Gaslight

Gaslight

gaslight_ver3Bazı aktrisler var ki onların adını andığınızda sinema tarihinin bir dönemi gözünüzün önünde beliriyor. Mesela Meryl Streep ve Holly Hunter 80’li yıllar benim için. 90lar’a geldiğinizde Winona Ryder, Helen Hunt geliyor aklıma. Belki söylediğim dönemlerde çok film çekmelerinden ya da çektikleri filmlerin niteliğinin üst seviyelerde olmasından bilinmez, kimileri her dönemin kadını olsa da hep böyle benim için. Şimdi bahsedeceğimiz filmin başrolündeki aktris de Hollywood’un altın çağlarını hatırlatıyor bana. Çok değil, birkaç sene evvel başladı bu seneler öncesinin siyah-beyaz yapımlarını izleyip nostalji yapma hastalığı bende. Oscar Maratonu belki sebebimdi, ama sanıyorum bunu başlatmamın arkasındaki temel sebep o büyüleyici isimleri yakından tanımaktı ilk başta. Marilyn Monroe, Claudette Colbert, Bette Davis, Audrey Hepburn… Her biri vazgeçilmezim oldu. Efsanevi aktris Ingrid Bergman’la tanışmam, daha doğrusu Bergman’ı Bergman olduğunun bilinciyle izlemem Casablanca’ya kavuştuğum güne tekabül ediyor. O gün bugündür, her filmiyle kendisine olan hayranlığım bir kat daha arttı. Bir başka efsane isim, George Cukor’un yönettiği Gaslight, kusursuz aktris Ingrid Bergman’a ilk Oscar’ını kazandıran film olma özelliğini taşıyor. Sözü daha fazla uzatıp aşk mektubumla sizi daha fazla yormayayım isterseniz. Bergman’dan ve tabii ki Gaslight’dan bahsedelim şimdi.

Kariyerinde birbirinden olağanüstü filmler barındıran bir yönetmen George Cukor. Ama ben filmlerinin mükemmeliğinden değil de oyuncularının performanslarını nasıl yukarıya taşıdığından bahsetmek istiyorum. Sinema tarihinde en özel bulduğum oyunculukların pek çoğu Cukor’un yardımıyla beyazperdeye taşınmış. The Philadelphia Story’deki Katharine Hepburn’den tutun Born Yesterday’deki Judy Holliday’e kadar sayısız özel performansa yönetmenlik yapmış. Gaslight ise başarılarla dolu kariyerindeki bir başka örnek. Genel yapısı sebebiyle Hitchcock-vari bir havası olan Gaslight, aile büyüklerinden birinin öldürüldüğü eve yıllar sonra evlenip taşınan Paula Alquist isimli bir kadını anlatıyor. Yalnız hikayenin merkezinde sadece Paula değil; Paula’yla evliliği tamamen taşındıkları eve ve bu evin eski sahibesine bağlı olan Gregory Anton da var.

Tüyler ürpertici atmosferiyle tam bir kara film mizansenine sahip olan Gaslight’ın döneminin en önemli işlerinden biri olduğuna şüphe yok. Kaldı ki filmin o yıl En İyi Film ödülünü kapan Going My Way’den kat kat üstün olduğu düşüncesine de kimsenin itiraz edeceğini sanmıyorum. Patrick Hamilton’ın bir oyunundan beyazperdeye uyarlanan hikayenin en sevdiğim kısmı, Gregory Anton’un eşini ve etrafındaki herkesi inandırdığı soyut gerçek. Filmin yarattığı paranoya o kadar kuvvetli ki bir noktadan sonra bir izleyici olarak siz de Anton’un ağzından çıkanlara inanıp Paula’nın akli dengesini sorgulamaya başlıyorsunuz. Her ne kadar Paula’nın beyaz atlı prensi olmak için çabalayan 2 numaralı esas adamı gerçekçi bulamasam da Cukor’un filmi yaratmak istediği karanlık aşk hikayesi tablosunu tüm detayları düşünerek resmediyor.

Ingrid Bergman’ın performansı tam anlamıyla kusursuz. O sene ödülü başkasının hak ettiğini söyleyecek herhangi biriyle uzun uzun tartışmaya hazırım. Tarihte Oscar almış “şüpheli eş” portresinden çok var ama sırf benzerlik taşıdığı için aldığı ödülü sorgulamak saçmalık olur. Yalnız Gaslight’dan konuşup da sadece Ingrid Bergman’ın adını anmak yanlış olur. Tüylerinizin ürpermesine sebep olan Charles Boyer, yaptığı her şeyle hayranlık uyandıran May Whitty ve kariyerinin çok başında dört dörtlük bir performans çıkaran Angela Lansbury de alkışı hak ediyor. Bergman ile beraber o yıl Lansbury’nin de ödül alamamasının mantıklı bir açıklaması yok ne yazık ki. Yine Akademi’nin hedefi şaşırdığı anlardan biri.

Gaslight ile ilgili sıkıntılarım epey az miktarda. Joseph Cotten’ın karakterini tamamen çıkarıp, Paula’yı sürüklendiği uçurumdan başka yollarla kurtarsalar ya da Cotten’ın karakterinin etkisini biraz olsun değiştirseler filmle kurduğum duygusal bağ daha da kuvvetlenebilirdi.

[A-]

Oscar Karnesi
En İyi Film
En İyi Erkek Oyuncu (Charles Boyer)
*En İyi Kadın Oyuncu (Ingrid Bergman)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Angela Lansbury)
En İyi Uyarlama Senaryo
En İyi Görüntü Yönetimi – Siyah/Beyaz
*En İyi Sanat Yönetimi – Siyah/Beyaz

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

0 Yorum

  1. oguz kaygalak

    going my way filminden daha iyi olduğu görüşüne katılmamak elde değil. bu denli karanlık bir film olması ödülü almasını engelledi bence. ayrıca dönem 2. dünya savaşı yılları olduğu için dini yücelten iyilik temalı bir filme gitti ödül.

    Yanıt
  2. Metin

    Ingrid Bergman gerçekten çok çok özel bir oyuncu.Sadece oscar aldığı Gaslight, Anastasia ve Murder on the Orient Express için değil ama aday olduğu For Whom the Bells Tool, The Bells of St. Mary, Joan of Arc ve özellikle Höstsonaten (Autumn sonata) filmleri ve aday olamadığı Spellbound, Notorious, Elena et les Hommes, Viaggio in Italy, Europa’51, Stromboli, Goodbye Again gibi filmlerde de izlemek lazım.

    Gaslight da gerçekten mükemmel bir film. Bu filmdeki rolüne hazırlanmak için Ingrid Bergman akıl hastanesine gidip sinir krizleri geçiren bir kadını incelemiş, notlar almış ve aynalar önünde çalışmış rolüne. Sonuç hiç şaşırtıcı değil elbette.

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir