Shakespeare in Love

Shakespeare in Love

Oscar tarihindeki en büyük hayal kırıklıklarından biri Shakespeare in Love çoğu eleştirmene göre. Hatta The King’s Speech de bu yolda emin adımlarla ilerlemekte. Ama Shakespeare in Love‘ın hakkını yediği isimler, filmler çok daha ünlü oldukları için işin ciddiyeti büyük. Mesela Saving Private Ryan yerine Shakespeare in Love‘ın En İyi Film seçilmesi. Ya da Cate Blanchett‘ın Elizabeth‘te yarattığı harikalara rağmen Gwyneth Paltrow‘un ödüllendirilmesi. The Truman Show‘un özgün senaryo dalında görmezden gelinmesi de var tabi. Bunların ne kadarına katılıp ne kadarına katılmadığımı yazının devamına saklıyorum. Yapılan seçimlerle ilgili genel yorumum ise hep aynı kalacak. Ben de bu sene The King’s Speech‘in en iyi olmayı hak ettiğini düşünmüyordum. Melissa Leo bana kalırsa dünyanın en antipatik aktrislerinden biri ve bu kadar abartılı bir rol ancak ödül almak için oynanabilirdi. Ama işte bunlar benim düşüncülerim. Onlar ise yaklaşık 6000 kişilik bir Akademi. Arkama yaslanıp zevkini çıkarmaya çalışmaktan başka birşey yok. Benim asla ödüllendirilmesini istemediğim bir film ödüllendirilse de sinirlenmek ya da orada burada haksızlıklar üzerine çağrılar yapmak komik. Çünkü zaten ödül sahibini bulmuş, olan olmuş. O yüzden Shakespeare in Love için de neden öyle, neden böyle sorgulamasına girmekten çok kısaca kendi fikirlerimi belirteceğim.

13 dalda Oscar’a aday olup 7 dalda ödülü kazanan Shakespeare in Love bana göre bugüne kadar gelmiş geçmiş en iyi şair ve yazar William Shakespeare’ın Romeo ve Juliet’i yaratış sürecinden bir kesit sunuyor bizlere. Senaryonun doğruluğu hakkında en ufak bir fikrim olmasa da anlatılış biçimi ve ortaya çıkan hikaye kesinlikle seyirlik. Kendi hayatıyla bağlantılar kurarak bu ünlü aşk hikayesini ortaya çıkarması fikri benim fazlasıyla hoşuma gitti. Filmi ilk izleyişim değil ama son izleyişimin üzerinden yıllar geçtiği için tazelemekte yarar gördüm. Ve iyi ki de izlemişim. Shakespeare in Love, Saving Private Ryan karşısında ödülü almayı ne kadar hak etti bilinmez ama kesinlikle çok keyifli ve çok güzel bir film.

Senaryoyu kaleme alan Marc Norman ve Tom Stoppard ikilisi oldukça başarılı. Evet, The Truman Show gibi bir filmin karşısında pek şansları olduğunu düşünmeyebilirinsiz. Lakin o kadar da kötü bir senaryo değil. Ödüllendirilmesine çok şaşırmadım çünkü ortada çok yaratıcı, çok romantik, çok keyifli bir iş var. The Truman Show bana kendi hayatımı sorgulatacak kadar iyi bir film olsa da Shakespeare’ın hikayesine olan sempatilerini çok da yadırgamamak lazım. Ki zaten Stoppard‘ın kariyeri Brazil, Empire of the Sun gibi başarılarla dolu. Bir tesadüfden ya da sadece sempati oyundan bahsedilemez.

Tabi yönetmen John Madden için çok parlak cümlelerim yok. Tom Hooper‘a da aynı tepkiyi vermiştim. Bana kalırsa dönem filmi yapıp da kendi çizgisini yakalayabilen yönetmen sayısı çok az. Burada ne Stephen Frears – Dangerous Liasions, ne Jane Campion – Bright Star, ne de Joe Wright – Pride and Prejudice başarısı var. İyi ki ödülü almamış Madden. Çünkü çok da özel birşey yok yönetmenlik adına. Bunu The King’s Speech için de yüzlerce kez tekrarlamıştım zannediyorum. Belki de en iyi film seçilmesini bundan istememişimdir.

Kadroda çok çok ünlü isimler mevcut. Sırayla gidersek… Bir kere Gwyneth Paltrow Oscarlık bir iş çıkarmamış. En az Sandra Bullock‘a The Blind Side ile Oscar verilmesi kadar absürd bir durum. Gwyneth Paltrow‘u çok sevdiğim kesin ama doğruya doğru, hiçbir zaman çok iyi bir oyuncu olmayı başaramadı. Joseph Fiennes her zaman keyifle izlediğim bir aktör olmuştur. Onun bu denli görmezden gelinmesini hala anlayabilmiş değilim. Bu sene Christian Bale ve Mark Ruffalo‘nun hak ettikleri değeri görmesinden sonra artık sıranın Joseph Fiennes ve Ewan McGregor gibi diğer çok başarılı aktörlerde olduğunu düşünmekteyim. Tabi önce ağabeyi Ralph Fiennes‘e bir Oscar vermek daha mantıklı. Neyse. Geoffrey Rush eskiden benim için antipatik, ama The King’s Speech sonrası iyice hoşuma gitmeye başlayan bir aktör oldu. Bu filmin en büyük eğlence faktörlerinden biri kendisi. Colin Firth her zamankinden farklı olarak sevemediğimiz bir rol üstlenmiş bu filmde. Biliyorsunuz onu sempatik adam olarak görmeye alışmıştık. Ben Shakespeare in Love‘da oynadığını dahi hatırlamıyordum. Tom Wilkinson yine keyifle izlediğim oyuncularından biri filmin. Afişe adını yazdıramamış olsa da kendisinin epeyce sahnesi mevcut. Bu filmle Oscar’a kavuşan Judi Dench için ise söyleyecek söz yok. Her sene Oscar verseler gıkımızı çıkarmayız. Bence yaşayan en iyi 10 oyuncu arasında kendisi. Her filmiyle bizi kendisine bir kere daha aşık ediyor. Ben Affleck filmin güzel süprizlerinden biri. İlginçtir Affleck‘in yer aldığı sahnelerden fazlaca keyif aldım. Ve son olarak bir de Imelda Staunton var ki Birleşik Krallık’ın bize bahşettiği bir başka efsane olarak takdiri hak ediyor.

Shakespeare in Love filmi için en doğru kelime “keyifli” bana kalırsa. Bir de kendinizi filmin ve dönemin büyüsüne kaptırırsanız Romeo ve Juliet’i ilk izleyen insanlarla derin düşüncelere bile dalabilirsiniz. Ben tamamen ana akım Hollywood sinemasının bir ürünü olduğu için, her ne kadar İngiltere ile ortak yapım olsa da, herkesin beğenebileceğini düşünmüyorum. Ama benim beğendiğim bir tarz ve dediğim gibi çok keyifli, romantik bir film. Tekrar izlenir mi? Evet. Önerir miyim? Kesinlikle evet! Aldığı Oscarların hepsini hak etti mi? İşte orası yorumsuz…

[A-]

Oscar Karnesi
*En İyi Film
En İyi Yönetmen
*En İyi Kadın Oyuncu (Gwyneth Paltrow)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Geoffrey Rush)
*En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Judi Dench)
*En İyi Özgün Senaryo
En İyi Kurgu
En İyi Görüntü Yönetimi
*En İyi Sanat Yönetimi
*En İyi Kostüm Tasarımı
En İyi Ses Miksajı
En İyi Makyaj
*En İyi Özgün Müzik – Müzikal ya da Komedi

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir