Schindler’s List

Schindler’s List

83 yılın en iyilerini izleyip yorumlamaya devam ediyorum… Artık filmleri arşivleme kısmım da bittiği ve 83 filme de ulaştığım için yorumlarım daha da hızlanacak. Sadece okuldaki yoğunluğun bitmesine kaldı günde 3, hatta 4 film izleme programlarım. Az evvel vizelerin arasında bir nefes alıp Shakespeare in Love‘ı izledim. Daha önce de izlemiştim ama tazelemekte yarar görüyorum. Daha önce The Sound of Music, Casablanca, Amadeus, Terms of Endearment, The Hurt Locker, Forrest Gump, Driving Miss Daisy, The King’s Speech, Rain Man ve My Fair Lady ile süregelmekte olan yazı dizimiz bir Spielberg klasiği, Schindler’s List ile devam ediyor.

Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi En İyi Film ödüllü yapımları izlemek özellikle ne kadar başarılı olduğunu bildiğim, lakin kariyerinin zirvelerindeki işlerini izlemediğim insanlar konusunda bana çok yardımcı oluyor. Bu konuda birkaç yorum aldım hem Twitter’dan, hem de buradan. Birazcık şaşkınlık söz konusu. Spielberg filmlerinden Schindler’s List ve Saving Private Ryan‘ı izlememiş oluşuma, Ingrid Bergman‘ı izlediğim ilk filmin Casablanca oluşuna… Çok da haksız olduğunuzu iddia edemeyeceğim. Lakin bu durumun tek açıklaması yaşımın sanıldığı kadar büyük olmamasıyla alakalı. Benim çocukluğuma denk gelen çoğu klasiği henüz izleme şansı buluyorum. 15-16 yaşlarında izleyip anlayamadığım filmleri ancak şimdi değerlendirebiliyorum ki hemen açıklayayım 20 yaşındayım. O yüzden Schindler’s List‘i daha önce izlememiş olmama şaşırmayın. Geç olsun güç olmasın deyip konuyu bağlamak istiyorum.

Schindler’s List, Thomas Keneally‘nin kitabından Steven Zaillian tarafından senaryo haline getirilmiş. İkinci Dünya Savaşı sırasında Polonya’da Yahudileri Nazilerden korumak için onlara iş veren Oscar Schindler adında bir adamın gerçek öyküsü anlatılıyor. O kadar tüyler ürpertici gerçeklerle yüz yüze kalıyorsunuz ki özellikle film finale yaklaştıkça hepsi suratınıza soğuk su gibi çarpıyor. Mission: Impossible, Hannibal, Gangs of New York, American Gangster gibi ünlü işlerini bildiğimiz Zaillian senaryoyu yazarken tarafsız kalmak gibi bir zahmete katlanmamış. Ve ne ilginçtir ki Outside the Law‘da beni delice rahatsız eden o taraflılık Schindler’s List‘de gözüme bile çarpmadı. Ama bunun tek sebebi büyük usta Steven Spielberg zannediyorum.

Steven Spielberg tüm dünya tarafından bilinen, belki de en ünlü yönetmen. Hatta “belki” kısmını atıp en ünlü yönetmen olduğunu söyleyebiliriz. Kariyeri başyapıtlarla dolu. Benim bugüne kadar en büyük sıkıntım Spielberg‘ü Spielberg yapan filmleri izleyememiş olmamdı. Düşünsenize Munich, War of the Worlds, Catch Me If You Can, A.I. ve Hook‘u izledim ama ne Saving Private Ryan, ne Schindler’s List ne de E.T.‘yi izlemiştim. Schindler’s List ile başlayarak şimdi bu düzeni bozmaya çalışıyorum. Peki ne söyleyebilirim? “Spielberg” boşuna olmamış demek en doğrusu zannediyorum. Bu geç bir farkındalık oldu ne yazık ki. Ama Schindler’s List ile bir filmin mükemmel olabileceğine kanaat getirdim. Bugüne kadar izlediğim Oscarlı filmler içerisinde de şimdilik ilk 5’te. Onu yerinden edecek birşeyle karşılaşır mıyım şüpheli.

Kadrodan üç ismin adını anacak olsam da filmin ciddi anlamda bir cast başarısı mevcut. Eğer bu denli başarılı oyunculuklar bir araya getirilmeseydi belki de bu kadar iyi bir film olamazdı. Filmdeki çocuk oyuncuların gözlerinde bile o çaresizliği görmek mümkün. Liam Neeson ve Ralph Fiennes bu filmdeki rolleriyle Oscar’a aday olmuşlar. Neeson özellikle son sahnedeki performansıyla gözyaşlarımızın sele dönüşmesine sebep oluyor. Ralph Fiennes ise bana kalırsa oynadığı her rolle Oscar alması gereken oyunculardan. Ona olan hayranlığım kelimelerle ifade edilemez. Hala Oscar’ı olmaması büyük bir ayıp. Schindler’s List‘deki Amon Goeth performansı kelimelerle ifade edilemeyecek kadar iyi. Umuyorum bir gün o da hatırlanacak. Bir de benim bu filmde rol aldığını ancak filmi izlerken öğrendiğim Ben Kingsley var ki o da varlığı bile yeter dediğimiz oyunculardan. Oturup yorumlamaya ihtiyaç duymuyorum. Neredeyse 70 yaşında olmasına rağmen kendi jenerasyonundaki diğer büyük aktörler gibi saçma sapan komedilerde yer almayarak çizgisini korumaya devam ediyor. The Love Guru‘yu saymazsak tabi…

Schindler’s List siyah-beyaz görüntüleriyle, eşsiz müzikleriyle, Steven Spielberg‘in usta kamerasıyla ve parmak ısırtan performanslarıyla belki de 90’lı yılların en iyi filmi. Ki sinema listelerinde de genelde tüm zamanların en iyi 10’u içerisinde olmayı başaran çok özel bir film. Benim gibi izlememe gafletine düşenlere çok şey kaçırdıklarını söylemek isterim.

[A+]

Oscar Karnesi
*En İyi Film
*En İyi Yönetmen
En İyi Erkek Oyuncu (Liam Neeson)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Ralph Fiennes)
*En İyi Uyarlama Senaryo
*En İyi Görüntü Yönetimi
*En İyi Kurgu
*En İyi Sanat Yönetimi
En İyi Kostüm Tasarımı
En İyi Ses Miksajı
En İyi Makyaj
*En İyi Özgün Müzik

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

1 Yorum

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir