The Hurt Locker

The Hurt Locker

The Hurt Locker

Oscar Maratonu yazı serisinin kapanışını aslında 13 Kasım 2009 tarihinde bu sayfalarda eleştirdiğim The Hurt Locker ile yapıyorum. Eleştiriyi ikinci kez kaleme almamın en büyük sebebi ise The Hurt Locker‘a Oscar öncesindeki taraflı yaklaşımım ve yazının sırf “Acaba En İyi Film seçilebilir mi, yoksa seçilemez mi?” sorusuna cevap vermek için yazılmış gibi olması. Şimdi filmi 2 yıl aradan sonra tekrar izleyip, üstelik notumda en ufak bir oynama yapmadan eleştireceğim. Ama öncesinde bu yazının Oscar Maratonu film ayağının son yazısı olduğunu tekrar belirtmekte yarar var. Yakın zamanda kapsamlı bir 83 yıl dosyası gelecek. Ve bir sonraki Oscar Maratonu serisini de ben yine size bu sayfalardan bildireceğim. Şimdi bakalım 83 yılda En İyi Yönetmen seçilen tek kadının filmine…

The Hurt Locker oldukça acımasız bir savaş eleştirisi aslında. William James adında adeta gözü birşey görmeyen, cesurluktan çok deliliğin sınırlarında gezen bir adamın ekibe katılmasıyla başlayan gerilim dolu operasyonları izliyoruz. Her yeni olayda sinirlerimiz bir kat daha gerilirken, bomba imha uzmanı olan James’in “Acaba şimdi patlayacak mı?” sorusunu sordurtarak kafayı yememize sebep oluşuna şahit oluyoruz. Herhangi bir metne bağlı kalmayıp, kendi gazeticilik deneyimlerinden ele alarak yazdığı senaryoyla Mark Boal herkesin kolay kolay adapte olamayacağı bir konuyu keskin ve başarılı bir dille bizlere sunuyor. The Hurt Locker‘ın son dakikaya kadar ana karakterinin vahşiliğinin sebebini saklaması da cabası.

Kathryn Bigelow‘un bu kadar çok ödül almasının en büyük sebebi ise yarattığı akıl almaz atmosfer. O sene Inglourious Basterds dışında (ve tabi Precious) yönetmenlik adına seyirciye yeni birşey sunmayan adayları düşünürsek Bigelow‘un bu kadar kolay ödüle ulaşmasına şaşırmak o kadar da zor değil. Yalnız ben “Kadın olmasına rağmen savaş psikolojisini şöyle güzel anlattı, böyle güzel çekti.” şeklindeki yorumların hiç birine katılmıyorum. Ne savaş filmleri gördük Hollywood’un en iyi yönetmenlerinden, hepsi birer birer battı. Bigelow‘un cinsiyetinden çok gözlem yeteneğinin kuvveti ve ne istediğini bilmesi başarısının sırrı. Ve tabi senaristiyle olan kuvvetli bağı da bir ikili olarak ne kadar iyi çalıştıklarını gösteriyor.

Oscar’a iki yıl üst üste aday olarak bariz bir yükselişe geçen ve kısa bir süre içerisinde Hollywood’un aranan aktörleri arasına adını yazdıran Jeremy Renner‘ın performansı fazlasıyla başarılı. Yalnız ben bir türlü adını geniş kitlelere duyuramayan Anthony Mackie‘yi de çok beğendim. Million Dollar Baby‘den beri gizli gizli takip ediyorum kendisini. Ralph Fiennes ve Guy Pearce‘ın da kısa performanslarla dikkat çektiği filmde Lost‘un Kate‘i olarak tanıdığımız Evangeline Lilly‘yi de görmek mümkün. Bir de benim aklımda kalan ismi Brian Geraghty oldu ki, o da Renner ve Mackie gibi fazla tanınmamasına rağmen filmin başarısına katkıda bulunan iyi aktörlerden biri olmuş.

Bana kalırsa The Hurt Locker‘ın en büyük kaybı zaten fazla film izlemesi sebebiyle, aşırı tüketmekten sabır taşı haline dönüşen seyirciye anlatmak istediklerini çok fazla yayması. Ve bir de “Yılın Filmi” olma sıfatını elde etmek için gereken niteliklere tam olarak sahip olmadığını düşünüyorum. Burada yıldız gücünden çok filmin gereğinden fazla abartılması sonucu alınan yerli yersiz olumlu eleştirmen desteği var. Ki zaten bu filme ödülü kazandıran da bu oldu. İyi pazarlama yapılırsa her filmin Oscar şansı olduğunun bariz bir örneği işte, daha fazlası değil.

[B+]

Oscar Karnesi
En İyi Film
En İyi Yönetmen
En İyi Erkek Oyuncu (Jeremy Renner)
En İyi Özgün Senaryo
En İyi Görüntü Yönetimi
En İyi Kurgu
En İyi Ses Miksajı
En İyi Ses Kurgusu
En İyi Özgün Müzik

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi yüksek lisansı için Imperial College'a başladı. Şimdi de University College London'da doktora yapıyor. Varı yoğu ödül sezonu. Evham ve düzen göbek adı. Çok konuşur, çok çalışır. Azıcık dili sivri. Mizah tutkunu. Gastronomik sevdaları için dağları delecek kadar gözü kara.

Benzer yazılar

1 Yorum

  1. Geri İzleme: 83 yılın en iyileri « Oscar Boy

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir