark Strong, Christian McKay

Colin Firth‘i A Single Man ve The King’s Speech‘den sonra üçüncü kere yarışta görmeye hazır mısınız? Değilseniz, söyleyeyim de hazır olun. Soğuk Savaş’ın kasvetli günlerinde emektar casus George Smiley’den emekli olmadan önce Sovyet ajanını ortaya çıkarması istenir. George Smiley’yi Gary Oldman‘ın canlandırdığı film John le Carre‘in aynı adlı romanından beyazperdeye uyarlandı. Filmin yönetmeni ise Let the Right One In ile bir anda gündemimize düşen başarılı yönetmen Tomas Alfredson. Yönetmenin ilk Hollywood çıkartmasında ne yapacağı merak ediliyor. Yabancı dilde en iyi film kategorisine aday adayı dahi olamayan Let the Right One In eleştirmenler tarafından çok beğenişmişti. Şimdi ABD topraklarında çekeceği bu filmle ilgi çekmesi bekleniyor.

Çok başarılı bir aktör olmasına rağmen bugüne kadar hiç Oscar’a aday olamayan Gary Oldman filmin en büyük kozu. Bu yıl içerisinde 6 filmde izleyeceğimiz Gary Oldman‘ın bu sene oldukça yoğun geçeceğine inandığım En İyi Erkek Oyuncu dalındaki yarışta kendine yer bulması en büyük arzumuz. Ayrıca filmin yönetmeni ve 2 kere Oscar’a aday olmuş Jacqueline Durran tarafından yapılan kostümleri de dikkat çekiyor. Bir de Tom Hardy var ki bu sene BAFTA’dan Rising Star Ödülü’nü de aldıktan sonra prestiji bir kat daha arttı. Her ne kadar halk tarafından seçilmiş olsa da artık BAFTA ödüllü bir yıldız. Tabi filmin burada saydığımız yapımlar arasındaki en zayıf halka olması da cabası. Bu arada filmin çekimlerinin bir kısmının da İstanbul’da yapıldığını belirtelim.

İhtimaller: En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu (Gary Oldman), En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Tom Hardy, Colin Firth), En İyi Uyarlama Senaryo, En İyi Görüntü Yönetimi, En İyi Kostüm Tasarımı

***

Brad Pitt

THE TREE OF LIFE
Yönetmen: Terrence Malick
Oyuncular: Brad Pitt, Sean Penn, Jessica Chastain

The Tree of Life‘la ilgili olarak her sene tahmin yapmak o kadar yorucu bir hal almaya başladı ki bu ertelenme iyice keyfimizi kaçırıyor artık. Bu üçüncü yılımız. Artık fragmanı ve afişine kadar herşeyin çıktığını düşünürsek ertelenmez diye umut ediyorum. Terrence Malick‘in bugüne kadarki sadece beşinci filmi The Tree of Life. Genelde az ama öz filmler çeken Malick‘in artık gerçekten Oscar alması gerekiyor. The Thin Red Line‘la aday olduğu Oscar’ı alma şansını kaybeden Malick‘in bu sene birşeyler yapacağı kesin. 1950’li yıllarda yaşayan bir ailenin çocuklarının zamanla masumiyetlerini kaybedişini konu alan ve geçmişle şimdiki zaman arasında geçişleri bulunan The Tree of Life‘ın en büyük problemi, hatta tüm prodüksiyonun Oscar şansını kaybetmesine sebep olabilecek tek şey Mayıs ayında gösterime girmesi. Cannes yöneticilerinin aylarca prömiyerini festivalde yapması için uğraştığı filmin nasıl bir rota çizeceği merak konusu.

Oscar’da genelde Eylül-Aralık ayları arasında gösterime giren filmlerin şanslı olduğu kaçınılmaz bir gerçek. Bu The Tree of Life‘ın en büyük kaybı. Ama hikaye ve yönetmen o kadar Oscarlık duruyor ki insan belki gösterim tarihi etkili olmaz diye düşünüyor. Sonuçta The Hurt Locker gibi bir örnek de var tarihte. Oyunculardan özellikle Brad Pitt‘in şansı çok yüksek. Bir de yapılan tahminlere göre Jessica Chastain‘in adını duyarabileceği söyleniyor. Hatırlarsanız Taraji P. Henson için de aylar öncesinden tahminler yapılmıştı. Tanınmamış isimler hakkında yapılan bu denli büyük tahminler çoğunlukla doğru çıkıyor. O yüzden Chastain‘in de adını duyurduğu film bu olabilir. Hem fragmanıyla hem de beyazperdenin en ünlü iki aktörünü buluşturması heyecan yaratan The Tree of Life bu sene çok konuşulacağa benziyor.

İhtimaller: En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu (Brad Pitt), En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Sean Penn), En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Jessica Chastain), En İyi Özgün Senaryo, En İyi Kurgu, En İyi Görüntü Yönetimi, En İyi Sanat Yönetimi, En İyi Kostüm Tasarımı, En İyi Özgün Müzik, En İyi Ses Kurgusu, En İyi Ses Miksajı

***

War Horse

WAR HORSE
Yönetmen: Steven Spielberg
Oyuncular: Jeremy Irvine, Emily Watson, Peter Mullan, David Thewlis, David Kross, Benedict Cumberbatch, Tom Hiddleston

Beyazperdeye Saving Private Ryan, Schindler’s List, Munich, E.T, Jaws, Amistad gibi sayısız klasik kazandıran ünlü yönetmen Steven Spielberg, Munich‘den sonra Indiana Jones‘a bir devam filmi çekmiş ama film istediği başarıyı elde edememişti. Ama şimdi aynı adlı çocuk romanından uyarlanan War Horse ile sahalara geri dönecekmiş gibi gözüküyor. Spielberg’in uzmanlık alanı diyebileceğimiz savaş türünde bir film olan War Horse Albert ve onun atı arasındaki sıkı dostluğu anlatıyor. Genç Albert, atı Joey süvariler tarafından satın alındıktan sonra onu kurtarmak üzere Joey’nin peşinden Birinci Dünya Savaşı cephelerine gider. Film de zannediyorum Albert’ın Fransa’ya olan yolculuğunu anlatıyor. Tabi bu hikayenin Spielberg‘in elinde nasıl şekilleneceğini de merak etmiyor değiliz.

Oyuncularından çok War Horse‘ın teknik dallarda başarı getireceği kesin Spielberg‘e. Bugüne kadar En İyi Yönetmen ödülünü 2 kere aldı ama bu aday olmayacağı anlamına gelmiyor. 90’lı yılların en iyi filmlerine imza atan usta yönetmen 2000’li yıllarda ne yazık ki o kadar başarılı olamamıştı. Yine de hala Hollywood’un en gözde ve en saygıdeğer isimlerinden biri. Eski ekibini de bir araya toplayıp yepyeni bir kadroyla yılın sonunda gösterime girecek olan War Horse‘la iddialı geliyor. Bu sene gösterime girecek bir de animasyonu olduğunu düşünürsek 2011 Spielberg‘in yılı olacak diyebiliriz şimdiden. Dünyaya hala ne kadar başarılı bir yönetmen olduğunu göstermenin tam sırası.

İhtimaller: En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Uyarlama Senaryo, En İyi Kurgu, En İyi Görüntü Yönetimi, En İyi Sanat Yönetimi, En İyi Kostüm Tasarımı, En İyi Özgün Müzik, En İyi Özel Efekt, En İyi Ses Kurgusu, En İyi Ses Miksajı

***

Matt Damon

WE BOUGHT A ZOO
Yönetmen: Cameron Crowe
Oyuncular: Matt Damon, Thomas Haden Church, Colin Ford, Maggie Elizabeth Jones, Scarlett Johansson, Elle Fanning

Birikmiş paralarını bir hayvanat bahçesi alıp orayı işletmeye harcayan Mee ailesinin gerçek hayat hikayesinden uyarlanan We Bought a Zoo, Cameron Crowe‘un Elizabethtown‘dan 6 yıl sonra gelen ilk filmi. Daha önce Almost Famous ve Jerry Maguire ile Akademi’nin aday listesine giren Crowe oyuncu yönetimindeki başarısıyla tanınan bir yönetmen. O yüzden bu filmde de en azından bir oyuncunun aday olabileceğini söyleyebiliriz. Tam Christmas zamanında gösterime girmesi sebebiyle de Oscar için çabalayacağını net bir şekilde anladığımız We Bought a Zoo‘nun kaybı komedi türünde olması olabilir. Ama Crowe‘un komediyle dramayı birleştirme konusundaki başarısını düşünürsek bunu da dert etmeye pek gerek yok.

Peki neler olabilir? Daha önce Oscar’a aday olan Matt Damon ve Thomas Haden Church şu an adaylık için en ideal gördüğümüz isimler. Bunun dışında Dakota Fanning‘in başarılı kardeşi Elle Fanning de belki Somewhere ile fark edilmedi ama bu sene birşeyler yapabilir. Oscar’la ilgili sürekli tahmin yürüttüğümüz Scarlett Johansson ise sanki her geçen sene yeteneğini kaybediyormuş gibi hissediyorum. Üstelik bugüne kadar Lost in Translation, Girl with a Pearl Earring, Match Point gibi filmlerde çok başarılı performanslar sergiledi ama Akademi onu hiçbir zaman aday etmedi. Belki de Christopher Nolan‘ı olmadığı gibi Scarlett Johansson‘ı da sevmiyorlardır, olamaz mı? Sadece Cameron Crowe‘un hatrına We Bought a Zoo‘ya dikkat edelim diyorum ben. Şaşırtabilir.

İhtimaller: En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu (Matt Damon), En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Thomas Haden Church), En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Scarlett Johansson, Elle Fanning), En İyi Uyarlama Senaryo, En İyi Kurgu, En İyi Görüntü Yönetimi

***

Charlize Theron

YOUNG ADULT
Yönetmen: Jason Reitman
Oyuncular: Charlize Theron, Patrick Wilson, Elizabeth Reaser, Patton Oswalt

Thank You for Smoking, Juno ve Up In The Air gibi 3 harika film çekerek benim favori yönetmenlerim arasına üst sıralardan giren Jason Reitman, Juno‘da beraber çalıştığı Diablo Cody‘nin senaryosuyla gelecek sene iddialı geliyor. Boşanmış bayan yazarımız eski sevgilisiyle tekrar iletişime geçmek için doğduğu topraklara geri döner ama eski sevgilisinin çoktan bir aile kurmuş olduğunu öğrenir. Yazarı Charlize Theron‘un, artık evli olan eski sevgilisini Patrick Wilson‘ın canlandırdığı film benim bu yıl en merak ettiğim projeler arasında yer alıyor. Bugüne kadar çektiği üç filmi de hayranlıkla izlediğim Jason Reitman 3 filmin 2’sinde En İyi Yönetmen dalında Oscar’a aday oldu. Young Adult‘ın ona beklediği Oscar’ı getireceğinden şüpheli olsam da üçüncü adaylığını verebilir.

Juno ile Oscar alan senarist Diablo Cody zaten televizyonda da United States of Tara‘yla harikalar yaratmakta. Ne kadar başarılı bir yazar olduğunu konuşmayacağım bile. İzleyicinin hoşuna giden hikayeler yazmakta çok başarılı. Hem de tepki çekebilecek şeyleri esprili bir dille aktararak kendine has bir başarı elde ediyor. Kadroda ise özellikle Patrick Wilson‘ın adaylık ihtimali olduğunu düşünmek bana mutluluk veriyor. Patrick Wilson izlemekten keyif aldığım aktörler arasında olduğu için bir Reitman filminde yer alıyor olması heyecan verici. Bunun dışında kurgusuyla da birşeyler yapabileceğine inandığım Young Adult umuyorum ki doğru bir gösterim tarihi ve tabiki doğru bir kampanyayla hak ettiği yeri bulur.

İhtimaller: En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu (Patrick Wilson), En İyi Kadın Oyuncu (Charlize Theron), En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Elizabeth Reaser), En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Patton Oswalt), En İyi Özgün Senaryo, En İyi Kurgu

*****

OLASI ADAY ADAYLARI

Dev Patel ve Maggie Smith

THE BEST EXOTIC MARIGOLD HOTEL
Yönetmen: John Madden
Oyuncular: Maggie Smith, Bill Nighy, Dev Patel, Judi Dench, Tom Wilkinson

Hindistan’daki bir huzur evinin çalışanları ve sakinlerini anlatan film Shakespeare in Love‘ın yönetmeni John Madden‘ın yeni projesi. Madden, Shakespeare in Love‘dan beri çok sevilen bir filme imza atmadığı için bu sene de şansını oldukça deneyimli bir ekiple deneyecek. Slumdog Millionaire‘den tanıdığımız Dev Patel‘in de içerisinde yer aldığı film Deborah Moggach‘ın kitabından uyarlanıyor. Yalnız hala pre-prodüksiyon aşamasındalar. Filmin çekimleri hala başlamadı. Çok çok deneyimli oyuncular var ama filmin komedi olması Akademi’nin rotasına girmemesi için bir başka sebep. Eğer olur da beğenilir ve yılın en iyi komedilerinden biri haline dönüşürse elbetki kendine bir yer bulacaktır.

***

Tom Hiddleston ve Rachel Weisz

THE DEEP BLUE SEA
Yönetmen: Terence Davies
Oyuncular: Rachel Weisz, Tom Hiddleston, Simon Russell Beale

İngiliz bir hakimin karısı Kraliyet Hava Kuvvetleri pilotuna aşık olursa, kariyerinde bildiğimiz tek bir filmi olmayan Terence Davies de bu hikayeyi bir tiyatro oyunundan beyazperdeye uyarlarsa ne olur? Bilmiyorum. Açıkçası ben çok ihtimal vermesem de birkaç tahmin sitesinde The Deep Blue Sea‘nin adı sıkça anılıyor. Rachel Weisz haricinde içerisinde tek bir ünlü isim bulundurmayan The Deep Blue Sea 1955 yılında Vivien Leigh ve Kenneth More‘lu bir kadroyla çekilmiş, iki BAFTA ödülüne aday olmuştu. Bu uyarlama eğer seyirci tarafından sevilirse illa ki birşeyler olur ama ilkinde Akademi tarafından seçilmeyen bir filmin, ikinci defa çekildiğinde ödül alabileceğini kim garanti edebilir ki?

***

Elizabeth Banks ve Tobey Maguire

THE DETAILS
Yönetmen: Jacob Aaron Estes
Oyuncular: Elizabeth Banks, Tobey Maguire, Ray Liotta, Laura Linney, Kerry Washington, Dennis Haysbert, Sam Trammell

Sundance’de görücüye çıkan The Details, Tobey Maguire‘ın kariyerinin en iyi performansı olduğu şeklinde aldığı yorumlarla adından söz ettirdi. Jeff ve Nealy adlarındaki karı kocanın arka bahçesi çimlerin altındaki solucanlar sebebiyle rakunlar tarafından sürekli zarar görmektedir. Bu küçük saldırıyla Jeff ve Nealy’nin hayatında gerilim, aldatma ve cinayetin baş gösterdiği kara komedi diyebileceğimiz vahşi reaksiyonlar zinciri başlar. The Details önümüzdeki yılın özellikle Maguire için Oscar’daki gülen yüzü olabilecek bir film. Beginners kadar iddialı gözükmese de The Details‘ın bir şansı olabilir. Hatta hala Oscar alamamış olan aktris Laura Linney‘nin de yardımcı kadın oyuncu dalında yüzü gülebilir diye düşünmekteyim. Tabi filmin özgün senaryosunu da unutmamak lazım.

***

Daniel Craig ve Rachel Weisz

DREAM HOUSE
Yönetmen: Jim Sheridan
Oyuncular: Daniel Craig, Rachel Weisz, Naomi Watts

Bugüne kadar 6 kere Oscar’a aday olan yönetmen Jim Sheridan, Brothers‘dan 2 yıl sonra geri dönüyor. Yeni evlerinde daha önce cinayet işlendiğini öğrenen evli bir çifti anlatan film konusundan dolayı hor görülebilir. Sonuçta bu tarz filmler o kadar fazla yapılıyor ki artık izleyici bu tarz hikayelerden bıktı. Lakin Jim Sheridan özel kariyerine böyle bir halka eklemeyi uygun gördüyse elbet bir bildiği vardır diyor ve filmi tahminlerim arasına ekliyorum. Eylül sonu, Ekim başı gibi gösterime girmesi beklenen Dream House‘un hangi dallarda boy göstereceğini ise kestiremiyorum. Şöyle ek bir bilgi vererek Dream House hakkındaki konuşmamı sonlandırayım. Filmin sinematograflığını yapan Caleb Deschanel, ünlü aktris Zooey Deschanel‘in daha önce 5 kere Oscar’a aday olan babasından başkası değil.

***

Judy Davis, Charlotte Rampling ve Geoffrey Rush

THE EYE OF THE STORM
Yönetmen: Fred Schepisi
Oyuncular: Charlotte Rampling, Geoffrey Rush, Judy Davis

Ölmek üzere olan mükemmelliyetçi bir anne, yetişkin evlatlarıyla olan ilişkisi ve son günlerinde hemşirelerle devam ettirdiği hayatı. Patrick White‘ın romanından beyazperdeye uyarlanan The Eye of the Storm Avustralya yapımı bir film. Özellikle Charlotte Rampling‘in oyunculuğu için bir umut ışığı olan filmin yönetmeni ise A Cry in the Dark‘tan tanıyacağınız Fred Schepisi. Meryl Streep ve Stockard Channing‘e kazandırdığı Oscar adaylıklarıyla tanınan Avustralya asıllı yönetmen Hollywood’da pek çok ünlü isimle çalıştı ama bugüne kadar filmler hiçbir zaman büyük başarılar elde edemedi. The Eye of the Storm‘un akıbeti de şaibeli ama üçüncü kez çalıştığı bir aktrisin Oscar’a aday olmasını sağlayabilirmiş gibi gözüküyor.

***

Kiefer Sutherland, Lars von Trier, Kirsten Dunst ve Charlotte Gainsbourg

MELANCHOLIA
Yönetmen: Lars von Trier
Oyuncular: Kirsten Dunst, Charlotte Gainsbourg, Kiefer Sutherland, John Hurt, Alexander Skarsgard, Charlotte Rampling, Stellan Skarsgard, Udo Kier

Antichrist, Dogville, Manderlay, Dancer in the Dark, The Idiots gibi herkese hitap etmeyen filmler çeken Lars von Trier bugüne kadar çalıştığı en ünlü ve en tanıdık ekiple geliyor. Oscar şansı var mıdır hakkaten bilinmez. Ama Melancholia‘nın bildiğimiz Lars von Trier çizgisinde olmayacağı söyleniyor. Dünyanın yok oluşuyla başlayan film daha sonra geçmişe gidip Kirsten Dunst‘la Charlotte Gainsbourg‘un canlandırdığı iki kızkardeşe odaklanacak. Evlendikten sonra melankolik biri haline dönüşen Dunst, Gainsbourg‘un aksine dünyanın sonu için endişelenmeyerek kızkardeşiyle arasındaki uçurumun gittikçe artmasına sebep olur. Yönetmenin söylediğine göre Melancholia bugüne kadar(!) mutlu bitmeyen ilk filmi olacakmış.

***

Carla Bruni ve Owen Wilson

MIDNIGHT IN PARIS
Yönetmen: Woody Allen
Oyuncular: Rachel McAdams, Owen Wilson, Marion Cotillard, Adrien Brody, Michael Sheen, Kathy Bates, Alison Pill, Tom Hiddleston, Carla Bruni

Woody Allen‘ın son filmi You Will Meet a Tall Dark Stranger hem eleştirmenler hem de izleyiciler tarafından hiç ama hiç beğenilmedi. Vicky Cristina Barcelona kendi çapında bir klasiğe dönüştü ama ondan sonra gelen Whatever Works kendi bildiği topraklarda çekildiği için daha keyifli bir filmdi. Woody Allen şimdi yine ülkesinden uzakta, Paris’de Fransa’ya tatile gelen bir çiftin hikayesini anlatıyor. Romantik komedi olduğu söylenen filmin inanılmaz ünlü isimlerle dolu bir kadrosu ve tüm bunların yanı sıra Carla Bruni gibi de ilgi çekecek bir konuk oyuncusu mevcut. Özgün senaryo dalında ön plana çıkabilir. Bugüne kadar çalıştığı oyunculardan 15’inin Oscar’a aday olduğunun, 5’inin de eve ödülle döndüğünü hatırlatalım.

***

Seth Rogen ve Michelle Williams

TAKE THIS WALTZ
Yönetmen: Sarah Polley
Oyuncular: Seth Rogen, Michelle Williams, Sarah Silverman, Luke Kirby

Away from Her‘ün senaryosuyla Oscar’a aday olan oyuncu-yönetmen-yazar Sarah Polley yine hem yazıp hem yönettiği bir filmle geliyor. Bu sefer elinde komedinin yükselen yıldızı Seth Rogen, Blue Valentine‘la daha yeni Oscar’a aday olan Michelle Williams ve ünlü komedyen Sarah Silverman var. Tıpkı Away from Her gibi farklı bir aşk hikayesi işleniyor filmde. Henüz tam bir bilgi yok ama filmin özellikle komedi olmadığının altını çizmek lazım. Kadroya bakıp da yanılmayın. Peki Polley‘nin filmi neler yapabilir? Bu sene My Week with Marilyn‘le de izleyeceğimiz Michelle Williams‘ın oylarını bölebilir ya da bölmeyip Sarah Polley de ayrıca bir senaryo adaylığı getirebilir.

***

Carey Mulligan

SHAME
Yönetmen: Steve McQueen
Oyuncular: Michael Fassbender, Carey Mulligan

İlk filmi Hunger ile eleştirmenlerden tam not alan Steve McQueen ikinci filminde de Michael Fassbender‘la çalışıyor. 30’lu yaşlarındaki Brandon cinsel açıdan hareketli bir hayat geçiren bir adamdır. Film ise Brandon’ın şımarık kızkardeşinin de onunla bir hareket etmeye başladıktan sonra olanları anlatıyormuş. Tam olarak ne denmek istediğini anlamasak da Fassbender ve Mulligan gibi iki taze yüzün bir araya getirilmesinden dolayı fazlasıyla mutluyuz. Bu arada filmin konusuna aldanıp da uyduruk bir Hollywood komedisi beklemeyin. İngiliz yapımı bir dramadan bahsediyoruz burada. Zaten McQueen‘in ilk filmi Hunger‘ı izleyince onun Matthew McConaughey ayarında bir iş yapmayacağını anlamak mümkün.

***

Antonio Banderas

THE SKIN THAT I INHABIT
Yönetmen: Pedro Almodovar
Oyuncular: Antonio Banderas, Elena Anaya, Marisa Paredes

Orijinal adı La piel que habito olan yeni Almodovar filmi Thierry Jonquet‘in romanından sinemaya uyarlanıyor. Kızını tecavüz eden adamın peşinde olan bir plastik cerrahın anlatıldığı filmin en büyük iddiası Banderas. Aslında ne kadar yeteneksiz bir oyuncu olduğunu hepimiz biliyoruz ama Sandra Bullock‘un doğru ellerde Oscar’a kavuştuğunu düşünürsek Antonio Banderas‘ın da Pedro Almodovar ile altın heykelciğe kavuşması beklenebilir. Üstelik Akademi Almodovar‘ı fazlasıyla seviyor. Bunun ona aynı zamanda yönetmen ve uyarlama senaryo dallarında da kazancı olacaktır. Tabi bir de İspanya’nın bu sene yabancı film kategorisine bu filmle katılması durumu var. Eğer Almodovar‘ın yeni filmine gönderirlerse aday olur diye düşünmekteyim.

***

Tom Hardy

WARRIOR
Yönetmen: Gavin O’Connor
Oyuncular: Tom Hardy, Nick Nolte, Joel Edgerton, Jennifer Morrison

Eski boksör, aynı zamanda alkolik Paddy (Nick Nolte) en küçük oğlunun(Tom Hardy) eve dönmesiyle beraber onu eğitip boks müsabakalarına hazırlamaya başlar. Yalnız bu müsabakalar arasında ağabeyi Brendan da (Joel Edgerton) rakiplerinden biri olacaktır. The Fighter, The Wrestler derken her sene bir boks filmi görür olduk Oscar’da. Bu sene ise Tom Hardy‘nin başını çektiği güzel bir kadroyla Warrior geliyor. House‘daki Cameron olarak tanıdığımız Jennifer Morrison ve Animal Kingdom‘da evin psikopat oğullarından birini oynayan Joel Edgerton‘ın da bulunduğu filmin akıbeti ancak gösterime girdikten sonra belli olur. Eğer türün klasik filmlerinin bir benzeri olmaz ve The Fighter gibi daha farklı bir çizgiden ilerlerse adaylar arasında göreceğimize eminim.

***

Tilda Swinton

WE NEED TO TALK ABOUT KEVIN
Yönetmen: Lynne Ramsay
Oyuncular: Tilda Swinton, John C. Reilly, Ezra Miller, Siobhan Fallon Hogan

Ölen oğlunun yasını tutan bir annenin oğlunun okulundaki tüm öğrencilerin ve öğretmenlerin izini sürerek bu katliamın sebeplerini aramaya çalışmasını anlatıyor We Need to Talk About Kevin. Bana kalırsa çağımızın en özel aktrislerinden biri olan Tilda Swinton‘ın başrolünde yer aldığı film Lionel Shriver‘ın romanından beyazperdeye uyarlanıyor. Filmin İskoç asıllı yönetmeni Lynne Ramsay daha çok kendi ülkesinde yaptığı işlerle tanınan bir isim. O yüzden We Need to Talk About Kevin‘ın şimdilik en büyük şansları kadın oyuncu ve uyarlama senaryo kategorileri gibi gözüküyor. Lakin bu sene uyarlama senaryo dalında ciddi bir kalabalık olduğu düşünülürse çok da güvenmek yanlış olur.

***

Kaya Scodelario

WUTHERING HEIGHTS
Yönetmen: Andrea Arnold
Oyuncular: Kaya Scodelario, James Howson, Oliver Milburn, Nichola Burley

Daha önce Natalie Portman‘ın oynayacağı açıklandığı yeni Wuthering Heights, Türkiye’deki adıyla Uğultulu Tepeler‘in yıldızı Skins‘den Effy olarak tanıdığımız Kaya Scodelario oldu. Heathcliff ve Catherine’in aşkı İngiliz edebiyatının en klasik eserlerinden birinin, Wuthering Heights‘ın temasını oluşturuyor. Akademi her sene yeni bir aktrisi En İyi Kadın Oyuncu dalında ağırladığı için bu sene sırf bu sebepten Kaya Scodelario ile ilgili tahminler yapanlar var. Tabi bu tahminler ne kadar sağlıklı tartışılır ama benim gibi hayranlarını sevindirmeye yetiyor. Bu kitabın o kadar çok uyarlaması yapıldı ki Türkiye’de bile Kartal Tibet‘in oynadığı bir adaptasyonunu bulmak mümkün. Aralarında en başarılısı ise zannediyorum 8 dalda Oscar’a aday olan 1939 yapımı Wuthering Heights.

*****

ANİMASYONLAR

THE ADVENTURES OF TINTIN: THE SECRET OF THE UNICORN: Steven Spielberg‘in uzun yıllar önce peşine düşüp haklarını satın aldığı Tenten hikayesi performans yakalama tekniğiyle çekildi ve bu sene gösterime giriyor. Bu yıl animasyon dalında önceden belli olmuş bir favori olmadığı için şansının yüksek olduğunu düşündüğümüz filmin kadrosunda Jamie Bell, Andy Serkis, Daniel Craig gibi isimler var.
CARS 2: 5 yıl önce gösterime giren ilk Cars filmi En İyi Animasyon dalında Oscar’a aday olmuş ama ödülü Happy Feet‘e kaptırmıştı. Seslendirme kadrosuna eklenen yeni isimler ve yönetmenlik koltuğundaki ufak tefek değişimlerle ikinci film daha iddialı geliyor gibi görünüyor.
KUNG FU PANDA 2: Tıpkı Cars gibi ilk filmi Oscar’a aday olan ama Wall-E‘nin haklı zaferi karşısında birşey yapamayan Kung Fu Panda da devam filmi çekilen bir başka proje. Ben ilk filminde fazlasıyla eğlenmiştim, umuyorum yeni film ilki kadar başarılıysa ödüle kavuşur.
RANGO: Türkiye’de de erken bir gösterim tarihi elde eden Rango kimlik krizi yaşayan bir bukalemunu konu alıyor. The Pirates of the Caribbean‘ın yönetmeni Gore Verbinski‘nin ellerinden çıkma bu farklı animasyonda ana karakter Rango‘yu seslendiren isim ise Johnny Depp‘den başkası değil.

*****

UZAK İHTİMALLER

AT SWIM-TWO-BIRDS: Brendan Gleeson‘ın hem yazıp hem yönettiği film bir oyun yazarının yarattığı karakterlerle hayatının iç içe geçmesini konu alıyor. Kadro ise şahane: Michael Fassbender, Jonathan Rhys Meyers, Colin Farrell, Cillian Murphy, Gabriel Byrne ve yine Brendan Gleeson. Gleeson‘ın ilk yönetmenlik denemesi oyuncularının önünü açabilir.
CHICKEN WITH PLUMS: Orijinal adı Poulet aux prenes olan film Persepolis‘inyönetmenlerinden geliyor. Üstelik filmin yıldızı ünlü aktris Isabella Rossellini. Yabancı film dalının şimdiden en iddialılarından biri olduğu söylenebilir. Tabi Fransa bu filmle başvurursa…
THE CONSPIRATOR: Geçtiğimiz sene de tahminlerimiz arasına yerleştirdiğimiz ama daha sonra gösterim tarihi ertelenen The Conspirator, Robert Redford‘un yönettiği bir dönem filmi. Abraham Lincoln suikastına yoğunlaşan filmin en büyük problemi ise ABD’de Nisan ayında gösterime girmesi. Kadro ise James McAvoy, Robin Wright, Kevin Kline, Evan Rachel Wood, Danny Huston, Justin Long ve Tom Wilkinson gibi ünlü isimlerle dolu.
CRAZY, STUPID, LOVE: Steve Carell, Ryan Gosling, Emma Stone, Julianne Moore, Catherine Keener ve Kevin Bacon‘dan oluşan kadrosuyla yılın bir başka yıldız karması olan film evliliği tehlikede olan bir babanın hayatını inceliyor. Bir romantik komedi olması sebebiyle düşündürse de en azından Altın Küre’de ilgi göreceği düşünülebilir.
THE DOOR: Istvan Szabo‘nun aynı adlı romandan beyazperdeye uyarladığı film iki kadının, bir yazar ve hizmetçisi, arasındaki ilişkiye odaklanıyor. Başrolde Helen Mirren var ki bu bile film için tahmin yapmamız için yeterli.
THE HELP: Oldukça ilginç bir kadrosu olan The Help üç farklı kadının hayatlarının beklenmedik bir şekilde kesişmesi üzerine. Viola Davis, Octavia Spencer ve Emma Stone‘un oynadığı o 3 kadın haricinde kadroda Mike Vogel, Bryce Dallas Howard, Allison Janney, Sissy Spacek gibi isimler de var. ABD’de Ağustos’da gösterime girmesi sebebiyle sorun teşkil ediyor. Şimdilik epey uzak ihtimaller arasında.
JANE EYRE: Jane Eyre‘ın sayısız uyarlamalarının sonuncusu olan bu projede bu sefer Jane‘i Mia Wasikowska canlandırıyor. Jamie Bell ve Sally Hawkins‘in de içerisinde bulunduğu kadroyla ilgi çeken film belki bir dönem filmi olması sebebiyle bazı dallarda boy gösterebilir.
LARRY CROWNE: Uzun yıllardır iyi bir filmini izleyemediğimiz Tom Hanks, Charlie Wilson’s War‘dan 4 sene sonra Julia Roberts‘la yine bir araya gelmesi sebebiyle önem taşısa da aynı zamanda That Thing You Do‘dan sonra beyazperdedeki  ikinci yönetmenlik denemesi olarak biliniyor. Tekrar üniversiteye dönen orta yaşlı bir adamı anlatıyor demem bile filmden soğumanıza sebep olabilir ama iki yıldızın hatrına umudumuzu yitirmeyelim derim ben.
LIKE CRAZY: Sırf Sundance‘de ödül aldı diye buraya koymamız gerekiyorsa bazı filmleri o zaman Like Crazy bu seneki yeni Sundance konuğumuz. Konu ise şu şekilde, İngiliz kız Amerikalı çocuğa aşık olur. Ancak Amerika’da vizesinden daha fazla kalınca sınır dışı edilir. Daha önce filmin aldığı ödülün Winter’s Bone ve Precious‘a gittiğini düşünürsek izlemekte yarar var.
MARGIN CALL: Kevin Spacey‘nin Casino Jack formülü bu sene işe yaramadı ama belki bu sene yarar, belli mi olur?
MARTHA MARCY MAY MARLENE: Yine Sundance‘den ödülle dönmüş bir film. Yalnız bu filmin marifeti, başrolündeki Elizabeth Olsen. Soyad tanıdık geldiyse hemen açıklayalım, Elizabeth Olsen ünlü Olsen ikizlerinin kardeşi.
MEEK’S CUTOFF: Western + Michelle Williams ikilisinin erken gösterime rağmen ilgi göreceğini düşünenlerden misiniz? O zaman Paul Dano, Bruce Greenwood ve Zoe Kazan‘ın da yer aldığı filme bir göz atmanızda yarar var. Fragmanını internette bulmanız mümkün.
THE MUPPETS: Kermit ve arkadaşları içerisinde Emily Blunt, Amy Adams, Zach Galifianakis, Jason Segel, Ricky Gervais, Chris Cooper, Kathy Griffin‘in de olduğu bir kadroyla dönerse ne olur? Henüz Oscar’da nerede göreceğimizden emin değilim ama yine de listeme eklemek istedim. Belki bir şarkı aday olur filmden.
ONE DAY: Bir geceyi beraber geçiren Dexter (Jim Sturgess) ve Em (Anne Hathaway) yıllar boyunca senede bir gün görüşmeye devam ederler. Ülkemizde şehir tiyatrolarında da bir ara uyarlaması oynanan film yazın gösterime girecek ama Hathaway‘in yükselen yıldızı düşünüldüğünde bahsetmekte yarar var.
PEACE, LOVE & MISUNDERSTANDING: Tutucu bir avukatın iki çocuğunu Woodstock’daki hippi büyükanneleriyle tanıştırmasını anlatan film ekibiyle göz kamaştırıyor: Jeffrey Dean Morgan, Catherine Keener, Chace Crawford, Kyle MacLachlan, Rosanna Arquette, Jane Fonda.
THE PROMISED LAND:
İkinci Dünya Savaşı’nda Filistin cephesinden bir hikayeyi beyazperdeye getirecek film Colin Firth, Matthew McFadyen ve Jim Sturgess gibi üç İngiliz aktöre sahip. Lakin filmin akıbeti henüz belirsiz. 2011’e yetişir mi bilinmiyor. Eğer yetişirse adını duyuracağını düşünmekteyim.
WIN WIN:
Bu yılın bağımsızlarından Win Win henüz görücüye çıkmadı ama söylenenlere göre Paul Giamatti‘nin performansı fazlasıyla iyiymiş. ABD’de Mart ayında gösterime girecek ama bağımsız filmlerin gösterim tarihleri Akademi için pek sorun olmuyor. O yüzden yıl sonuna kadar güncel tutulursa adını duyabiliriz.

*****

TEKNİK BAŞARILAR

Buraya da teknik dallarda (özel efekt, ses kurgusu, ses miksajı, makyaj) aday olabilecek projeleri yazdım. Hiç yorumsuz tam liste şöyle:

  • CAPTAIN AMERICA: THE FIRST AVENGER
  • COWBOYS & ALIENS
  • HARRY POTTER AND THE DEATHLY HALLOWS: PART II
  • IMMORTALS
  • MISSION: IMPOSSIBLE – GHOST PROTOCOL
  • PIRATES OF THE CARIBBEAN: ON STRANGER TIDES
  • SHERLOCK HOLMES: A GAME OF SHADOWS
  • SUPER 8
  • THOR
  • TRANSFORMERS: DARK OF THE MOON
  • X MEN: FIRST CLASS

*****

8 ANA DALDAKİ TAHMİNLERİME BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

26 Yorum

  1. Geri İzleme: 83. Akademi Ödülleri – Oscar 2011 Tahminleri « Oscar Boy

  2. tugrul

    Paylasım icin tesekkürler. Tabii simdiden ne olacagı bellı olmaz. Cünkü yıl ıcerısınde socıal network ruzgarı eserken, yılın son ayları kıngs speech gıbı bır fılm dengeleri bozabiliyor. O yüzden zaman ne getirecek bakalım..

    Benim özellikle merly streep’in Iron lady performansı ve oscar alıp alamayacagı kafamı kurcalıyor. Bu sene michelle williams ve özellikle de glenn close gibi 5 kez aday olupta ödülü alamayan oyunculardan korkuyorum desem yeridir. Umarım bu sene merly streep ödülü alır. Ve gelecek senelerde 1-2 tane daha alırda diger aktrislerden bir farkı olur..

    Aslına bakarsanız da katherine hepburn’un 4 tane en ıyı kadın oyuncu ödülü alması biraz da cok eski yıllarda bu kadar rekabetin olmaması nedeniyle sansının fazla olması diyebiliriz. Bence streep ödülü almakta cok gecıktı. 2 ödül verseler ancak kurtarır.

    İddialı fılmler var gibi bu sene de. Bakalım neler olacak? 2010 yılı ıcerısınde ızleyemedıgım ve merak etttigim fılmlerı de izledikten sonra da 2011 ıcın dusuncelerımı paylasırım ara ara..

    Yanıt
    1. umurtas

      Bu sene kadın oyuncu yarışında çok güçlü isimler var kesinlikle katılıyorum. Glenn Close, Meryl Streep, Michelle Williams ve Vanessa Redgrave için ihtimaller yüksek gözüküyor. Lakin ben asıl kapışmanın erkek oyuncu kategorisinde olacağını düşünüyorum. Çok fazla ünlü isim var şimdilik bir favori yok. Eğer Viggo Mortensen bu sene Oscar alırsa benden mutlusu olmaz, orası da ayrı.

      Yanıt
  3. Geri İzleme: 83. Akademi Ödülleri’nin ardından: Part II « Oscar Boy

  4. Sineofrenik

    Hepsini okuyamadım ama okuduğum kadarıyla epey detaylı, harika bir dosya olmuş. Tebrik ederim:) 2010’dan daha iyi bir sene olur umarım. Dosyada Details’in ismi geçmişken Jacob Aaron Estes’in debut filmi Mean Creek’i şiddetle tavsiye etmek istedim. Şu yabancıların coming-of-age dedikleri büyüme hikayelerinden. Çocukların performansları özellikle görülmeye değer. Umarım Details başarılı olur da tanınmaya başlar kendisi.

    Meryl Streep’in Oscar almasını çok istiyorum. Hilary Swank bile 5 sene içinde 2 kez kazanırken Streep’in 28 senedir hiç ödül alamamış olması adil değil. Fakat Glenn Close gibi hiç ödülü olmayan bir isim beni ciddi ciddi endişelendiriyor. Kötü tarafı ben Close’u da çok severim (Damages dizisini önereyim yeri gelmişken).

    Bu arada fragmanına resmen aşık olduğum Tree of Life’tan beklentilerim çok ama çok yüksek. Umarım hayalkırıklığı olmaz. Bence görüntü yönetmenine şimdiden ödül versinler, bittim o çekimlere.

    Fenalık geldi no 1: Woody Allen ve onun ilişkiler üzerine filmleri (New York’ta olsun, Londra’da olsun, Barcelona olsun, şimdi de Paris!) İnşallah aday falan olamaz. Hele içinde o Owen Wilson denen (her filmde sanki dünyanın en yakışıklı seksi erkeğiymişçesine kakalanmaya çalışan) herif varken!

    Fenalık geldi no 2: Dövüş filmleri ve başarı hikayeleri. Tom Hardy’i gerçekten çok seviyorum ama artık bir tane daha bu tarz filmi çekemicem açıkçası. Tınker, Taylor, Spy.. ile ön plana çıkarsa daha iyi olur. Filmden bahsetmişken Gary Oldman’ın da Sam Rockwell ile birlikte Hollywood’un en underrated aktörlerinden biri olduğunu söylememe gerek yok, sen de bahsetmişsin zaten. Daha ne kadar görmezden gelecekler merak ediyorum.

    Ps. Söylemezsem ölürüm: Sam Rockwell’e de Oscar verin lan!!

    İlerleyen günlerde yeni Hollywood çemkirmeleriyle aranızda olacağım..

    Mert

    Yanıt
    1. umurtas

      The Tree of Life beni de fazlasıyla heyecanlandırıyor. Ama işte erken gösterim tarihi hafiften depresyona sokmuyor değil. İnatla bu kadar erken gösterilmesinin sebebini anlamıyorum. Hem Brad Pitt’e, hem de Terrence Malick’e oldukça iyi gelecek bir film gibi gözüküyor halbuki. Hilary Swank örneğin için teşekkür ederim. Bana göre o kadınla ilgili herşey overrated. Sanki hep performansa ödül veriliyormuş gibi her aday oluşunda Oscar vermeleri sinir bozucu bir durum. Hele ki Meryl Streep gibi bir efsaneyle aynı sayıda Oscar’a sahip olduğu düşünülünce iyice çıldırıyor insan.

      Woody Allen henüz bana fenalık getirmediği için birşey diyemiyorum. Whatever Works’ü çok sevmiştim ben. Ama dövüş filmleri konusunda katılıyorum. Her sene illa ki bir tane oluyor. Gerçi Million Dollar Baby, The Wrestler güzel örnekler de hakkaten yeter! Sam Rockwell’in de Oscar alması gerektiği konusunda seninle hemfikirim. Moon’da çok beğenmiştim özellikle. Confessions of a Dangerous Mind’da da abartı iyiydi. Lakin ödülden geçtim aday olur mu onu dahi bilmiyorum. İşte Christian Bale gibi bir hikaye onunki de. Sanki bugüne kadar hiçbir rolü için bu kadar fiziksel değişim göstermemiş de oturup bu sene tüm ödülleri ona yığdılar. Hak ediyor ama çok daha önceden hak etmişti bana kalırsa.

      Hollywood çemkirmelerini merakla bekliyoruz. Yorumlarını bizden esirgeme.

      Yanıt
  5. tugrul

    oo aranıza girmeyeyim ben o zaman yorumları sadece mertten bekledıgıne göre 🙂

    Bu arada dövüs filmleri ile ilgili yorumunuza katılsam da, akademi bu. Ne yapacagı bellı olmaz. David Fincher, Aranosky ve C. Nolan dururken gidipte tom hooper’â en iyi yönetmen ödülü vermeleri de bir yerde herseyı acıklıyor.

    H.Swank’in aldıgı ödüllerde bir abartı yok. 2 ödül alan bırcok aktris var. Kabahat akademinin merly streep’ın ödülünü geciktirmesinde. Keske söyle birsey olsa ; En iyi kadın oyuncu ve en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülünün ikisini de streep’ê veriyorlarmıs. :)) Ne kadar ütopik oldu ama heralde oscar tarihinde de bir ilk yapmıs olur. Ve bu kadar adaylıktan sonra katalizör gibi gelir..

    Yanıt
  6. Cem Ertem

    Arkadaşlar Rango bence favoridir. Bugün izledim ve gerçekten çok beğendim. 8/10’luk bir film en az. Ki bence oscar sezonuna yakın bir tarihte gösterime girse kesinlikle ödül alacak bir proje. Kim bilir en iyi film adayı olamasa bile animasyon ödülü alabilecektir…İnanıyorum 🙂

    Yanıt
  7. tugrul

    Kurnazlık yapıp zoraki kral gibi yılın son aylarında filmi piyasaya cıkarıp ondan sonra ödül benım hakkım der gibi cingenelık yapmak tuhaf geliyor bana. 2010 yılında inception ve social network dalgası eserken, akademi üyelerinin gidipte zoraki krala 4 önemli ödülü vermesi de biraz tuhaf geliyor.

    Bu arada C. Nolan ın dün aksam izledigim ve yeni haberım olan 2006 yapımı prestige filmini izledim. Ve gercekten de akademinin Nolan’ı hic sevmedigi belli. Çünkü bu kadar ilginc ve güzel filmleri göz ardı ediyor.

    Yanıt
  8. Su

    Viyana’da olduğum için The Tree of Life’ı izleme şansı buldum ve tek kelimeyle hayran kaldım. Gösterim tarihi yüzünden bir dezavantajı var ama Cannes’ta da aldı nasıl olsa o yüzden içim rahat. Gösterim tarihi açısından A Dangerous Method’un avantajı var bence.
    Not:Johnny Depp bir Oscar alsın ya!

    Yanıt
    1. umurtas

      Çünkü Keira Knightley ve filmle ilgili yapılan yorumlar iki uçta. Bir yerlerde vizyona girip seyirci karşısına çıkmadan listede üst sıralara taşımak istemiyorum.

      Yanıt
  9. Muhammed Ali

    Şokk?? J. Edgar neden bu kadar geri planda..Öte yandan gözlerim David Fincher’ı arıyor hiç mi şansı yok…Yine mi göz ardı edilecek yoksa..

    Yanıt
    1. umurtas

      Fincher’ın göz ardı edilmesinden ziyade The Girl with the Dragon Tattoo’nun çok da Akademilik durmaması söz konusu. O yüzden, evet Fincher şimdilik geri planda. Ama gösterime girmeden birşey diyemem. J. Edgar için ise söylenecek tek şey var, o da fragmanının hiç mi hiç heyecan yaratmıyor oluşu. Amerikan kahramanı Leo ya da artık bu tür rolleri 10 bin kere oynamış Judi Dench pek de çekici değil. Tabi dediğim gibi önce gösterimini beklemek lazım.

      Yanıt
  10. Muhammed Ali

    The Social Network de ilk bakışta pek akademilik gibi durmuyordu.Yani facebook, genç oyuncular, partiler falan filan ama 8 adaylık 3 ödülle döndü ki zirvenin en iddialı isimlerindendi.Bence TGWTDT’nun da şansı oldukça yüksek.Fincher’ın olgun bir iş çıkardığına eminim.Tabi gösterimi beklemek lazım ama…J.Edgar’ın fragmanı evet heyecan yaratmıyor ama bilemiyorum bana yine de iddialı gibi geliyor…Öte yandan War Horse ve The Artist umarım tez elden bu yarışta geri kalırlar..İkisine d eoldukça ön yargılıyım..
    Bu arada A Dangerous Method ısrarım sürüyor..

    Yanıt
    1. umurtas

      The Social Network hep iddialıydı ama almayacağını içten içe biliyorduk. Yani J. Edgar da pek ala pek çok adaylık elde edebilir lakin ben Leonardo DiCaprio’nun bile Oscar şansı olduğunu düşünmüyorum artık. Jean Dujardin ve Brad Pitt daha ön plana çıkacakmış gibi geliyor. Fincher için ise herşey olabilir. Şaşırabiliriz de, üzülebiliriz de….

      Yanıt
  11. Muhammed Ali

    Benim de inancım azaldı kazanacağına dair.Ama en azından Gary Oldman alsın..Fincher ya adaylıklara boğulacak ya da Never Let Me Go gibi hiç çekilmemiş sayacaklar…Ben hala da optimistiğim.. 🙂

    Bu arada The Artist için ne düşünüyorsun bunu gerçekten merak ediyorum.Ben fragmanı izlediğimden beri kocaman bir önyargı takındım kendime..

    Yanıt
    1. umurtas

      The Artist’i Filmekimi’nde izlemeye gideceğim. O yüzden şimdilik yorum yapmak istemiyorum. Ama önyargılı değilim aksine meraklıyım. Wings’den 83 yıl sonra şayet hak ediyorsa bir sessiz filmin ödül alması hoş olabilir. Tabi izlemeden de pek yorum yapmak istemiyorum. Belki de nefret ederim, belli mi olur? Yalnız senin gibi fragmanından dolayı bir önyargım da mevcut değil. Bence Extremely Loud and Incredibly Close fragmanı sebebiyle önyargılı davranılması gereken film. Oldukça ucuz duruyor

      Yanıt
  12. Muhammed Ali

    Bir de My Week with Marilyn var..Hiç şansının olmadığını düşünüyordum.Zaten Michelle Williams dışında hiçbir tahmin yapılmıyordu.Bir de Kennath Branagh.Ancak fragmandan sonra 180 derece döndüm.Hem filme merakım fazlasıyla arttı hem de şansının arttığın düşünüyorum.Bence tam akademiye göre bir film.Bence beklenmedik bir patlama olabilir..

    Yanıt
  13. Muhammed Ali

    13 Ekimdeki güncellemenizi yeni gördüm.O yüzden yeni soruyorum sorularımı
    1-My Week with Marilyn’in hiç mi şansı yok?..Fragman beni bitirdi.
    2-Hugo’nun bu atağının sebebi nedir?
    3-The Help çok abartılmıyor mu?Henüz izlemedim ama The Kids Are All Right ayarında bir şey gibi gözüküyor..Özellikle Viola Davis’in onca isim varken zirvede olması sinirimi bozdu..Ki fragmana baktığımda Emma Stone daha ön planda gözüküyor..Yardımcıda gösterilse ya Davis..
    4-Yardımcı Kadın oyuncu olarak Cate Blanchett desem 😀 Hiç bir yerde adı geçmiyor ama listedeki isimlerden hiç de geri kalır yanı yok bence..Aday olmasını isterdim..
    5-Harry Potter’ın olabilecek her dalda aday gösterileceğini düşünen biri olarak ses kategorisinde niye yer vermediniz merak ettim..(Bu arada izlediniz mi son filmi.?İzlediyseniz bir eleştiri yayınlasanız..)
    6-Shame – Orjinal Senaryo adaylığı..Akademiye çok mu sert gelir..

    Yanıt
  14. umurtas

    1- My Week with Marilyn duyduğum kadarıyla Michelle Williams’ın performansı haricinde pek birşey vaat etmiyormuş. Hatta Michelle’in doğru Marilyn olmadığını düşünen insanlar mevcut.
    2 – Hugo’nun NYFF’de gösterimi yapıldı. Scorsese’nin en iyi işlerinden biri olduğu ve 3D’nin bugüne kadar daha iyi kullanılmadığı söyleniyor.
    3 – The Help, The Kids Are All Right ayarında değil aslına bakarsan. The Help daha çok The Secret Life of Bees kıvamında. Beğenilmesi ise filmin samimi bulunmasıyla alakalı. Yalnız Viola Davis konusunda sana katılmıyorum. Davis’in inanılmaz performanslarla dolu bir kariyeri var. Doubt’taki filme kısa da olsa damgasını vuran sahnesini unutamıyorum. Ve aslında yardımcı kadın oyuncu dalında pazarlanma olasılığı mevcut. Lakin söylenenlere göre filmde başrollerden biriymiş.
    4 – Cate Blanchett hangi filmle aday olacak? Hanna mı? Mümkünatı yok.
    5 – Harry Potter’ın son filmini hala izlemedim. Gösterimdeyken burada değildim kaçırdım. Şimdi de görüntü olarak kaliteli bir versiyonunun çıkmasını bekliyorum.
    6 – Eğer Shame, Fassbender haricinde bir adaylık alırsa Akademi kendini aşmış olur, buna emin olabilirsin.

    Yanıt
  15. Muhammed Ali

    -Erkek oyuncu kategorisinde Michael Fassbender mutlaka bir adaylık alacak.Buna fazlasıyla inanıyorum.Henüz net değil ancak özellikle eleştirmen ödüllerinin etkisiyle son anda girecek gibi geliyor listeye.Yalnız bu sene ne kalabalık bu kategori ya..Kim dışarda kalsa üzülüyorum.En çok da Ralph Fiennes’a..Yine şansı yok
    -Brad Pitt yardımcıda ödülü alabilir..Ne Plummmer ne Brooks ne de Branagh da o iddiayı göremiyorum..
    -Şu an en çok merak ettiği Dragon Tattoo..Social Net. gibi harika bişey mi olacak yoksa başarılı bir kitap uyarlaması mı..Eğer TSN gibi olursa Fincher adaylık alabilir bence..
    Bir de hangi filmler orjinal ve uyarlama senaryo olarak değerlendirilecek ? uzun bir liste nereden bulabilirim..

    Yanıt
  16. yaxley

    The Help’i hala daha yükseklerde tutuyorsun ancak ben aday olabileceğini hala daha düşünmüyorum.Neden? Malum olduğu üzere aday olabilmesi için 300 civarı oy alması gerekiyor.Ve ben bırak 300’ü 50 üyenin bile The Help gibi bir filmi bu kargaşada 1. sıraya koyacaklarını zannetmiyorum.The Tree of Life aday olabilir çünkü beğenenler fanatik derecede aşık oluyor.Aynı şekilde Drive ve Shame’in bile şansı var.Hatta Fincher cılar sayesinde Dragon Tattoo da ucundan aday olabilir ancak The Help’i 1. sıraya koyacak kadar iyi gören ya da fanatik şekilde seven akademi üyesinin 300’den fazla olacağını benim mantığım almıyor.Ve şiddetle aday olamayacağına inanıyorum.Sen ne düşünüyorsun bilmiyorum ama bence birçok kişi The Help konusunda yanılıyor..

    Yanıt
  17. Geri İzleme: 11 Ay Sonra | Oscar Boy

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir