In a Better World

In a Better World

Oscar sonrası günlerimi tören öncesinde izleme imkanı bulamadığım adaylara ayırdığımı daha önce söylemiştim. The Illusionist, Tron: Legacy gibi filmlerle başlayan yolculuğumuz yabancı film dalındaki adaylarla devam edecek. Henüz hala Incendies‘ı izlemedim ama. Biutiful‘dan sonra sırasıyla In a Better World, Outside the Law ve Dogtooth‘u izledim. İsterseniz önce bir giriş yapalım. Alejandro Gonzalez Inarritu‘nun son filmi Biutiful hakkında zaten konuşmuştuk. Genelin aksine filmi fazlasıyla beğendimi de belirtmiştim. Hatta yılın en iyi 10 filmi arasında Biutiful‘un adını da saymıştım. Herkes bu adaylığı bekliyordu. Akademi genelde yabancı film kategorisinde şaşırtmayı seviyor ama Biutiful‘un adaylığı konusunda iyi ki bizi fazla şaşırtmadılar. Yalnız aday olmasına rağmen ödülü almayacağını biliyorduk. Dedim ya, şaşırtmayı seviyorlar. Genelde popüler olanı değil gerçekten sevdikleri adaya veriyorlar ödülü. O yüzden Altın Küre sonrası Danimarka yapımı In a Better World‘ün sevgiyle karşılanacağını biliyorduk. Gerçi Kanada’nın adayı Incendies‘in daha kuvvetli bir film olduğu söyleniyor ama Oscar çoktan Danimarka’ya gitti bile. Geriye kalan adaylardan ise Cezayir’in filmi Outside the Law biraz göstermelikti. Çok aday adayını izlemedim yabancı film dalında lakin Outside the Law‘ı izledikten sonra bu derece klişe bir filmin Oscar adayı olmasına şaşıyorum. Yunanistan’ın Dogtooth‘u ise şaşırtan adaylardandı, ki benim kesinlikle favorim. İlerleyen günlerde hem Cezayir’in hem de Yunanistan’ın adaylarından bahsedeceğim zaten, o zaman uzun uzun anlatırım. Yalnız şimdi konumuz 2010 yılının En İyi Yabancı Film’i seçilen In a Better World, orijinal adıyla Hævnen.

Filmin yönetmeni Susanne Bier zaten Hollywood’da tanınan bir isim. 2004 yılında çektiği Brothers adlı film geçtiğimiz sene Tobey Maguire, Jake Gyllenhaal ve Natalie Portman‘dan oluşan Hollywood uyarlamasıyla karşımıza çıkmıştı. Gerçi o filmi Jim Sheridan yönetmişti ama senaryo Bier ve Anders Thomas Jensen‘ın ellerinden çıkmaydı. Derken After the Wedding geldi. Bundan sadece 4 sene evvel Bier‘ın yönetmenlik yaptığı bir başka film yine yabancı film kategorisinde Oscar’a aday oldu. After the Wedding‘in o sene The Lives of Others ve Pan’s Labyrinth gibi iki güçlü rakibinin arasından sıyrılması beklenmiyordu ama bu Susanne Bier‘ın Hollywood vizesi almasına yetti de arttı bile. Halle Berry ve Benicio Del Toro‘nun başrollerini üstlendiği Things We Lost in the Fire beklenenin üzerinde bir ilgi gördü. In a Better World, Susanne Bier‘ın 4 sene evvel çektiği Things We Lost in the Fire‘dan sonra gelen ilk filmi. İnanılmaz derecede insancıl, etkileyici ve sade konusuna rağmen seyirciyi içine çekmeyi bilen bir film.

Senaryoyu kaleme alan Anders Thomas Jensen bundan evvel 3 kere kısa film kategorisinde Oscar’a aday olmuş ve 99 yılında bu ödülü almış bir isim. Geçtiğimiz senenin En İyi Kısa Film ödülünü alan The New Tenants‘ın senaristi aynı zamanda. Kariyerine şöyle bir baktığınızda yakın zamandan The Duchess gibi bir örnek de görmek mümkün. In a Better World ise zannediyorum bugüne kadar yazdıkları arasında en yalın olanı. Merkezini çocukları koyması sebebiyle masumiyetin kayboluşu gibi sıradan kalıplara sokulabilecekken daha çok doğruyu ve yanlışı sorgulatan bir film. Anlık kararlar, pişmanlıklar, kızgınlıklar… Baştan sona kadar, en ince ayrıntısında bile karakterlerin içimizden insanlar olduğunu anlatıyor. İnsanların acizliğini şiddetle kapatmaya çalışıp kabadayılıkla egolarını tatmin etmeye çalışmasından tutun da arkadaşını kaybetmemek için herşeyi görmezden gelerek bile bile yanlış adım atan bir çocuğun seçimlerine kadar herşey ama herşey var bu filmde.

Oyunculuklar A sınıfı! Özellikle ilk oyunculuk denemeleriyle karşımızda olan Markus Rygaard ve William Jøhnk Nielsen inanılmaz derecede başarılı. Anton karakterini canlandıran Mikael Persbrandt ise yetişkin oyuncular arasında en göze çarpanı. Eşini canlandıran Trine Dyrholm da aynı şekilde filmin dikkat çeken oyuncularından bir diğeri. Zaten filmin içerisinde göze çarpan, beğenilmeyecek bir oyunculuk görmek mümkün değil. Danimarka’nın tanınmış oyuncularından Ulrich Thomsen‘ı da eklemek de yarar var.

In a Better World‘ün puanını biraz kıstım. Sebebine gelirsek… Tüm o doğal duyguların yanı sıra filmde bitmek bilmeyen bir sadelik söz konusu. Bir süre sonra hikayenin nerede sonlanacağını sorgulamaya başlıyorsunuz. Belki gereğinden fazla uzun, belki de herşey olması gerektiği değil gibi diye düşünülebilir, bilemiyorum. Nasıl açıklanacağını tam olarak bulamasam da filmi beğenmeme rağmen kazandığı Oscar’ı pek de desteklemiyorum. Ben olsaydım Biutiful ya da Dogtooth‘u seçerdim. Peki bu In a Better World‘ü izlemenize engel mi? Asla. Sadece bundan önceki 2 yılla karşılaştırdığımda In a Better World‘ü istediğim yerde göremiyorum.

[B+]

Oscar Karnesi
Yabancı Dilde En İyi Film

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir