Driving Miss Daisy

Driving Miss Daisy

Twitter’da beni takip edenler gayet iyi biliyor, hergün 83 yıllık Oscar tarihinde En İyi Film seçilmiş yapımların kaçını arşivime eklediğimi düzenli olarak tweetliyorum. Artık 53’e kadar ulaştığım için bu iş iyice zevk vermeye başladı. İzledikçe de ayrıca ne kadar iyi klasikler kaçırdığımı çok çok iyi fark ediyorum. Tabi arada beğenemediklerim de mevcut. Mesela The Sound of Music ve Schindler’s List‘i bugüne kadar izlemediğim için kendimi kahrederken Forrest Gump, Midnight Cowboy ve My Fair Lady‘yi izleyince de resmen hayal kırıklığına uğradım. Kötü oldukları için değil elbette. Beklediğim kadar iyi olmadıkları için… Şimdi rotamızı 80ler’in son yıllarına çeviriyoruz. En İyi Yönetmen adaylığı dahi olmamasına rağmen En İyi Film ödülü kazanan 1989 yapımı Driving Miss Daisy‘ye…

Yaşlı ve huysuz Bayan Daisy’nin oğlunun artık yaşı sebebiyle annesine Afro-Amerikan bir şöşfr tutmasıyla başlıyor film. 100 dakika boyunca da gittikçe gelişen o dostluğu izliyorsunuz. O dönemdeki sorunlara da ufak dokunuşları var tabi filmin. Mesela hem Yahudi düşmanlığından bahsedilmiş, hem de siyahilere karşı olan tavırdan. Belki filmin ana konusu içerisinde olmasa da iki mevzu da hikayede önemli noktalar içeriyor.

Alfred Uhry‘nin kendi yazdığı oyundan, yine kendi tarafından beyazperdeye uyarlanmış Driving Miss Daisy. Zamanla özellikle Türk televizyonlarında vazgeçilmez bir klasiğe dönüşmüş olsa da belki şimdi çekilse burun çevireceğimiz bir iş. Yalan söylemenin alemi yok. Aynısını Forrest Gump için de söylemiştim. Hatta her ne kadar çok beğenmiş olsam da Kramer vs. Kramer‘ın da şimdi çekilmiş olsa o kadar ilgi göreceğini düşünmüyorum. Belki yine izleyeni bol olur ama bu kadar ödül alabirler mi meçhul. Uhry‘nin aynı zamanda bu materyaliyle Pulitzer Ödülü aldığını belirtmekte de yarar var.

Filmin yönetmeni Bruce Beresford ise bana kalırsa çok bahtsız bir adam. Tom Hooper‘ın artık Oscarlı bir yönetmen olduğunu düşünürsek Beresford‘un ödül almaktan geçtim, en azından aday olmasını beklerdim. O sene Woody Allen, Peter Weir, Kenneth Branagh, Jim Sheridan ve Oliver Stone gibi birbirinden başarılı isimlerin aday olduğunu düşünürsek Beresford‘un kendisine ilk 5’de yer bulamamasına şaşmamak gerek. Tabi En İyi Film ödülünü alan bir yapımın yönetmen kategorisinde adaylığı olduğunu görmemek ilginç. İnsan ister istemez “The King’s Speech-Tom Hooper” örneğini düşünüyor. Sırf filmi beğendikleri için Fincher‘ın hakkı yendi sonuçta. Benim tercihim Darren Aronofsky idi gerçi de oraya artık hiç girmiyorum. Tabi Beresford‘un bu filmde yönetmen olarak ağırlığını hissettirdiği tek bir sahne bile yok. The Blind Side‘ın yönetmeninin Oscar’a aday olması kadar absürd bir durum bence. Yalnız Beresford‘un geçmişinde Tender Mercies filmiyle bir yönetmen adaylığı mevcut, onu da ekleyelim.

Tüm bu sıradanlığın yanında Driving Miss Daisy‘de takdiri hak eden iki önemli performans var. Birincisi Jessica Tandy‘ninki elbette. Neredeyse 81 yaşında iken bu ödülü alarak ayrıca bir rekora imza attı. Hala bugüne kadar ödülü kazanan en yaşlı oyuncu ünvanını korumakta, hem de dört kategoride birden. Tandy‘nin bu ödülü almasına şaşırmamak gerek. Driving Miss Daisy‘deki performansı o kadar kuvvetli ki belki de filmi bu kadar ünlü yapan şey bu. Morgan Freeman da her ne kadar benim pek sevmediğim aktörler arasında yer alsa da Oscar’a aday olan performansına kötü bir eleştiri getiremeyeceğim. Dan Aykroyd için ise aynı şeyleri söyleyemem. Hatta aday olduğunu daha sonradan öğrendiğim için epey şaşırdım. Bana kalırsa Driving Miss Daisy‘de ortalama bir iş çıkarmış Aykroyd. Şu an televizyondaki herhangi bir iyi uyarlamada da bu tür bir oyunculuk görebilirsiniz. O kadar da sıradışı birşey yok. Ayrıca televizyondan tanıdığımız Patti LuPone ve Idella rolüyle kısa ama etkili bir iş çıkaran Esther Rolle, Oscar’lı klasikten göze çarpan diğer isimler.

Peki 9 dalda Oscar’a aday olup 4’ünde heykelciği evine götüren Driving Miss Daisy için son sözüm ne? İyi olabilir ama sadece 80’li yıllar için. Casablanca‘da o yıllara göre düşünün demiştim hatırlarsanız. Ama Casablanca bir klasik. Her cümlesi kült olmuş eşsiz bir yapım. Yani ister 1980ler’e göre, ister 1880ler’e göre düşüneyim Driving Miss Daisy fikrimi değiştiremez. Ortalamanın üzerinde bir film olduğuna katılsam da En İyi Film seçilmesine şaşırdığım bir yapım. 83 yılın en iyilerini izledikten sonra özellikle 1989’a geri dönüp diğer yapımları da izlemeye çalışacağım.

[B+]

Oscar Karnesi
*En İyi Film
*En İyi Kadın Oyuncu (Jessica Tandy)
En İyi Erkek Oyuncu (Morgan Freeman)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Dan Aykroyd)
*En İyi Uyarlama Senaryo
En İyi Kurgu
En İyi Sanat Yönetimi
En İyi Kostüm Tasarımı
*En İyi Makyaj

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

1 Yorum

  1. metin

    Jesica Tandy o sene ödülü biraz da Michelle Pfeiffer’ın elinden kapmıştı. Michelle Pfeiffer’in “The Fabolous Baker Boys” filmindeki performansı çok çok iyiydi ama Jesica Tandy, yaşlı ve sempatikti. Evet Tandy harika bir oyuncudur (ki “Fried Green Tomatoes”u veya “Nobody’s Fool”u izleyince daha da hayran oluyor insan ona) ama Pfeiffer’in hakkı feci halde yendi o sene. Bir de “Midnight Cowboy” eleştirisi üzdü beni. Bence tüm bir Oscar tarihinin Casablanca, All About Eve ve One Flew Over the Cuckoo’s Nest ile en haklı en iyi film ödülüne sahip, Midnight Cowboy.

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir