The Great Gatsby

The Great Gatsby

great_gatsby_ver15Baz Luhrmann imzalı Romeo + Juliet benim için hala ilk izlediğim günkü değerini koruyan, büyüleyici bir film. Moulin Rouge! ile Romeo + Juliet’i hep bir kıyas içerisinde olduğum için hangisini daha çok sevdiğime karar veremiyorum; ama söz konusu sinemaya olan aşkımın start aldığı dönem ise sanırım Leonardo DiCaprio ve Claire Danes’in iç burkan aşkı her zaman bir adım önde olacak benim için. Kırmızı Perde üçlemesi (Strictly Ballroom, Romeo + Juliet ve Moulin Rouge!) sonrasında Epik Aşklar üçlemesine başlayan Luhrmann, ne yazık ki Australia ile epey hayal kırıklığı yaratmıştı. Kendisinin tarzını sevmeyenler için de gün doğmuş oldu tabii. Luhrmann’ın kabareleri andıran filmlerine Australia ile çamur atılmaya devam ederken geçtiğimiz yıl F. Scott Fitzgerald’ın kusursuz romanı The Great Gatsby’yi uyarlayacağını açıkladı başarılı yönetmen. Tam 2012’ye yetişecek derken, filmin müziklerinin tamamlanmaması sebebiyle bir anda tarih 2013’e sarkıtıldı. Geçtiğimiz günlerde Cannes Film Festivali’nin açılışını yapan The Great Gatsby, Cuma günü de bizim salonlarımıza teşrif etti. Ben de sinemada pek sık randevulaşamadığımız Luhrmann’ın filmine koşarak gittim.

Dediğim gibi, The Great Gatsby bir F. Scott Fitzgerald romanı. Benim de oldukça severek okuduğum, birkaç kere üzerinden geçtiğim ve buna rağmen daha evvelki kötü eleştiriler almış uyarlamalarını izlemekten kaçındığım bir roman. Ama 1920’li yılların New York’u ile Baz Luhrmann’ın buluşacağını duyunca işin rengi değişti tabi. Birinci Dünya Savaşı sonrası toparlanmakta güçlük çeken Amerika’yı arka plana alıp, Fitzgerald’ın “Caz Devri” olarak adlandırdığı normalden bir tık daha ahlaksız, biraz daha özgür bir dönemde geçiyor hikaye. Sevdiği kızı geri kazanabilmek için uzun vadeli planlar yapmış zengin ve gizemli komşusu Bay Gatsby’yi Nick Carraway’in ağzından dinliyoruz filmde. Romanda da Fitzgerald tüm hikayeyi Carraway’in gözünden anlatıyor zaten. İşin sinemasal kısmına geçmeden önce, The Great Gatsby’nin özüne çok sadık bir uyarlama olduğunu düşündüğümü söylemek istiyorum. Gelen negatif eleştirilerin büyük bir çoğunluğu Luhrmann’ın şaşaanın arkasını doldurmadığı yönünde, ama benim kişisel yorumum eksiği değil, fazlası olan bir uyarlama olduğu yönünde.

Baz Luhrmann kendine has mizahı, kabareyi andıran eğlenceleri, görkemli kıyafetler ve ışık gösterileriyle dönemin de koşullarını göz önünde bulundurarak filmi epey bir süslemiş. Hikaye tüm dramasıyla akıp giderken bir yandan da 4-5 senede bir ancak uğrayabildiğimiz Luhrmann dünyasının her ayrıntısını incelemeye çalışıyoruz. Filmin yönetici yapımcılarından biri olan Jay-Z, aynı zamanda kullanılan şarkılara da el atmış. O ve Beyonce, Lana Del Rey, Florence Welch, will.i.am gibi isimlerden duyduğumuz şarkılar The Great Gatbsy’nin eğlencesine eğlence katmış. Her filminde bir oyuncusunu tanrılaştırmadan perdeyi kapatmayan yönetmen, burada da beklenildiği gibi Bay Gatsby’yi canlandıran Leonardo DiCaprio’yu öyle güzel tasvir ediyor ki, Gatsby sinirlerini kaybettiği anda sizde en az o odadaki insanlar kadar şok oluyorsunuz.

Filmin büyük kategorilerde Oscar şansı olduğuna kesinlikle inanmıyorum. Fakat kostüm tasarımı ödülü için şimdiden Catherine Martin’in adını bir kenara not etmekte fayda var. Beyaz perdelerin havada uçuştuğu sahne, Gatsby’nin bahçesi ve Carraway’in mütevazı evi de mutlaka prodüksiyon tasarımı kategorisine girmelerine katkıda bulunacaktır. Bu arada kostümlere el atan Catherine Martin’in sette de tasarımcı olarak yer aldığını ekleyeyim. Teknik anlamda kusursuz olduğunu düşündüğüm The Great Gatsby’yi kurgudan gelecek eleştirilere ise pek diyeceğim yok. Özellikle üç boyutun da getirdiği karmaşayla bazı sahneleri takip etmek epey güçleşiyor. DVD’si çıktıktan sonra bir de normal şekilde izlemek istiyorum The Great Gatsby’yi.

