Boys Don’t Cry

Boys Don’t Cry

Bu sayfalarda bazı oyuncular için o kadar çok yakındım ki artık ben yazmaktan, siz de okumaktan sıkıldınız. Artık hepimiz Hilary Swank‘i sevmediğimi biliyorsunuzdur. Bir de sevmiyor oluşuma rağmen 2 Oscar’ı olması beni iyice deli ediyor. Böyle sevmememe rağmen Oscar’ı olan oyuncular çok aslında… Halle Berry, Melissa Leo, Denzel Washington… Burada iyi oyuncu herşeye rağmen objektifliğinden çıkıyorum çünkü bu isimler hakkındaki hislerim tüm objektifliğimi alt üst ediyor. Ki zaten objektif olmak gibi bir misyonum da yok. Gayet sübjektif bir blog burası. Neyse… Hilary Swank için yüzlerce kötü performansdan bahsedilebilir bence. Amelia, P.S. I Love You, Freedwom Writers aklıma ilk gelenler. Ama kadın hayatında sadece iki filmde, onlar da Million Dollar Baby ve Boys Don’t Cry, iyi oynayıp ödülleri toplamış. Peki hak etmiş, etmemiş mi işte onu konuşmaya şimdi başlayacağım.

Boys Don’t Cry bir lezbiyeni anlatıyor diyebiliriz. Kendini erkek gibi hisseden ama kadın doğan biri de diyebiliriz. Hilary Swank‘in canlandırdığı Brandon Teena aynı zamanda gerçek bir öykü. 99 yılı için düşünürsek oldukça cesur sayılır. Sonuçta American Beauty zamanında “sapık” diye yorumlanmış bir film. Şimdi ne Antichrist‘ler, ne Dogtooth‘lar izlemekteyiz… O yüzden böylesi kimilerinin deyimiyle “sapık” gelmiyor. Bana biraz Transamerica‘yı hatırlattı. Toplumun Brandon’a karşı olan tepkisi, o geri kafalı homofobik tavırlar. Bu da ayrıca tartışılması gereken birşey aslında. Özellikle bu işi dine karıştırıp yaratılışla ilgili ağır ithamlarda bulunanlar var. O da ayrıca bir saçmalık. Tabi onlara burada girmeyeceğim, hemen susuyorum.

Filmin senaryosu Kimberly Peirce ve Andy Bienen tarafından kaleme alınmış. İkisi de o zamanlar bu işi ilk kez yapan insanlar. Hatta Bienen‘ın beyazperdedeki ilk ve son çalışması. Peirce ise sonrasında Stop-Loss ile karşımıza çıkmıştı. Boys Don’t Cry‘da bizlere sundukları materyal oldukça etkileyici. Bence filmi izleyen bir homofobiğin bile etkilenebileceği acı bir hikaye mevcut. Tabi özellikle filmin belirli bir kısmında hakimiyetini sürdüren durgunluk insanı deli ediyor ama bir şans vermekte yarar var.

Filmin senaryosunu kaleme alan Peirce aynı zamanda Boys Don’t Cry‘ı yöneten isim. Bu filmden 13 yıl sonra Stop-Loss ile yönetmenliğini izleme şansı bulmuştuk. Ama şimdi Stop-Loss‘ın ne derece kötü bir film olduğundan bahsedecek değilim. Yalnız Boys Don’t Cry‘ı izleyince iki film arasında ufak benzerlikler gördüm. Küçük şeyler olsa da Peirce‘in taşralı Amerikalılar konusunda takıntılı olduğu kesin. Hep bu tür hikayeler üzerine çalışıyor.

Hilary Swank‘in Oscarlık performansı hakikaten iyi, bunu inkar etmeyeceğim. Tabi hala en azından bir ödülünün Annette Bening‘e gitmiş olmasını istemeye devam ediyorum. Ama bu kesinlikle Boys Don’t Cry-American Beauty eşleşmesi için değil, Million Dollar Baby-Being Julia eşleşmesi için. O seneki diğer adayları izlememiş olsam da Swank‘in Boys Don’t Cry‘da çıkardığı iş harikulade. Transamerica‘daki Felicity Huffman performansının ödüllendirilmemiş olması da ayrı bir hikaye ya ona da ilerleyen zamanlarda değinirim. Swank haricinde Chloe Sevigny de oldukça iyi bir iş çıkarmış. Yalnız Sevigny o çok sevilen aktrislerden olmayı başaramadı hiçbir zaman. Kadınla alakalı itici birşey var çözemediğim ve bu da kendisini tam olarak sevmemizi engelliyor. Ve benim favori aktörlerimden Peter Sarsgaard‘ın 20’li yaşlarının sonlarındaki o sevimli hallerini görmek de ayrı bir zevkliydi. Onu kötü adam olarak görmek bile beni mutlu ediyor.

Boys Don’t Cry kimileri için sevmesi zor olsa da iyi bir film, bunu inkar etmenin anlamı yok. Hilary Swank kesinlikle aldığı ödülün hakkını veren bir performans sergilemiş. Tabi Swank‘in bazen sırf Oscar’a aday olmak için film çektiği gerçeği (bkz. Conviction) değişmiyor.

[B]

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

1 Yorum

  1. CO

    kimi, kate wınslet gibi oscar heykelcigini alabilmek ya da aday olabilmek icin itinayla secim yapar. hatta hizini alamayip oturma odama bir tane de emmy(Mildred Pierce) koysam hic fena olmaz der.( bu isin matematigi yok diyenlere bkz kate winslet) bazilarida rachel weisz gibi bir “after the oscar” sendromu yasar oynadigi komedi komik degil(Fred Claus), korku filmi komik (The Fountain) dramiysa tek basina basrol oynama gazina gelinerek yapilmistir (Agora)…
    hilary swank ise ikisinin arasinda dengede durmaya calisan baska bir heykelcik meraklisi

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir