The Lost Weekend

The Lost Weekend

Daha önce One Flew Over the Cuckoo’s Nest yazımda uzunca bir süre 1960 öncesi filmlerle ilgili eleştiriler yazacağımı söylemiştim. O zaman serinin ilk halkasıyla başlayalım. İsterseniz söze özellikle 1930-1950 arasındaki filmlerde aşkların inandırıcılığın dışında olduğunu söyleyerek başlayalım. Bunun sebebi ise artık Hollywood tarafından içi boşaltılmış aşk kavramı zannediyorum. O kadar çok romantik hikaye izledik, öyle imkansız aşklara şahit olduk ki o dönemin filmlerini izleyince herşey fazla sıradan geliyor. Mesela o dönemdeki öpüşme sahnelerini bile acımasızca eleştiren insanlar var. Ne kadar haklı, ne kadar haksızdan çok sinemanın o dönem ancak bu kadar cesur olduğunu söylemek gerek. Sonuçta sinema dediğimiz şey de tıpkı hayatın her türlü detayında olduğu gibi zamanla gelişiyor. Yalnız şimdi bahsedeceğimiz film, yani 1945 yapımı The Lost Weekend söylediklerimin oldukça dışında.

Some Like It Hot, Sunset Blvd., The Apartment ve daha pek çok klasiğin yaratıcısı Billy Wilder, The Lost Weekend‘in yönetmenlik koltuğunda oturan isim. Daha çok kuvvetli hikayelerle kendine has bir espri anlayışı oluşturan Wilder, The Lost Weekend ile belki de kariyerinin en sıradışı filmine imza atmış. Çünkü genel çizgisinde herhangi bir yere konumlandıramadığımız bir film The Lost Weekend.

Wilder‘a ilk yönetmenlik Oscar’ını kazandıran The Lost Weekend alkolizm problemini sinemada işleyen belki de ilk film. O dönemlerde genelde keyif ya da keder için içen, o partiden bu partiye koşturan insanların elinde gördüğümüz alkol The Lost Weekend‘de insanın en büyük düşmanlarından biri olarak karşımıza çıkıyor. Charles R. Jackson‘ın romanından Charles Brackett ve bizzat Billy Wilder tarafından senaryolaştırılan film içerisinde o dönem için fazlasıyla aşırı sayılabilecek pek çok sahneye sahip. Ana karakter Don Birman’ın para bulmak umuduyla emanetçileri bir bir dolaşıp daha sonra Yahudi tatili olduğunu öğrenme sahnesi ve yine Don Birman’ın kendi evinin duvarında gördüğü halüsinasyonların olduğu kısım belki de The Lost Weekend‘in en kuvvetli dakikalarına ev sahipliği yapıyor. Hem yönetmenlik, hem de senaristlik açısından The Lost Weekend A sınıfı bir iş. En İyi Film ödülünü almasına hiçbir şekilde şaşırmadığımı söylemem gerek.

Çok tanınan bir aktör olmasa da Ray Milland‘ın Oscar aldığı Don Birnam performansı 1940’lı yıllar içerisinde, Clark Gable ve benzeri aktörlerin metotları düşünüldüğünde tam anlamıyla sıradışı. Belki fiziksel anlamda insanı filme bağlayan bir aktör olmasa da Milland yarattığı karakterin yaşadıklarına bizi sonuna kadar inandırıp, onunla beraber aynı ikilemleri hissetmemizi sağlıyor. Yine filmin pek yıldızlı olmayan kadrosundan Jane Wyman‘da pek alışık olmadığımız bir bağlılık ve aşkla Don’ı her şekilde destekleyen kızarkadaşı olarak karşımıza çıkıyor. Wyman‘ın oyunculuğu Milland‘ın yanında sönük kalsa da kesinlikle izlenmeye değer. Yardımcı karakterlerden ise Philip Terry‘nin adını anmak istesem de ben Doris Dowling‘i çok daha iyi buldum. Kariyeri boyunca arka planda kalması da beni epey şaşırttı.

The Lost Weekend 1940’lı yıllar içerisinde çekilen filmleri düşündüğünüzde bence hepsinden bir adım ötede. O dönem savaş olması sebebiyle kurallar gereği sonu kötü bitmese de Wilder yine yapacağını yapıp çok da belli olmayan bir final sahnesine imza atmış. Ben bu klasiğin kaçırılmaması gerektiğini düşünmekteyim. Hem Wilder‘ın cesareti, hem hikayenin gücü, hem de unutulmaz sahneleri için izlenmeli.

[A+]

Oscar Karnesi
*En İyi Film
*En İyi Yönetmen
*En İyi Erkek Oyuncu (Ray Milland)
*En İyi Uyarlama Senaryo
En İyi Görüntü Yönetimi – Siyah/Beyaz
En İyi Kurgu
En İyi Özgün Müzik – Drama/Komedi

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College’a başladı. Şimdi de University College London’da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir