The Big C – 3. Sezon

The Big C – 3. Sezon

Laura Linney

(Okuduğunuz yazı diziyle ilgili SPOILER içermektedir!!!!)

Geçtiğimiz Pazar günü izlediğim televizyon dizilerinden 4’ü birden sezon finali yaptı. O yüzden ben yine önümüzdeki 2 günü Sezon Günlükleri‘ne ayıracağım. İlk konuğumuz Showtime’da üçüncü sezonunu tamamlayan The Big C. Laura Linney‘nin başrolünde yer aldığı dizi ilk yayınlandığı tarihten bugüne çok yol kat etti. Yalnız ne yazık ki hala ilk sezondaki enerjisine sahip değil. Hikayenin kolları gün geçtikçe büyümekte. Ana karakterimiz Cathy Jamison’ın karşılaştığı problemler de günden güne artmaya devam ediyor. Üstelik bu yıl sezonu kanserinin tekrardan nüksettiğini öğrenerek kapadı. Öyle ki Cathy tüm karmaşadan ve sorunları terk edip balıkçı Angel’le kaçtı. O hikayenin nereye gideceği de meçhul.

İlk yıl Phyllis Somerville, geçen yıl Hugh Dancy derken küçük kayıplar yaşadık The Big C‘de. Hatta ikinci sezon finalinde Cathy’nin kocası Paul’ün de (Oliver Platt) öldüğünü sanmıştık ama anlaşılan senaristler Paul’e veda etmeye henüz hazır değiller. Hatta bu yıl Paul o kadar önemli bir karakter haline getirildi ki Susan Sarandon‘ın canlandırdığı Joy karakterinin katılımıyla bambaşka bir yön çizildi Cathy’nin evliliğine. Bugüne kadar Alan Alda, Liam Neeson, Parker Posey, Cynthia Nixon gibi ünlü konuk oyuncular ağırlayan dizi üçüncü sezonu da Susan Sarandon haricinde küçük bir Allison Janney performansı ve sahtekarlıkta sınır tanımayan Mamie Gummer‘ın canlandırdığı bir karakterle süsledi.

Laura Linney ve Susan Sarandon

Bu yıl hiç kuşkusuz The Big C‘nin en dağınık, en nereye gideceği belli olmayan sezonuna şahit olduk. Ben bu halden memnun muyum  emin değilim. Cathy ve Paul cephesinde olup bitenler zaten belli. Oğulları Adam’ın (Gabriel Basso) diniyle daha içli dışlı bir çocuk haline dönüşmesi ve Andrea’nın (Gabourey Sidibe) büyük ayrılık sonrası köklerine dönüş hikayesi Cathy’nin tüm sorunlarına göre daha tatlı kalıyor. Ama tabi hiçbiri Sean (John Benjamin Hickey) kadar eğlenceli değil. Bu yıl gaylere yönelik bir telefon hattı işleten Sean kendini bir karı kocanın arasında “üçüncü” olarak buldu. Yalnız Sean’ın duyarlı adamdan bir anda sadece cinselliğe yönelmesi de düşündürücü. Sezon finali bile buraya bağlıydı.

Laura Linney ne yazık ki dizinin nabzı düştükçe En İyi Kadın Oyuncu yarışında arka sıralara kalıyor. Bu yıl Oscar için de epey iddialı gelen Linney‘nin zaten ne kadar başarılı bir aktris olduğunu hepimiz gayet iyi biliyoruz. Tabi ilk senesinde Melissa McCarthy‘ye kaptırdığı ödül için artık adaylığı bile garanti değil, ki bunun en büyük suçlusu bana kalırsa senaristler. Cathy Jamison her geçen yıl ani çıkışlarından başka bir şey yapmayıp oflayıp puflayan sıradan bir kadına dönüşmeye başladı ki tek karaktere dayalı dizilerde bu tür problemlerle hep karşılaşıyoruz. Yalnız benim hala beklentilerim yüksek. Bir anda toparlayan Nurse Jackie’den sonra pek ala bir başka Showtime dizisi olan The Big C de dördüncü sezonda eski formuna geri dönebilir.

Gabourey Sidibe ve Gabriel Basso

Bu arada Showtime dizilerinin ülkemizde pek revaçta olmadığının farkındayım. Gerçi burada Laura Linney olduğu için daha fazla ilgi görüyor olabilir dizi. United States of Tara‘nın aniden yayın hayatının bitmesinden sonra nedense daha çok reklamını yapma gereği duymaya başladım Showtime dizilerine. Sanki reyting sağlayabilecekmişiz gibi. Bu arada ilginç bir detay ekleyelim yazının sonuna. Dizinin yaratıcısı Darlene Hunt daha evvel 90210‘nun iki bölümünde senarist olarak görev almış. Garip… Evet, Emmy beklentilerimiz pek yok. Linney‘nin yeri hiç sağlam değil. Oliver Platt‘in ise üç sezondur aynı mimiklerden kurtulamadığını düşünüyorum. Yine de çıkmadık candan ümit kesilmez. Hala olup olmayacağı açıklanmayan dördüncü sezonda görüşmek üzere.

En İyi Bölüm: What’s Your Story? (Bölüm 2)
Sezon Boyu Spotlight Ödülü: John Benjamin Hickey (Sean Tolkey)
Sezon Notu: B

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.