Leonardo DiCaprio yıllardır olmadığı kadar iyi bana kalırsa. O kadar benzer rollerde izledik ki son yıllarda kendisini, hep daha özgün seçimler yapması için söylenip duruyordum. Neyse ki Django Unchained’den sonra şimdi de Jay Gatsby’de bambaşka bir çizgide yine harikalar yaratmayı başarmış. Tobey Maguire için ise aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Bu kadar önemli bir rolün, yıllardır Peter Parker taklidi yapan vasat bir aktöre verilmesi üzücü. Çok sevdiğim Carey Mulligan’ın da yeteri kadar büyüleyici bir Daisy olabildiğini düşünmüyorum. Yalnız Daisy’ye ayrılan ekran süresiyle de alakalı bu. Filmin ilk yarısında neredeyse 50 dakika boyunca göremiyoruz Mulligan’ın yüzünü. Filmin DiCaprio ile birlikte parlayan yıldızlarına gelirsek… Joel Edgerton, Animal Kingdom ile başlayan engellenemez yükselişinde yepyeni bir boyuta geçiş yapmış. Zero Dark Thirty sonrası Hollywood’a kendini tanıtabilmek için bir kez daha imkan yakalamış oldu. İlerleyen yıllarda adını daha sık duyacağımızı düşündüğüm Elizabeth Debicki de muhteşem bir Baz Luhrmann keşfi olmuş. Jason Clarke’ı da es geçmek istemiyorum açıkçası. Isla Fisher’ı rolü için ne kadar zayıf bulduysam, Clarke’a da o kadar hayran oldum.

The Great Gatsby herkesin keyif alabileceği bir film değil. Büyük ihtimalle yine yönetmenin seçimlerine garip eleştiriler gelmeye devam edecek. “Sevmiyoruz” yerine “böyle olmamalıydı” demeyi tercih edenler filmin kötü bir film olduğuna sizi inandırmak için uğraşacak. Ama iyisi mi siz hiç kimseyi dinlemeyip, sinema salonunda kararı kendiniz verin. En kötü, DiCaprio ve Mulligan gibi karizması epey yüksek olan bir çifti izleyip salonu terk edersiniz.

[A]

Oscar Karnesi
En İyi Prodüksiyon Tasarımı
En İyi Kostüm Tasarımı

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

0 Yorum

  1. Metin

    Ben tam tersini düşünüyorum. Fitzgerald’ın o muhteşem romanı kuşa çevrilmiş. Caz Dönemi’ne ait bir filmde hip hop falan duymak çok rahatsız ediciydi. Fazla şatafatlı ama duygusal yoğunluk ve eleştiri olarak pek de o kadar dolu değildi sanki film. Mia Farrow’un karşısında Carey Mulligan da yetersiz kaldı bana. Mia Farrow gerçekten büyüleyiciydi. Leo, fena değildi. Hatta Leo için iyi bile diyebilirim. – ama üzgünüm oscar şansı yok bu filmle -Tobey kuzumuz ise bildiğin kötüydü.

    Fitzgerald benim çok sevdiğim bir yazar, hatta hayat hikayesini de çok etkileyici bulurum. Amerika’nın çıkardığı en iyi edebiyatçılardan biri. O nedenle filmin garip tercihlerine önyargılı davranıyor olabilirim. Elbette ben önyargılıyım -zaten belirttim- ama filmi beğenmek için de filmi izlemeden beğenmeye karar vermiş olmak ve o noktada inat etmek lazım gibi sanki.

    Luhrmann’ın Strickly Ballroom, Romeo + Juliette ve Moulin Rouge filmlerini sevsem de burada gördüğümüz bütün o şaşanın sanki hikayedeki yanlış tercihleri örtmek için düzenlenmiş olduğuna ikna oldum. Nolan filmlerinde ve geçen yılki Les Miserables’ta da aynı şey vardı sanki. Luhrmann, döneme uygun kaçmamış Jay Z’li müzikler… Cole Porter cuk diye oturmuş, keşke Gershwin duysaydık bol bol ama Jay Z’nin yaptığı müzikler?

    Yanıt
  2. aserat54

    “Isla Fisher’ı rolü için ne kadar zayıf bulduysam, Clarke’a da o kadar hayran oldum.”
    “Zayıf” kelimesini biraz açar mısınız acaba? Bu arada, eleştiriniz de çok güzel olmuş, teşekkür ederim…

    Film hakkındaki görüşlerimi madde madde sıralayacağım.
    – Film, tam bir görsel şölen. Kostümler, sanat yönetimi, müzikler çok güzel…
    – Tempo, hiç düşmüyor.
    – Ne yalan söyleyeyim, 3D teknolojisi filme hiçbir şey katmamış.
    – Leonardo DiCaprio, beklentilerimi karşılayarak, beni yine mutlu etti. Yine de, “The Wolf of Wall Street” ile ödül radarına girecek galiba.
    – Nick Carraway gibi ağır bir rol, Tobey Maguire’a çok fazla gelmiş.
    – Carey Mulligan da beni ilk defa şaşırttı. Romanını de okumuş biri olarak tam bir Daisy Buchanan havası vermiyordu.

    Baz Luhrmann’ın filmlerini sıralarsam;
    1-) Romeo + Juliet [A+]
    2-) Moulin Rouge! [A+]
    3-) THE GREAT GATSBY [A-]
    4-) Strictly Ballroom [B+]
    5-) Australia [C+]

    SONUÇ: Elinize patlamış mısırınızı alın, koltuğunuza oturun, 3D gözlüğünüzü takın ve filmin tadını çıkarın. 142 dakikalık bir görsen şölen sizleri bekliyor…

    🙂

    Yanıt
  3. aserat54

    Son olarak filmin Oscar’da ana kategorilerde hiç şansı olmadığını söylediniz. Ama, siz olsanız bu filmi kendi ödüllerinizde değerlendirmeye alır mıydınız?

    Yanıt
    1. Umur Çağın Taş

      Bilemiyorum. Sene sonunda hep beraber göreceğiz. Sadece blogu ilk açtığım günden beri ilk kez Mayıs ayında yüksek not verdiğim film sayısı bu kadar fazla, onu söyleyebilirim. Sanki kaliteli bir yıl geçiriyormuşuz gibi hissediyorum.

      Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.