American Beauty

American Beauty

Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki Titanic benim için tüm zamanların en iyi filmlerinden biridir. Ve böylesine popüler bir filmi hayatımda izlediğim en iyi 5 film arasına koymaktan da hiç ama hiç çekinmiyorum. Çünkü Titanic bana sinema sevgisi aşılamış, bana sinemayı sevdirmiş bir filmdir. Ticari kaygısını bir kenara atın Kate Winslet ve Leonardo DiCaprio gibi iki önemli yeteneği dünyaya kazandırmış olması açısından da önemli. Tabi Kate‘i Heavenly Creatures, Leo‘yu Gilbert Grape ile tanımak isteyenleriniz olabilir. Ama kabul edin. İkisini de ünlü eden film Titanic oldu. James Cameron‘ın ne kadar iyi bir sinema adamı olduğu hakikaten tartışmaya açık. Avatar‘ın görselliği haricinde bize kattığı pek birşey olmadı ne yazık ki. Bunun için hepimiz yüksek puanlar vermiş olsak da görselliği çıkarıp geriye sadece senaryoyu bıraktığımızda elimizde kayda değer birşey kalmıyor. Peki ben konuyu nereye getirmeye çalışıyorum? Titanic benim Oscar adındaki o önemli ödülü keşfettiğim film. Eğer Akademi Titanic‘i bu kadar ödüllendirmemiş olsaydı belki şu an Oscar Boy adında bir site de olmayacaktı. 98-99 yılı gibi başlayan Oscar ve tabiki sinema aşkım beni bugünlere kadar getirdi. Yalnız o zamanlar için küçük olan yaşım Titanic‘den 1 sene sonra En İyi Film seçilen American Beauty‘yi izlememe engel olmuştu. Filmi izleyebilecek yaşta olanlar bana American Beauty‘nin “Tam bir Amerikan sapıklığı” olduğunu ve böylesine rezalet bir yapımın nasıl olup da En İyi Film ödülünü aldığını anlayamadıklarını söylemişlerdi. American Beauty‘nin vizyona girmesinden 12, En İyi Film ödülünü almasından 13 sene sonra sonunda ben de Sam Mendes‘ın olağanüstü banliyö yorumunu izleme şansı elde ettim. Ve rahatlıkla hayatım boyunca izlediğim en iyi 10 film arasında olduğunu söyleyebilirim.

American Beauty orta yaş bunalımında, Amerikan banliyösünde yaşayan, tek çocukla evli bir adamın yani Lester Burnham’ın hikayesini anlatıyor. Lester artık bir çıkmaza girdiğini düşündüğü hayatını hiç ummadığı bir anda tanıştığı kızının arkadaşı Angela sayesinde renklendiriyor. İşte tam da burada biz devreye giriyor ve Lester’ın acınası hayatının nasıl olup da bir anda anlamlandığını izliyoruz. Tabi iş bu kadar sınırlı değil. Mükemmeliyetçi bir eş, “sıradan” olmak istemeyen bir kız çocuğu, kesinlikle garip olarak tanımlandırılabilecek komşular da Lester’ın hikayesini izlerken bizlere eşlik ediyorlar.

Six Feet Under ve True Blood‘ın yaratıcısı, aynı zamanda yazarı olan Alan Ball beyazperdedeki bu ilk çalışmasında harikalar yaratmış. Sıradanlaşmaya karşı öyle güzel tepkiler var ki filmde bunları yaparken bas bas bağrınmadığı için ayrıca bir keyifli geliyor. Ball‘ın bu harikasının tüm zamanların en iyi senaryoları arasında yer almasına şaşmamalı. 2007 yılındaki Towelhead adlı filminde de aynısını denemişti aslında. Ama orada komedinin önüne geçen cinsellik filmin yorumuna gölge düşürmüştü. O yüzden istediği başarıyı elde edemedi. Ama American Beauty kesinlikle tıpkı Six Feet Under ve True Blood‘da yarattıkları gibi takdiri sonuna kadar hak eden bir iş olmuş.

O zamanlar daha tiyatrodan yeni çıkmış bir yönetmen olan Sam Mendes ise kariyerine çok sağlam bir başlangıç yapmış gördüğüm kadarıyla. Road to Perdition ve Revolutionary Road da çok çok iyi filmler olmasına rağmen ikisinin de American Beauty ile boy ölçüşemeyeceği su götürmez bir gerçek. Scorsese gibi zorla verilen bir Oscar değil de gerçekten hak ettiği anda verilen bir Oscar olmuş. Tabi Scorsese her işiyle Oscarlansa da olur ama ödüle geç kavuştuğunu düşünüyorum ben.

Tüm bu yönetmenlik ve senaryo başarılarının haricinde harika da bir ekip var filmde. Bu film sayesinde artık sevebileceğimi düşündüğüm Kevin Spacey var bir kere. Aldığı Oscar’ı sonuna kadar hak etmiş, harika bir performans. Nasıl yorumlayabilirim bilmiyorum ama eğer American Beauty‘deki Lester Burnham portresi ödüllendirilmemiş olsaydı Akademi tarihindeki en büyük haksızlıklardan birine şahit olmuş olurduk zannediyorum. Annette Bening de fazlasıyla başarılı. Lakin o sene Hilary Swank‘in rolünün daha gösterişli olduğu düşünülürse Bening‘in komedi soslu performansının görmezden gelinmesi çok doğal. Umuyorum bir gün Oscar’a kavuşacak. Hem de sırası geldiği için değil, hak ederek. Bu iki oyuncunun haricinde Thora Birch, Mena Suvari ve Wes Bentley‘den oluşan genç oyuncular da fazlasıyla başarılı. Bentley‘nin artık iyi filmler seçmeye gerçekten ihtiyacı var ama bunu nasıl başaracak bilmiyorum. Gelecek vaat eden bir aktörün böyle harcanması hoşuma gitmiyor. Mesela bu filmdeki Mena Suvari performansı da çok başarılı. Çok dikkate almadığımız bir aktris olsa da American Beauty‘de çıkardığı iş çok iyi. Allison Janney ve Chris Cooper‘ın garip komşular olarak filme kattıkları da yadsınamaz. Cooper‘ın aday olmaması ayrıca tartışılması gereken bir durum. Bilemiyorum. Filmdeki her oyuncuya paragraflar dolusu methiyeler dizesim geliyor aslında. Peter Gallagher‘dan tutun da Scott Bakula, Sam Robards, John Cho gibi televizyonlardan tanıdığımız isimler de mevcut. Tam bir yıldız karması…

American Beauty‘nin Thomas Newman imzalı müziklerini de hesaba katarsak karşımızda mükemmele yakın bir film duruyor. Hatta bana kalırsa mükemmel… Bunca zamandır izlemediğim için pişmanlık mı duysam yoksa tam vaktinde izlediğim için mutlu mu olsam bilemiyorum. Tek bildiğim bu filmi izlemeyenlerin derhal bir American Beauty kaydı edinip izlemeleri gerektiği.

[A+]

Oscar Karnesi
*En İyi Film
*En İyi Yönetmen
*En İyi Erkek Oyuncu (Kevin Spacey)
En İyi Kadın Oyuncu (Annette Bening)
*En İyi Özgün Senaryo
En İyi Kurgu
*En İyi Görüntü Yönetimi
En İyi Özgün Müzik

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir