L’illusionniste

L’illusionniste

Bu yıl her zamankinden daha fazla animasyon izleyerek konuya ve türe hakim bir sene geçirdim. Toy Story 3 ve How to Train Your Dragon aralarında en iyileriydi. Megamind seslendirme kadrosu sayesinde gönüllerimizi çaldı. Despicable Me klasikti ama komedi açısından başarılı sayılırdı. Çoğu izleyici belki yüz çevirdi, lakin bana göre geçtiğimiz yılın en iyi animasyonlarından biri de Legend of the Guardians idi. Zack Snyder‘ın bakış açısı ve animasyona kattığı o karanlık stil açıkçası beni cezbetti. İzlerken fazlasıyla zevk aldığım bir film oldu. Belki temelinde senaryo açısından klişe öğeler barındırıyordu diyebiliriz, buna ben de katılıyorum. Yine de genel olarak beğenip, izlerken zevk aldığım bir animasyon oldu. Bundan önceki senelerde ise Up, Fantastic Mr Fox, Wall-E gibi pek çok başarılı animasyon izlemiştik Oscar yarışında. Hepsinin kendine has özellikleri vardı ve hepsi de unutulmaz olmayı başardı. Neyse. Konuyu biraz fazla dağıttım. En iyisi toparlamak… Bu yılın 3 Oscar adayı animasyonundan biri de L’illusionniste, İngilizce adıyla The Illusionist idi. Ben izleme şansını daha yeni elde ettiğim için Oscar Boy Ödülleri’nde ne yazıkki The Illusionist‘e yer veremedim. Ama fark etmez. Geçtiğimiz senede A Single Man ve The Last Station‘ı çok sonra izlemiştim zaten. Peki ben The Illusionist‘den herkes kadar etkilendim mi? İşte orası biraz karışık…

The Illusionist, Sylvain Chomet‘nin The Triplets of Belleville‘den sonraki ilk uzun metrajlı animasyonu. Ben Belleville‘i izlemedim ama The Ilusionist için söyleyebileceğim şey alıştığımız stüdyo tipi animasyonlardan farklı olduğu. Yüzler, renkler, şekiller… Hiçbiri net değil. Filmin kendi içerisinde bir şiirselliği var. Herşey suluboyayla yapılıp seyirciye sunulmuş izlenimi veriyor. İzlerken hemen gerçekçiliği, hem de o masalsı havayı benimsiyorsunuz. Chomet dördüncü Oscar adaylığını boşuna almamış bana kalırsa. Ama tabi bana göre yine de yılın en iyi 3 animasyonu listesine girmesinin pek mümkünatı yok.

Aynı zamanda senaryoyu beyazperdeye uyarlayan Chomet seyirciye çok da gizli mesajlar veren bir film icra etmemiş. Ya da suratınıza suratınıza da vurmuyor. Ne Toy Story 3 gibi bir büyüme hikayesi var, ne de Up gibi hayallerini gerçekleştirme mevzusu. The Illusionist kesinlikle kadir kıymet bilmeyen, her gördüğünü isteyen bir kızın ve o kıza neden merhamet ettiğini bir türlü anlayamadığım bir ihtiyarın hikayesi. Şimdi burada eğri oturup, doğru konuşalım. The Illusionist‘deki Alice karakterine sevmek hakikaten mümkün değil. İlüzyonistin iliğini kemiğini kuruttuğu yetmiyormuş gibi sonunda da verdiği değer net bir şekilde belli ediyor. Burada bunlara mı takıldın diye düşünebilirsiniz tabi de ben The Illusionist‘in çok iç açıcı bir animasyon olduğunu düşünmüyorum. Ya ben almam gereken mesajı alamadım ya da film gerçekten bunları anlatıyordu.

Evet, farklı bir filmdi. Özellikle şehirler çok güzel tasvir edilmişti. İnsan İskoçya’ya anime haliyle bile hayran kalıyor. Ama bu kadar. Daha fazlası yok. Zayıf bir senaryo, zayıf bir film. Benim için 2010’un en iyileri arasında yer alması mümkün değil. Despicable Me ya da Legend of the Guardians görseydim adaylar arasında daha mutlu olurdum.

[B-]

Oscar Karnesi
En İyi Animasyon

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College’a başladı. Şimdi de University College London’da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir